ODALAR

16 Mayıs 2013 Perşembe

ANNEM VE BEN _ Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: Mayıs 2013
Sayfa Sayısı: 268

Agatha Christie romanlarını, kendinden çok fazla uzağa kaçmadığı -yoğun otobiyografik öğeler taşıdığı- için seviyor olabilirim. Tabii bu, duygusal romanlarında daha belirgin. Türkçede yayınlananlar içinde en etkilendiğim Bitmemiş Portre idi ki, Agatha Teyzemizin çocukluğu-gençliği ve evliliği üzerine kurulmuştu. Annem ve Ben ise onun kızıyla olan ilişkisine dair bir kitap diyebiliriz. O kadar ki, kızı Rosalind romanın tiyatro oyunu olarak sergilenmesini hiç istememiş, Christie'nin torunu Mathew Pritchard da kitaptaki Sarah karakterinin aynen annesi gibi davrandığını söylüyor.

Eşini uzun zaman önce kaybetmiş, orta yaşlı, güzel bir kadın olan Ann, sevgilisi Richard Cauldfield'la bir yuva kurmak üzeredir.  Yetişkinliğe yeni adım atmış kızı Sarah, annesinin bu adamla mutlu olamayacağına inanır ve evlenmesini istemez. Genç kız görünürde herşey yolundaymış gibi davransa da gizliden gizliye Richard'ı iğnelemeye ve kışkırtmaya başlar. Müstakbel üvey babası ile aralarındaki gerilim doruk noktasına ulaştığında, Ann bir seçim yapmak zorunda kalır. Bu seçimin gölgesiı tüm hayatlarını etkileyecek, yıllar sonra Sarah'ın annesinden destek beklediği bir anda büyük bir fırtına ile patlayacaktır..

Christie kitaplarının büyük çoğunluğunda, Poirot veya Miss Marple olmasa bile bir bilge kişi mutlaka bulunur. Annem ve Ben'de bu rolü Laura Whitsable üstleniyor, gayet modern ve yerinde tavsiyeleri var. Güven hissi veren bu karakterin haricinde, Ann'ın evdeki hallerini düşündüğü huzurlu bölümler de çok hoş. 'Şimdi eve gideceğim, Edith bana omlet yapıp, tepsimi şöminenin önüne getirecek, tabii yanında kocaman bir fincan çay..' v.b. O sıcak, güzel yuva hissi. Cinayet romanları yazarı Agatha Christie'nin, -polisiye olanlar da dahil- bu kadar insanı sarıp sarmalayan kitaplar yazması hayli enteresan değil mi?

Bir şeyi saklayıp, yokmuş, hiç olmamış gibi davranmaktansa, esaslı bir tartışmayla konuyu kapatmak her zaman daha iyidir. (sf 252)

Laura Whitsable birden ayağa kalktı. 
'Doğru şeyi yanlış insana söylemekten ,' dedi ders verircesine. 'Daha büyük bir zaman kaybı olamaz...' (sf 259)