23 Aralık 2020 Çarşamba

BİBLİYOMANİ Gustave Flaubert

Yayın Evi: Sel Yayıncılık
Basım Yılı: 2019
Sayfa Sayısı: 70

Bibliyomani, Gustave Flaubert'in kitapları delicesine seven bir sahafın başına gelenleri anlattığı, uzun sayılabilecek bir hikayesi. Herkes gibi, yazarın en bilinen romanı Madam Bovary'i okumuş olsam da bu hikaye yakın zamana kadar dikkatimi çekmemişti. 

Flaubert, ilkgençliğinin başlarında yazdığı bu ilk öyküsünde, gazetede çıkan bir haberden yola çıkarak, İspanya'da gerçekten yaşamış bir bibliyomanı tasvir ederken benzetmeleri o kadar incelikli, anlatımı o kadar ayrıntılı ve ustaca ki, daha sonra Fransız edebiyatının temel taşlarından biri sayılan bir yazar olacağının işaretleri kurgusunda açıkça görülüyor.

Sel Yayıncılık'ın bu basımına hikayenin elyazısı taslağı ve ilk defa yayınlandığı gazetenin bir sayfasını da eklemişler. Okuyucu için bir hoşluk olmuş. Çevirisi zaten iyi olduğundan tercih edilebilir. 

Selim İleri / Gelinlik Kız, Oscar Wilde / Gül ile Bülbül, Nezihe Meriç / Keklik Türküsü, Agatha Christie / Terzi'nin Bebeği, Onat Kutlar / Kül Kuşları gibi çok sevdiğim bazı hikayelerin arasına Bibliyomani de eklenmiş oldu. Okumakta geç kalmışım. 🤎

Komşuları hemen her gece, Giacomo’nun dükkân camlarının öte tarafında, önce durduğu yerde titreyen, bir müddet sonra ilerlemeye başlayıp uzaklaşan, üst kata çıkan ve kimi zaman da sönüp giden bir ışığa tanık olurlardı. Işık ne zaman sönecek olsa çok geçmeden kapıları vurulur, Giacomo, açılan bir yaprağın rüzgârıyla sönmüş mumu tekrar yakmaya gelmiş olurdu. Bu ateşli ve hummalı geceleri kitaplarının arasında geçirirdi; dükkânının deposunda oradan oraya koşturur, kütüphanesinin koridorlarında kendinden geçmiş, büyülenmiş halde dolaşır, saçı başı darmadağın olur, sonra ışıl ışıl parıldayan gözlerindeki bakışlar birden sabitlenir ve oracıkta dururdu. Alev alev yanan terlemiş elleri uzandığı raftaki kitaplara dokunurken tir tir titrerdi. Bir kitabı alır, sayfalarını çevirir, parmaklarını kâğıdında gezdirir, altın varaklarını, kapağını, harflerini, mürekkebini, kıvrımlarını ve son sözcüğüne biçim veren çizimleri incelerdi. Sonra kitabın yerini değiştirir, daha yüksekte bir rafa koyar ve saatlerini oracıkta, ismini ve şeklini seyrederek geçirirdi. [sf 7]

Bütün bu kitapların arasında olmaktan, bakışlarını yaldızlı harflerin, yıpranmış sayfaların, solmuş parşömenlerin üzerinde gezdirmekten mutluydu. Bir körün ışığı sevdiği gibi seviyordu bilgiyi.

"Hayır! Sevdiği bilginin kendisi değildi aslında; onun aldığı biçimi, yansıyan suretini seviyordu. Bir kitabı seviyordu çünkü o bir kitaptı; kokusu, biçimini, ismini seviyordu onun. Bir elyazmasının silinmeye yüz tutmuş tarihini seviyordu, o garip, yabancı, gotik harflerini, çizimleri cömertçe dolduran yaldızlarını, tatlı ve yumuşak râyihâsını mutlulukla içine çektiği tozla kaplanmış yapraklarını seviyordu. Kâh kurdelelerle sarmalanmış bir çeşmenin iki başına yaşlanmış Eros'ların arasında kalmış, kâh bir mezar taşına kazınmış, kâh bir sepetin içinde, güllerin, altın elmaların ve mavi demetlerin arasına boylu boyunca uzanmış o güzeller güzeli son sözcüğünü seviyordu. [sf 11]



2 yorum :

  1. Okumadım. Ama şu an fena halde okumak istedim:) Kitapçıya gittiğimde aklımda olsun.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kitap sevip bu hikayeyi sevmemek mümkün değil, keyifli okumalar ☺️

      Sil

Burası sukûnetin hakim olduğu, tenha bir kütüphane. İçinden geçenleri fısılda ki orada olduğunu bileyim.