23 Ağustos 2017 Çarşamba

OKUMA GÜNLÜĞÜ Alberto Manguel

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 208

Manguel'in merakımı cezbeden çok kitabı var ama Geceleyin Kütüphane'den sonra sevgili Eren'in bloguna ilham kaynağı olan bu kitabı okumak istemiştim.

Alberto Manguel'in gençken okuyup sevdiği oniki kitabı* bir yıl içinde yeniden inceleyerek yorumladığı, bu kitapları okurken hayatında, etrafında olup bitenlere dair notlarıyla da zenginleştirdiği Okuma Günlüğü'nü büyük bir zevkle bitirdim. Hatta yazıya ekleyeceğim alıntılar için bakarken, birçok yerini tekrar okuyasım geldi.

İspanyolca'da 'bekleme' sözcüğü espera, 'umut' anlamına gelen esperanza ile aynı kökten geliyor. Gide, Günlük'ünde şunu söylüyor: 'Sala de espera. Ne güzel bir dil bu, beklemeyi umutla karıştırıyor!'  [sf 61]

Bakış açısı; Watson esrarengiz cinayeti düşünürken ve dönüp Bayan Morstan'ın evine bakarken, onu avutan şey yalnızca sevdiği kadının düşüncesi değildir. 'İnsanın içini rahatlatan şey, bizi yutmuş olan yabanıl, karanlık olayın ortasında rahat bir İngiliz evinin bir anlık görüntüsünü yakalamaktı,' diye yazar. Sıfatlar dikkat çekici. [sf 95]

Türkçede muhabbet sözcüğü hem 'sohbet' hem de 'sevgi' anlamına gelir. Her ikisi için de "muhabbet etmek" diyebilirsiniz. Sohbet etmenin, bir insanın kalbine ya da aklına açılmış bir pencere olması düşüncesini seviyorum. [sf 109]

'Nostalji' sözcüğü 22 Haziran 1688'de Johannes Hofer adlı Alsaceli bir tıp öğrencisi tarafından bulunmuş; dağlarından uzak kalan İsviçreli askerlerin hastalığını tanımlamak için, Dis- sertatio medica de nostalgia başlıklı tıp tezinde, nostos ('dönmek') sözcüğünü algos ('acı') sözcüğü ile birleştirmiş. [sf 123]

Don Quijote'yi okurken, Cervantes'in yeniden kurduğu dünya şaşırtır beni ve hikâyenin gelişimine pek fazla dikkat edemem. İki serüvencinin yolculuk ettiği yerler, günlük çatışmalar, çektikleri acı, kir pas, açlık ve dostlukları öyle güçlü bir dille anlatılır ki, onların bir öyküyü izlemekten başka bir şey yapmadıklarını unutur ve sadece arkadaşlıklarının tadını çıkarırım. Bundan sonra ne olacağından çok şu anda ne olduğu daha çok ilgilendirir beni. Bazen Conrad, Thomas Mann ya da Sherlock Holmes öykülerini okurken de aynını hissediyorum. [sf 135]

Birini severdim, öldü. Onunla son kez birlikte olduğumda, ölüm onu geçmişte uyanmış gibi olağanüstü gençleştirmişti, bir zamanlar, hiç dünya deneyimi olmadığı zamanki gibiydi, henüz her şeyin mümkün olduğunu bildiği için mutluydu. [sf 160]

Sei Şonagon: 'Dünya bazen beni öyle öfkelendirir ki, bir an daha bu dünyada yaşayamayacağım gibi gelir bana, bir daha dönmemek üzere kaybolmak isterim. Ama sonra, güzel bir beyaz kâğıt parçası, Mişinoku kâğıdı ya da beyaz süslü bir kâğıt bulabilirsem, bu gibi şeylere biraz daha katlanabileceğime karar veririm.' [sf 167]

Sei Şonagon 'şiir konusu' olabileceğini düşündüğü şeylerin bir listesini yapıyor. Listenin kendisi bir şiir gibi:

Başkent. Arorot. Sazlıklar. Taylar. Dolu. Bambu. Yuvarlak yapraklı menekşe. Kurtpençesi. Yabani pirinç. Düz tabanlı nehir tekneleri. Çin Ördeği. Saçılmış kmdıra sazı. Çimenlik. Yeşil sarmaşık. Armut ağacı. Hünnap ağacı. Hatmi çiçeği.


Liste yapmada, anlam yalnızca çağrışımla gelecekmiş gibi, belli bir büyüsel keyfilik vardır. [sf 169]


*Manguel'in bölüm başlıkları olan kitaplar;

HAZİRAN Adolfo Bioy Casares'ten Morel'in Buluşu
TEMMUZ H. G. Wells'ten Dr. Moreau'nun Adası
AĞUSTOS Rudyard Kipling'den Kim
EYLÜL François René de Chateaubriand'dan Mezar Ötesinden Hatıralar
EKİM Sir Arthur Conan Doyle'dan Dörtlerin Simgesi
KASIM Johann Wolfgang von Goethe'den Gönül Yakınlıkları
ARALIK Kenneth Grahame'den Söğütlükte Rüzgâr
OCAK Miguel de Cervantes'ten Don Quijote
ŞUBAT Dino Buzzati'den Tatar Çölü
MART Sei Şonagon'dan Yastıkname
NİSAN Margaret Atwood'dan Yüzeye Çıkış
MAYIS Joaquim Maria Machado de Assis'ten Brás Cubas'ın Ölüm Sonrası Hatıraları


22 Ağustos 2017 Salı

KARANLIKTAN SONRA Haruki Murakami

Yayın Evi: Doğan Kitap
Basım Yılı: 2017
Sayfa Sayısı: 180

Haruki Murakami, okuduğum bazı kitaplarını çok sevdiğim, bazılarında ise biraz sıkıldığım bir yazar ama her halukarda tüm yazdıklarını okumak istiyorum. Eksikleri peşpeşe okuyabileceğim bir zamanda tamamlarım diye düşünürken, yazarın 2004 yılında yayınlanan ama Türkçe'ye çevrilmemiş romanı Karanlıktan Sonra çıktı.

24 saat açık bir fastfood restoranında entel, genç bir kız masalardan birine oturmuş, kimsenin onu rahatsız etmeyeceğini umarak, sabaha kadar kahve içip kitap okumayı planlıyordur. Onun eve dönmemesine sebep olan şeyler, restoranda karşılaştığı eski bir müzisyen arkadaşı, yakınlardaki kötü şöhretli bir otel, uzun bir uykuya dalmış ve uyanmak istemeyen kızın ablası v.b., o gece boyunca olup biten herşeyin geçmiş ve gelecekle bağlantısı Karanlıktan Sonra'nın akışını oluşturuyor.

Doğan Kitap, eseri birkaç farklı kapak rengi ile bastığı, bu sebeple netten rastgele sipariş etmek istemediğim için istediğim renk seçeneğini kitapçıdan ısmarlamıştım, bana geldiğinde biraz sağına soluna bakayım derken kitap öyle bir sardı ki okuyup bitirivermiş bulundum.

Murakami, ruhsal olarak yapayalnız roman kahramanlarının tuhaf ilişkilerini, klasik mesafeli tavrıyla anlatıyor. En iyi kitabı değil yazarın ama iyilerden biri.

21 Ağustos 2017 Pazartesi

SHAKESPEARE'DAN RUHA DOKUNAN DÜŞÜNCELER Haz. Aslı Aker

Yayın Evi: Carpe Diem Yayınları
Basım Yılı: 2006
Sayfa Sayısı: 134

Ruha Dokunan Düşünceler serisinden elimdeki dört kitabın haricinde okumayı düşünmüyordum ama Shakespeare okumamız esnasında
bu kitabı da sahaflardan alıp listeme ekledim. Tolstoy, Dostoyevski
ve Balzac haricindeki tüm kitapları da okumuş oldum böylelikle.

Daha önce bu kitaplarla ilgili yazdığım düşünceler bu kitap için de
geçerli; eserin herhangi bir yerinden alınmış olduğu için kopuk
cümleler ve hangi alıntının hangi kitaba ait olduğunun net olarak yazılmaması sebebiyle çok da keyifli bir okuma olduğunu
söyleyemem ama sanırım en çok altını çizdiğim yer Shakespeare'ın alıntılarında oldu.


Ölümlülerin başını yiyen;
Kendilerine duydukları fazla güven. [sf 29]

Süt ninesine bile
türlü türlü diller dökmüştür bu herif
memesini emmezden önce! 

Zamanımız böylelerine hayran işte,
böyle günün türküsünü çağıranlara! 

Gösterişler, kırıtmalar altında
köpüğe benzeyen boş bir beyin. 

Bununla en parlak, en ince görüşlü insanların
ağzından girip burnundan çıkmayı becerirler. 

Oysa içlerini yoklarsanız,
bir üfürmede su kabarcıkları gibi
patlayıverir neleri varsa. [sf 36]  


Büyük sevgide, küçük kuşkular
korkuya döner;
küçük korkular büyüdükçe
artar büyük sevgiler. [sf 46]  

Kurnaz gözlerin sanat yeteneği az
Sırf gördüğünü çizer, yüreği tanıyamaz. [sf 59]

Zaman ikiyüzlülüğün gizlediğini
nasıl olsa br gün ortaya çıkarır. [sf 80]

Yaldızlı mezar görünce gözün kamaşır; 
Bilmezsin ki içinde kurtlar kaynaşır. [sf 95]

Yoksul olup da haline şükreden insanın
kendisi de zengindir gönlü de. 
Oysa zenginliği sınırsız olduğu halde
her an yoksul düşme korkusuyla yaşayanın
bir kış kadar yoksul bir hayatı vardır. [sf 97]

Ölmek, uyumak sadece! Düşünün ki uyumakla yalnız
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü!
Çünkü o ölüm uykularında,
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından,
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden. [sf 104]


20 Ağustos 2017 Pazar

KAYIP HİZMETÇİ VAKASI Tarquin Hall

Yayın Evi: Büyülü Fener Yayınevi
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 321

Kayıp Hizmetçi Vakası, Vish Puri serisinin ilk kitabı. Kitabı sevgili Judy'nin blogunda görmüştüm. Judy, dedektif için 'Adeta Hindistan'ın Hercule Poirot'su.' yazınca, çok merak ettim. Kitabın kapağı da ayrıca şahaneydi tabi.

Vish Puri'nin bu kitaptaki görevi; evindeki hizmetçinin kaybolmasından dolayı cinayetle suçlanan ünlü bir avukatın içine düştüğü sıkıntılı durumu çözmek. 

Böyle kısaca konusunu yazınca çok cazip görünmüyor ama aslında kitap gayet eğlenceli ve ilginç. Vish Puri'nin geniş ailesi, yardımcıları, Hindistan'ın rengarenk şehirleri, yemekleri, adeta başdöndürücü bir hızla geçit resmi yapıyor.

Tarquin Hall'ın seriye ait diğer üç kitabı Türkçe'ye çevrilmiş ve güzel kapaklarıyla basılmış. Onları da okumak istiyorum.

19 Ağustos 2017 Cumartesi

ODAMDA GECE SEFERİ Xavier de Maistre

Yayın Evi: İletişim Yayınları
Basım Yılı:
Sayfa Sayısı:

Xavier de Maistre'nin Odamda Yolculuk kitabını okuduğumda, Odamda Gece Seferi'ne İletişim Yayınları'ndan devam etmeye karar vermiştim. İki kitabın bir arada bulunduğu bu baskı, hem çevirisinin güzelliği hem de peşpeşe okumak açısından çok daha ideal bir kitap.

Yazar, bu defa çatı katındaki yüksek penceresine merdivenle tırmanıyor ve dışarı bakıyor, bize de binbir türlü şey anlatıyor.  

Hafif modası geçmiş bir romantizm duygusuyla dolu olsa da zevkli kitaplar bunlar. Maistre'nin başka hangi kitapları Türkçe'de yayınlanmış bilmiyorum ama hoş vakit geçirmek için okumak isterdim. 

Hadi çoktan uykuya dalmış olanları geçtim, ama etrafta dolaşanlar, tiyatrodan çıkan kalabalıklar bir an için gözlerini kaldırıp üzerlerinde dört bir yanda parlayan yıldızlara bir baksalar, onları hayran hayran izleseler ne kaybederler? Ama yok, Scapin'i, Jocrisse'yi hayranlıkla izleyen bu kişiler kafalarını kaldırmaya tenezzül dahi etmezler, yukarıda bir gökyüzünün bulunduğunu akıllarına bile getirmeksizin hoyratça evlerine döner yahut başka bir yere giderler. Ne tuhaf! Gökyüzünü her an ve hiçbir ücret ödemeksizin seyredebilecekleri için, bunu yapmayı istemezler bile. Şayet gökkubbe bizden her daim saklı olsa, bu gösteri de bize bir kimsenin girişimiyle sunulmuş olsaydı, çatıların üzerinde sahneyi en iyi gören localar paha biçilmez olur, Torinolu hanımefendiler de benim küçük pencerem için birbirleriyle yarışırlardı. [sf 96]

18 Ağustos 2017 Cuma

İNSANIN ACISINI İNSAN ALIR Şükrü Erbaş

Yayın Evi: Kırmızı Kedi Yayınevi
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 256

Adı sanki çok şey söylüyor, hikayeler anlatıyor gibiydi, sonra o meşhur cümleler vardı; aslında ayrılığın ne olduğuna dair. Kayıtsız kalamadım, alıp okudum. 

Kitabı bitirdikten sonra bir de okurlar tarafından hangi cümleleri alıntılanmış, netten onu kontrol ettim. Dalgın bir şekilde mi okudum, o sebeple mi hemen hemen hiç bir yerini beğenemedim diye düşünmüştüm. Ama 'ayrılık' yazısı -ve bir iki kısa cümle hariç- yine, 'Bak burası baya güzelmiş aslında!' dediğim bir yer olmadı.

Öyle bir zamandayız ki artık yeni şeyler söylemek zor evet, fakat yeni bir uslupla, daha önce defalarca kez üzerinden geçilmiş benzetmelerden uzak durarak, ilk akla geleni eleyip daha derine inerek yazmak hâlâ mümkün.

Mesela; 'Gülüşü, bir yaprak ummanından gün ışığı gibi hüzünlü bir sevinç verirdi. Akşamüstüne benzeyen bir sesle konuşurdu.' [sf 134] cümlelerinde iyi edebiyata aşina okur için heyecan verici ne var? 

İnsanın Acısını İnsan Alır'dan beklentim büyüktü, onu karşılamadı maalesef. Yazarın başka bir kitabını okur muyum, birisi elime zorla tutuşturmadıkça, hayır. 

Sesin gövdemi iplik iplik eden bir ağrıydı içimde. [sf 22]

Bütün yaprakları birer serçe kesilmiş ağaçtım, üstüne titreyen.
Gelince sen geliyordun,
ama gidince dünya kopuyordu yüreğimden.[sf 92]

Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte... İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık. İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini, birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine. Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken duvarlara dalıp dalıp gitmesi. Türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık. Ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde kendi sesiyle silinmek. Birdenbire büyümesi, gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun. İnsanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi. Bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde. Saçına rüzgâr, sesine ışık düşürememek kimsenin. Parmaklarını sözüne pınar edememek. Uzaklarda bir adamın üşümesi, bir kadın dağlara daldıkça. Işıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan. Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun. Evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması... Ayrılık o küçük ölüm, usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan. [sf 110]

17 Ağustos 2017 Perşembe

KIŞ MASALI William Shakespeare

Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 138

Sicilya Kralı Leontes, kendisini ziyaret eden dostu Bohemya Kralı Polixenes'in yanında biraz daha kalmasını ister ve karısı Hermione'den misafirini ikna etmesini rica eder. Hermione bu görevi yerine getirdiğinde Leontes, ikisi arasında gizli bir ilişki yaşandığı şüphesine kapılır.  Polixenes'i öldürtmeye karar vererek onu zehirlemesi için lord Camillo'ya emir verir. Fakat Camillo durumu suçsuz olduğunu düşündüğü Polixenes'e anlatınca, birlikte Bohemya'ya kaçarlar. 

Leontes, hamile olan karısı Hermione'nin çocuğunun babasının da Polixenes olduğunu düşünerek, onu zindana attırır. Karısının suçsuz olduğunu haber veren kahinlerin sözlerine de aldırmadan Hermione'in zindanda dünyaya getirdiği bebeğin öldürülmesini emreder, bu görevi verdiği lord Antigonus, bebeği ormana bırakıp kaçmak zorunda kalır. Bu esnada annesinin suçlanmasına dayanamayan Leontes'in büyük oğlu Mamillius hastalanır ve ölür. Onun öldüğünü duyan Hermione'nin de zindanda öldüğü haberi gelir. Leontes oğlu ve karısını birbiri ardına kaybedince, büyük bir hata yaptığını anlar ama artık çok geçtir..

Cymbeline ve Kış Masalı'nı peşpeşe okuyunca benzerliği farketmemek ve karısının sadakati üzerine iddiaya giren Posthumus ile anlamsız bir kıskançlığa kapılarak etrafındaki herkesi mahveden Leontes'e bir hayli kızmamak mümkün değil. Shakespeare'ın Othello'sunun yakın dostları olabilecek bu adamların bir Iago'ya bile ihtiyaç duymadan kendi hayatlarını adeta bir cehenneme çevirmeleri hayrete şayan görünüyor.

Genel olarak, Kış Masalı'nı zevkle okudum ve beğendim diyebilirim ama kitabın son bölümünde, çok bariz bir sınıf ayrımı var. Shakespeare'ın oyunlarında görülen ilk ayrımcılık değil bu elbette, dönemin modası, sarayın yaptırımı böyle, bunu biliyoruz ama nedense bu kitaptaki aşırı vurgu çok rahatsız ediciydi.

16 Ağustos 2017 Çarşamba

CYMBELİNE William Shakespeare

Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı:165

Britanya Kralı Cymbeline'in iki oğlu yıllar önce, çok küçük yaştayken kaçırılmış, tahtını sürdürecek tek çocuğu olarak kızı Innogen kalmıştır. İkinci karısı yeni kraliçe, daha önceki eşinden olan oğlu Cloten'le Innogen'i evlendirerek hakimiyetini perçinlemek ister ama Innogen, ülkenin soylularından Posthumus'a aşık olmuş ve onunla gizlice evlenmiştir. Cymbeline, bunu duyduğunda çok öfkelenir ve karısının da etkisiyle gençlerin evliliğini reddedip görüşmelerini yasaklar. Posthumus derhal ülkeyi terketmezse, kralın onu öldüreceğini bildiği için Innogen'e veda ederek İtalya'ya gitmek zorunda kalır. 

İtalya'da bir arkadaş ortamında Innogen'in erdem ve faziletlerini anlatan Posthumus, Giacomo'nun meydan okumasıyla ahmakça bir iddiaya girer. Eğer Giacomo, karısının sadakatsizliğini kanıtlarsa, ona Innogen'in hediyesi değerli elmas yüzüğünü verecek, aksi olursa Giacomo onbin altın düka ödeyecektir. Bu sefih iddianın sonucunda, masumiyetinden en ufak bir şüphe bile duyulmaması gereken Innogen, yerinden yurdundan olacak, âhı hem kocasını hem de babasını tutacaktır..

Cymbeline, hikayesi kuvvetli, karakterleri zengin bir oyun. Özellikle Innogen'in ormanda yaşadığı kısımlar, kitapta favorim oldu. Bu kitap, Pericles'ten biraz daha etkileyici, üzerinde daha çok kafa yorularak yazıldığı belli ama yine de Shakespeare'ın külliyatı içinde ilk sırada, muhakkak okunması gerekenlerden biri değil.

Shakespeare'ın son dört oyunu*, romantik bir atmosferde geliştiği için 'romans' olarak kabul edilir. (...) Bu son oyunlarda romantik öğeler ön plandadır. Bütün oyunlarda, kaybolan ve oyunun sonunda bulunan evlatlar vardır. Bu son oyunların hepsinde dağlar, denizler romantik bir arka plan oluşturur. Oyunların atmosferinde ciddi bir güzellik ve tatlı bir dinginlik hissedilir. [Önsöz'den]

Bütün insanlar kardeş olmalı da,
Ama gömüleceğimiz toprağın özü aynı olduğu halde, 
Kalitesi farklı insandan insana. [sf 98]

ARVIRAGUS
Fidele, yaz boyunca ve ben yaşadıkça,
En güzel çiçeklerle süsleyeceğim mezarını.
Yüzün gibi dolgun çuha çiçekleri,
Damarların gibi gök mavisi sümbüller,
Nefesin gibi tatlı yaban gülü yaprakları
Eksik olmayacak mezarından.
Yardımsever ardıç kuşu,
Babalarına mezar yaptırmaktan kaçınan
Zengin varisleriutandırmak ister gibi,
Bütün bunları taşıyacak sana,
Kışın çiçeklerin solduğu zaman,
Mezarında üşümeyesin diye,
Yün yosunlarla örtecek bedenini. [sf 110]

 
*Pericles, Fırtına, Cymbeline, Kış Masalı.

15 Ağustos 2017 Salı

RIPLEY OKUMALARI [15-31 Ağustos 2017]


Değerli arkadaşım thalassapolis in önerisiyle yaz sonu için bir Ripley okuması planladık. 

Patricia Highsmith'in dram-gerilim dozu yüksek serisinden okuyacaklarım:

Yetenekli Bay Ripley 
Ripley Yeraltında 

Okumamıza katılmak isterseniz, blogunuzda buna benzer bir başlangıç yazısı ve ardından kitap yorumlarınızı yayınlayabilir veya instagramda bu görselle beraber #ripleyoku etiketini kullanabilir, fotoğraf ve yorumlarınızı bizi etiketleyerek paylaşabilirsiniz.

Keyifli okumalar!

*2010 yılından beri yaptığımız diğer okumalarımıza bakmak için Okuma Odası'na gidebilirsiniz.

PERICLES William Shakespeare

Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı:107

Sur Prensi Pericles, son dönem oyunlarından biri olması dolayısıyla yalın, kısa bir hikaye; dağılan bir ailenin her ferdinin kendi çilesini doldurmakla selamete erme çabasını anlatıyor. 

Antakya Kralı Antiokus, hazırlattığı zor bilmeceyi çözen kişiyle kızını evlendireceğini, cevabı bilemeyeni idam ettireceğini ilan eder. Ancak bilmecede kralın kötü bir sırrı gizli olduğu için, doğru cevabı bulan da pek şanslı olmayacaktır. Prensese talip olan Sur Prensi Pericles, bilmeceyi çözdüğünü açıklamak üzereyken durumdaki hileyi farkedince düşünmek için biraz mühlet ister. Antiokus, 40 gün süre verir fakat sırrını anladığından şüphelendiği için onu öldürtmek niyetindedir. Ardından gönderilen kiralık katili atlatan Pericles, Sur'a döndüğünde yakın dostu ve naibi Helikanus'a olanları anlatır, Helikanus ona hemen şehirden ayrılmasının iyi olacağını söyler. Genç prens, Tarsus'a gider ve oradaki kıtlık çeken halka gemisindeki erzağı dağıtır. Böylece Tarsus şehrinin yöneticisi Cleon ve karısı Dioniza'nın dostluğunu kazanır. Ardından deniz yolculuğuna devam eden Pericles, Pentapolis yakınlarında fırtınaya yakalanır. Gemisi karaya vurduğunda, balıkçılar tarafından kurtarılır ve Pentapolis Kralı Simonides'in prensesi için tertiplediği turnuvaya katılarak birinci olur, kralın kızı Thaisa ile evlenir. Bir süre sonra Antakya Kralı'nın öldüğü haberini alan Sur'lular Pericles'e bir mektup gönderir. Prens bu defa hamile karısı ile beraber gemiyle Sur'a doğru yola çıkar. Yolda yine bir fırtınaya yakalandıklarında sonuçları çok üzücü olacak, Pericles ve ailesi üzerinde uzun yıllar etkisi sürecektir..

Bu piyes, kaynaklarda Fırtına, Cymbeline ve Kış Masalı ile beraber Shakespeare'ın yazdığı son dört oyundan biri olarak kabul ediliyor. Başı biraz ruh sıkıcı olmakla beraber, daha sonra açılıyor ve Sur Prensi'nin içe dokunan, dramatik ama umut dolu hikayesini anlatıyor. Kitapta ayrıca Thaisa ve kızı Marina'nın yaşadıkları çok ilginçti.

Pericles, hızlı bir şekilde okuduğum ve hoşlandığım bir oyun oldu benim için. Ama Shakespeare'ın en iyilerinden biri değil, tabii.