ODALAR

24 Haziran 2026 Çarşamba

VAHŞİ KİTAP Juan Villoro

 

Yayın Evi: Can Yayınları
Basım Yılı: Ocak 2018
Sayfa Sayısı: 269

Uzun zamandır okuduğum en güzel çocuk kitabıydı. 

Valizimde bir kitap vardı; Örümcekler Hakkında Her Şey. Kitabı daha önce okumuştum ve aslında tam da bu nedenle seçmiştim. Neyle karşılaşacağını bilmediğim bir kitapla riske girmektense okuyup beğendiğim bir kitabı tekrar tekrar okumayı seviyordum. [sf 32]

İncecik ellerini düşündüm, hiçbir şey yapmadan durunca bile bir şey, iyi ve sakinleştirici bir şey diyormuş gibi görünen ellerini… Her şeyin daha iyi olabileceğini düşünmek için onları görmek yetiyordu. [sf 73]

Sırf okuma bildikleri için kitapları anladıklarını sanan insanlar vardır. Sana söylemiştim, kitaplar ayna gibidir. Herkes orada aklında olanı görür. Sorun şu ki içinde gerçekten ne olduğunu ancak doğru kitabı okuduğunda keşfedersin. Kitaplar zamansız ve riskli aynalardır. En özgün fikirleri bulmanı sağlarlar, daha önce sahip olduğunu bilmediğin şeyler getirirler aklına. Eğer okumazsan, bu fikirler aklında kapalı kalır, bir işe yaramaz. [sf 109]

Catalina o aralar çok yoğundu çünkü bir grip salgını vardı ve bütün şehir aksırıp tıksırıyordu. eczaneye o kadar çok hasta girip çıkmıştı ki hastalık ona da bulaşmıştı. Ateşi yoktu ama ikide birde yumuşacık bir sesle ve acı hardal kokluyormuş gibi gözlerini kapayıp burnunu kıvırdığı muhteşem bir mimikle burnunu çekiyordu. Yine o an fark ettim: tanımadığın insanlarda ilgilenmediğin, hatta rahatsız olduğun şeyler hoşlandığın birinde sana güzel görünüyordu. [sf 127]

Dayım şaşkınlığımı fark etti ve şöyle dedi:

'Tatlı ve tuzlu kronopyoları birlikte yedin. Şu anda ağzında geçmiş ve gelecek birbirine karıştı. Yani şu anda şimdinin tadını alıyorsun.'
'Tuhaf bir tat,' dedim.
'Gerçekten, sevgili yeğen, şimdinin tuhaf bir tadı vardır. Halen yaşanmakta olan bir şeyi çözümleyemezsin. Yalnızca geçmiş ve gelecek tanımlanabilir birer tada sahiptir.' [sf 186]

Birden çok büyük bir etkiye yol açan bir cümle okudu: 'Kitaplar yazılanı hatırlamaya yarar ama aynı zamanda kitabın içinde olmayan başka şeyleri de hatırlamaya yarar.' [sf 193]

'Evet. Eczanede bazı ilaçlar vardır, üzerlerinde şöyle yazar: 'Kullanmadan önce çalkalayınız.' Tozu şişenin dibine çöker, içmeden önce çalkalamak gerekir.'
'İyi de dayım bir ilaç değil ki!'
'Çalkalanmaya ihtiyacı var, yoğunluğunu yeniden kazanmaya, severek yaşamaya, başına bir şey gelmesine, cesur olmaya ihtiyacı var.' Catalina'nın elleri o kadar hızlı hareket ediyordu ki elektrik çarpmış gibi görünüyorlardı. 'Artık şu heykellerden biri gibi yaşamayı bırakıp kendi payına düşen zaman için bir şeyler yapmasının vakti geldi.' [sf 200]

Bazen insan önemsiz görünen bir şeyi yakalar ve o daha önemli başka bir şeyi yakalamaya yarar. İyi bir balıkçı kendisini yakalamaya değer bir balık tutması için yardım eden önemsiz balıkları da yakaladı. İnsanlarla ilgili de benzer bir şey olur. Gerçekten ilginç insanları tanımak için başka pekçok kişiyle tanışmak gerekir. [sf 212]

'Okurken asla harfleri görmezsin, harflerin bahsettiği şeyleri görürsün: bir orman, kütüphaneye dönüşmüş bir ev, bir eczane… Kitaplar aynalar gibi işler, farklı sahnelerle dolu birer pencere gibi.' [sf 228]

Bütün kitaplar bir okur onları uyandırıncaya kadar uyur ve içlerinde onu yazan insanın gölgesi yaşar. [sf 238]


12 Haziran 2026 Cuma

ROMAN GİBİ Daniel Pennac

 

Yayın Evi: Metis Yayınları
Basım Yılı: Haziran 2019
Sayfa Sayısı: 131

Görülüyor ki okumak ya da okumamak fiili emir kipi de çekilmiştir bile. Geçmişte de böyleydi. Öyle ki okumak düzene karşı bir eylemdi o zaman. Romanın keşfine aileye itaatsızlığın keyfi de katılıyordu. Çifte sevinç! Ah o battaniyeler altında elektrikli cep fenerinin ışığında geceden çalınan okuma saatleri! Gecenin o saatlerinde, Anna Karenina‘nın arabasının atları ne kadar da hızlı koşarlardı Vronski‘ye doğru! Birbirlerini seviyorlardı, ne kadar güzel ama okumanın yasaklanmasına rağmen sevmeleri daha da güzeldi. Seviyorlar birbirlerini, bitirilecek matematik ödevine rağmen, verilecek “edebiyat kompozisyonu”na rağmen, düzeltilecek odaya rağmen; sofraya oturmak yerine birbirlerini seviyorlardı, tatlı masaya gelmeden önce seviyorlardı, top oynamaya ve mantar toplamayı tercih ediyorlardı birbirlerini… Birbirlerini seçmişler ve her şeye tercih etmişlerdi… Aman, ne güzel aşk bu!

Ve ne kadar kısaydı bu roman. [sf 14]

İyi sürdürülen bir okuma kişiyi, kendisi dahil her şeyden kurtarır.

Ve hepsinden önemlisi, ölüme karşı okuruz.

Babanın ticari tasarılarına karşı okuyan bir Kafka’dır, annenin alaycılığına karşı okuyan bir Flannery O’Connor’dır (“Budala mı? Ismarladığın kitabın adıyla ne kadar da benzeşiyorsunuz!”), Verdun siperlerinde Montaigne’i okuyan bir Thibaudet’dir, işgal altında ve karaborsanın hüküm sürdüğü Fransa’da kendi Mallarmé’sine dalmış bir Henri Mondor’dur, Beyrut zindanlarında Savaş ve Barış‘ın aynı ciltlerini durmadan okuyan bir gazeteci Kauffmann’dır, Valéry’nin “iki büyük acı arasında, sevdiği bir şiiri kendine okumakla bir parça hafifler veya daha doğrusu, mukavemet ve sabrını tazeler,” dediği, narkozsuz ameliyat olan o hastadır. Ve tabii, bu özlü sözüne pek çok kompozisyonda rastlayabileceğimiz Montesquieu’nun itirafıdır: “Çalışma, benim için bıkkınlıklara karşı en etkili ilaç olmuştur; bir saatlik okumanın alıp götürmediği bir üzüntüm yoktur.”

Ama günlük işlerimizin arasında, yağmur şıpırtısına karşı sığınılan bir kitaptır, metronun uğultulu ahengine karşı sayfaların sessiz cazibesidir, sekreterin çekmecesinde saklanan romandır, öğretmenin, öğrencileri tahtada iken okuduğu bir parçadır ve boş kâğıdını öğretmene vereceği zamanı beklerken, arka sırada belli etmeden okuyan öğrencidir. [sf 62-63]