ODALAR

2 Eylül 2018 Pazar

UZAK Oruç Aruoba

Yayın Evi: Metis Yayınları
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 134

Uzak, iki bölümden; Tavşan Besleyene Kılavuz ve Özlem Çekene Kılavuz'dan müteşekkil bir kitap. Başlıklarda ne vadediyorsa onu sunuyor. Parçalar halinde anlatılan düşünceleri kişisel veya varoluşsal altmetinlerle okumak mümkün. 

Kitapta işaretlediğim yerleri bu yazıya geçirirken, bu notların büyük ölçüde yazarın başka edebiyatçılardan yaptığı alıntılar olduğunu gördüm. Her ne kadar akıcı ve yalın bir şekilde yazıldığı için sıkılmadan okuduysam da en çok etkilendiğim kısımların Oruç Aruoba'nın cümleleri olamadığı anlaşılıyor. 

İlkgençlik çağlarında salt özlem üzerine olmasa da seçip sevdiğimiz kavramlar üzerine parçalı deneme metinler yazmaya çalışırdık, bana biraz da onları hatırlattı, böyle ham, üzerinde fazla durulmamış, akla geldiği gibi yazılmış -veya öyle duran- cümlelerden oluşan paragraflar. Tabii o zamanlar da okuduğumuz nefis yazılardan biliyorduk ki, yazdıklarımız edebiyat değildi.. Bir iç döküş, paylaşma belki.

Şule Gürbüz özlem ile gitmek arasında şöyle bir ilişki kurar:
özlem nasılsa gidip gidip
hep durmaktır kendinde. 
(Ağrıyınca Kar Yağıyor, s.40) [sf 41]

Özlem, örneğin, işitmeyeceğini bildiğin birisine - yalnızca ona; ama, kendi kendine - "Neredesin?" diye seslenmendir.
(...)
Ne güzeldin giderken kanım can parçam benim
İçimdeki kuş tünek değiştirdi
Yüreği durmadan dönecek misin?

diye seslenir Bilge Karasu (ÜÇLÜ SABAH, 1958) gitmiş özlediğine,uzaktan: bekleyecektir onu. [sf 42]

Canetti'nin temellendirmesiyle: 'Seni bekleyen birisi varsa, gerçekte yalnız değilsindir.'... [sf 44]

Gayet aklıbaşında görünüyor, insanlarla konuşuyordu; herşeyi ötekilerin yaptığı gibi yapıyordu, ama içinde iğrenç bir boşluk vardı, artık hiçbir kaygı duymuyordu, hiçbir arzu; varoluşu zorunlu bir yüktü ona.-- Öylesine yaşayıp gitti.
(Werke und Briefe, Münchner Ausgabe (Herausge. Pömbacher et al.), dtv, 1988, S.158) [sf 49]


Özlem, özleyenin bütün varoluşu içinde, boydanboya uzanır: sanki bütün dokularına, en küçük hücrelerine varasıya, 'içine' işler -- öyle olur ki, özleyen, tek bir büyük özlem ateşi gibi hisseder kendini. 
Bu yüzden de yakıcıdır özlem. [sf 52]

Tek başlarına duran iki kır evi -hâlâ böyle şeyler varsa-, tarlalar üzerinden bir saatlik yürüyüş uzaklıkta da olsalar, en giizel komşuluk içinde olabilirler; buna karşılık, iki kent evi, aynı sokakta karşıkarşıya olsalar ya da hatta birarada yapılmış da olsalar, hiçbir komşuluk bilmezler.  Heidegger [sf 74]

Özlemek ile beklemek arasında garip bir bağlantılar ağı vardır: 
Bekleyenin bekleneni özlemesi ile, özleyenin, özlenenin gelip gelmeyeceği konusundaki beklentisi, bir bağlantılar yelpazesi içinde durur. Bunun iki ucunda, iki kesinlik vardır: beklenenin geleceğinin; ve, gelmeyeceğinin kesin olduğu, durumlar. 

Bir uçta, bekleyen beklenenin geleceğinden eminse -kişinin beklediğinin gelecegi kesinse bir aydmhk kaplar özlemi: umutlu, amaçlı, canlı... 

Öteki uçta, bekleyen beklenenin gelmeyeceğinden eminse -kişinin beklediğinin gelmeyeceği kesinse bir karanlık duygu olarak kalır özlem: umarsız, çaresiz, bezgin... [sf 75]

Gesualdo'nun bir madrigali, özlem çekenin yaşamı ile olümü arasmda kurabileceği bağlantıyı şöyle dile getirir: 

Onu görmezsem ölemem, 
onu görmeden yaşayamam. 
Öyleyse ne ölüyüm, ne de bir hayatım var. 
Ey aşk tansığı, ah garip talih, 
ne yaşamak yaşam, ne ölüm ölmek. 
(Enis Batur çev.)  [sf 132]




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Burası sukûnetin hakim olduğu, tenha bir kütüphane. İçinden geçenleri fısılda ki orada olduğunu bileyim.