5 Aralık 2016 Pazartesi

MUTLULUK PROJESİ EV Gretchen Rubin

Yayın Evi: April Yayıncılık
Basım Yılı: Şubat 2013
Sayfa Sayısı: 320

Öneri kitapları denebilecek, şunu yapın, bunu yapmayın mealindeki kitaplardan uzun zamandır okumuyordum. Son dönemde evle ilgili olanlardan birkaçı ilgimi çektiği için peşpeşe okurken, Mutluluk Projesi Ev'in kitapyurdunda 3 tl olduğunu farkettim (halen de öyle 5.12.16). Sevgili Eren'in okuma günlüğünde Mutluluk Projesi'nin ilk kitabını görmüş merak etmiştim, ikinci kitap evle ilgili olduğu için ona bir bakmak istedim.

Kısaca; sahip olduklarımın farkına varmak ve daha fazla mutlu olmak-mutlu etmek için ne yapabilirim diye düşünen Gretchen, bunun için bir dizi fikir üretiyor ve bunu aylara yayarak uyguluyor.  Bu kitapta ev hayatıyla, ailesiyle alakalı programları, davranış değişiklikleri ve evde yaptığı yenilikler vardı. 

Derle, Topla, Rahatla ve Azla Mutlu Olmak'tan sonra bu kitap bana fazla öznel geldi. Yani bu tür kitaplar muhakkak yazan kişinin hayatını anlatacak belli bir dereceye kadar ama biraz daha geniş bir bakış açısıyla, konu üzerinde daha fazla bilgi sahibi olunarak yazılsa daha etkili olurdu diye düşünüyorum.

Marie Kondo'nun kitabında Japon aroması çok hafif bir şekilde seziliyordu, Francine Jay'in kitabında ise kendi havası belli belirsizdi ama Mutluluk Projesi baya katı, yoğun bir Amerikan kültürü tadındaydı diyebilirim. O tarzı pek sevmediğim için de öyle gelmiş olabilir, fazla heyecanlı, içine kapanık, kaba, zorlamaymış gibi bir his verdi bana.

Kitapta altını çizdiğim bir kaç yerin başka yazarlara ait alıntılar ve not ettiğim yerlerin de referans alınan kitaplardan olduğunu düşünürsek, Mutluluk Projesi Ev'i kelepirden almasaydım üzülürdüm. :)

17 Kasım 2016 Perşembe

İŞLENMEMİŞ SUÇ Ayşe Sevim

Yayın Evi: Şule Yayınları
Basım Yılı: 2013 
Sayfa Sayısı: 62

Kaldırıp kütüphaneye yerleştiremediğim nadir kitaplardan,
çok seviyorum. ❤️❤️❤️

babaannem el feneriyle bakıyordu büyük şehirlere 
çocuklarına dualardan mantolar giydirip düğmelerini ilikliyordu
hastalanırdı bazen, enjektöre kuşlar dolardı kolundan kan alınınca 
besmele genç bir delikanlıydı yanlarında yaşayan 
bir şey kaldırdığında elini tutup yardım ediyordu [masal, sf 18] 

paslı sözleri gırtlağına saplıyorlar ülkemin
şah damarına bastırınca
elime kıpkırmızı şehirler bulaşıyor [susmak, sf 36]

herkes kendini ikna eder sevgilim
şehri bombalayan pilotlar da kahraman olduklarını söyler
bizi de 'çok güldüğümüz o gün' ikna etmişti.
'beraber atlarsanız uçurumdan, düşmeyeceksiniz' diye fısıldadı kulağımıza
'beraber ararsanız, hiç bulamayacaksınız' [ikna, sf 53] 


sizi seviyorum bayan Z
denizdeki cesetle, yüzen adam aynı kıyıya çıkıyor bakın
ne zaman namaz kılsak sizinle
hiç girmediğimiz sokaklarda dolaşmıyor muyuz zaten

müslüman güzelmiş, siz acayip güzelsiniz bayan Z
yabancı memlekette anadilini duymaya benziyor gözleriniz
sanırım şehirdeki son ağaç da sizsiniz
ekmek kırıntıları büyüyor dallarınızda
pencerenizin kenarına eski günler konup duruyor

kapımın önündeki piyano seslerini süpürüyorum
çay içmeye gelirsiniz diye evimdeki dağları, ormanları siliyorum
balkonda biraz da kitap okuruz hem
ne güzel manzaramız var
yeryüzünde kurulan ilk şehre bakıyor balkonumuz [şehirdeki son ağaç, sf 40 ]
 

16 Kasım 2016 Çarşamba

KAĞIT EV Carlos María Domínguez

Yayın Evi: Jaguar Kitap
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 89

Hispanik Diller üzerine araştırmalar yapan akademisyen Bluma Lennon, Soho'da kitap okuyarak yürürken köşebaşında bir arabanın çarpması sonucu ölür. Üniversitedeki yerini alacak arkadaşını, Bluma'nın masasında bir zarf beklemektedir. Zarfın içinden yarıyarıya çimentoya bulanmış, kirli ve eski bir kitap çıkar. Kitabın ilk sayfasında, Bluma'nın yazdığı, Carlos'a ithafıyla başlayan ve birkaç cümleden oluşan bir hediye notu vardır. Geri dönmüşe benzeyen kitabın yolculuğunun nedenini ve Carlos'un kim olduğunu merak eden anlatıcı, bu sırrı çözmeye karar verir..

Uzunca bir öykü denebilecek Kağıt Ev'in klasikler, modern romanlar, kütüphaneler, bibliyofiller, kitap istifleme hastalığı, kitaplık düzenleme gibi öğelerle bezeli, her kitapseverin ilgisini çekecek hoş bir atmosferi var. Öyle çok etkileyici, iz bırakan bir kitap değil ama yine de zevkle okunabilir.

Çoğunlukla bir kitaptan kurtulmak ona sahip olmaktan daha zordur. Kitaplar, sanki asla geri dönemeyeceğimiz bir ânın tanıkları gibi, bir ihtiyaç ve unutkanlık anlaşmasıyla tutunurlar insana. [sf 20]

Elektriğin bulunmasından önce yazılan eserleri mum ışığında okumanın esprisini yapardık. Gereksiz bir antikacılar gibi gelebilir kulağa, fakat bir yağlıboya resme mum ışığında baktığınızda, ne kadar iyi aydınlatılırsa aydınlatılsın, resmin normalde olduğundan çok daha farklı bir hal aldığını görürsünüz. Pigmentlerden yansıyan ışıkla, yağla ve resmin bulunduğu odayla bir ilgisi olmasa da baktığınız tablonun yeni bir tabloya dönüştüğünü, gölgelerin hayat bulduğunu söyleyebilirim. Boşluklar genişler ve kişi ortaya çıkan bu yeni boyutun içine girer. [sf 55]

Arabayı bir karaağacın yanına park ettim ve elimde kitapla otlar ve çiçeklerle bezeli, kimsenin açmayı başaramayacağı mühürlü, dikdörtgen, sert kapaklı, her biri kendi hikayesini taşıyan ve toprağın neminde gizli kalmayı arzulayan kitaplar misali duran mezarların arasından yürüdüm. [sf 81]


15 Kasım 2016 Salı

DOKUZA KADAR ON Özdemir Asaf

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 105

Özdemir Asaf, birkaç vurucu dizeden oluşan birçok şiirini bildiğim, kelime oyunlarını sevdiğim bir şair benim için. Fakat bugüne kadar nedense herhangi bir kitabını almamıştım. Bir sahaf alışverişinde, nasılsa iyi şiir diye, içeriğini çok araştırmadan Dokuza Kadar On'u aldım. Kitap, Doğan Hızlan'ın Özdemir Asaf şiirleri seçkisi imiş. İçinde şairin pek meşhur şiirleri var, birçoğu da çok güzel ama ondan böyle bir parça yeterli gelmedi bana. Yayınlanma sırası ile tüm kitaplarını okumak istiyorum.

Açılmış bir gül kadar bütündür solmuş bir gül.
Dalından başlayan bahçeleri düşündürür
Soğumuş özlemlerin uzak kuytularından
Kucaklar bir kadını, bir anıya öptürür.
Yalnızlığın yorgun ılık uykularından
Alır onu tomurcuk günlerine götürür. [Gülden Gelen, sf 79]



Bir gözde saklanmış yalanı
Bir gözde okuduğundan 
Bakmaz kendi gözlerine bile 

(...)

Bir zamanlar güldüğünü 
Anımsar 
da..

Yoğurur hüzün'ün çamurunu
Avuçlarında.

[Yalnız'ın Durumları, sf  101-102]

14 Kasım 2016 Pazartesi

VARUNA'NIN BİN GÖZÜ Melih Ergen

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 80

Ben hatırlıyorum orada ne kadar beklediğini ama bunu söylemeden önce seni buraya çeken duygunun aslında ne olduğunu söylemeliyim: Evet, başka hayatalara duyduğun merak, onlarda arayıp bulacağın sırları öğrenmek, ayrıca kendi kuytularında gizlenenlerle buluşmak, böylece kendini daha yakından tanıma isteği değil miydi? Kaldı ki bunun sadece sana bana ait bir duygu olmadığını söylediğimi de hatırla lütfen ya da sana şöyle anlatayım: Bir tek sana özgü olduğunu düşündüğün duygularını anlatırkenki halini düşün bir, bir de bunları anlattığın insanların anlamadıklarını sanıp ruhunda kopan fırtınaları, başın göklere erse ya da yerin dibine batsan da, her iki halde de biricik saymamış mıydın kendini, hele bir de dilinin ucuna kadar gelse bile söyleyemediklerini hatırlayacak olursan.. [sf 74]


Kitap hakkında iştah açıcı bir yazı için bu cümleden ilerleyebilirsiniz.

13 Kasım 2016 Pazar

SİRK GECELERİ Angela Carter

Yayın Evi:  Can Yayınları
Basım Yılı: 1997
Sayfa Sayısı: 416

Sirk Geceleri'ni bitirmekle Angela Carter'ın Türkçe'de yayınlanmış son kitabını da okumuş olmanın üzüntüsünü yaşıyorum. Böyle bir yazar yayınevleri tarafından nasıl gözden kaçırılır anlamamakla beraber, aman -okumayan- herkesin eline de düşmesin, her yerde görmeyelim diyorum.

Kitap, Londra'da meşhur bir sirkte çalışan trapezci Fevvers'ın, hayat hikayesini bir gazeteciye anlatmasıyla başlıyor. Büyük, tüylü kanatlara sahip iriyarı bir kadın olan Fevvers, bu ilginç özelliğinin etkisiyle işinde çok iyi ve son derece ünlüdür. Amerikalı gazeteci Jack Walser, sabaha kadar dinlediği bu genç kadının büyüleyici etkisinden kurtulamaz. Sirk, turneye çıktığında Walser da palyaço olarak onlara katılacak ve Victoria dönemi İngiltere'sinden Saint Petersburg'a, ardından Sibirya bozkırlarına geçen kafile, türlü engellere rağmen gösterilerini sergilemeye devam edecektir..

Yazarın okuduğum kitapları arasında tereddütsüz favorim Büyülü Oyuncakçı Dükkanı. O romandaki kesif hüzünlü masal hissini ne Kanlı Oda'da, ne de Sirk Geceleri'nde bulabildim ama Sirk Geceleri yine de çok farklı ve etkileyici bir kitap. Büyülü Oyuncakçı Dükkanı bir aile etrafında şekilleniyordu, bu roman ise Fevvers'ın önceden çalıştığı evin ve şimdiki zamanda içinde bulunduğu sirkin bütün elemanlarının, ayrıca geçtikleri coğrafyalarda yaşayanların ayrı ayrı hikayelerini anlatıyor, bu karakter zenginliği biraz yorucu ama eğlenceli diyebilirim. 

Herşeye karşın onun kişiliğinde hâlâ eksik kalmış birşeyler vardı. Mobilyalı olarak kiraya verilmiş bir eve benziyordu. [sf 11]

Bu tatlı seste sanki tekinsiz olan bir şey varmış, ya bu sesin sahibi büyücüymüş ya da bir büyünün etkisindeymiş gibi geldi odadakilere. Üçü de tüylerinin diken diken olduğunu hissettiler. [sf 184]

Palyaço maskesinin altında yatan o yüz, uzun yıllar önce tanışıp sevilmiş, sonra da kaybedilmiş, şimdi de yeniden bulunmuş bir sevgilinin yüzü. Onunla daha önce hç karşılaşmamış olmama, bana tümüyle yabancı bir yüz olmasına karşın, görüp tanımamdan bile önce vurgun olduğum bir yüz bu. [sf 288]


12 Kasım 2016 Cumartesi

Y'OL Birhan Keskin

Yayın Evi: Metis Yayınları
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 73

Y'ol kitabının büyük bir kısmı, Birhan Keskin'in birbiriyle bağlantılı olarak yazdığı, Taş Parçaları başlığı altındaki şiirlerden oluşuyor. Yine bu kitap da Ba gibi, şairin en çok alıntılanan dizelerini barındırıyor diyebilirim.

Y'ol'u ilk defa okuyup bitirdiğimde, birkaç şiiri kalplemiş ama birçok yerdeki harf uzatmalarından çok rahatsız olmuştum. Mesela yok yerine, yooooğğğğğ yazılması gibi. Muhakkak şairin kendi matematiğinde bunun bir anlamı var ama okurken itici duruyor bana göre. Belki de bu yüzden şiirlerin tam olarak farkına varamamıştım.

Bir süre geçtikten sonra Taş Parçaları'nı Eser Gökay'ın seslendirmesinden dinledim ve okuduğum şiirler bunlar mıydı dedim kendi kendime. Kitabı bir daha okudum. Enfesti.
 
bırak soğusun parçaların
tekrar bitiştiğinde 
başka bir şey olacaksın. [Taş Parçaları, XIII sf 24]

En acısını sevgilim en acısını
tadayım istedin:

En acısı buydu.  [Taş Parçaları, XVIII sf 30]

Gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum
Yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep
Ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine.

Bilemem, belki bu yüzden
Ben sana yanlış bir yerden edilmiş
bir büyük yemin gibiydim.
Beni hep aynı yerimden yaralayan o eve
Yine de döneyim döneyim istedim. [Taş Parçaları, XX sf 33]


Onu sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
Titreme daha fazla kalbim.

Bağışla kendini artık, onu da
Bırak gitsin.
Bırak gitsin.

O senin en ezel gününden kaderin
Sen onu nasılsa bin kere daha
Seveceksin. 
[Taş Parçaları, XXXV sf 35]

Ben seninle sevgilim
Mutsuz ama bahtiyardım. [Taş Parçaları, XXIII sf 38]


11 Kasım 2016 Cuma

BA Birhan Keskin

Yayın Evi: Metis Yayınları
Basım Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 47

Bu kitaptaki şiirlerin her birine bir, Şubat'a üç kalp. 💓💓💓
Penguen II, keza.
Birhan Keskin'in en iyi şiirlerinden mürekkep, 'dilinde yarım bir hece gibi kalmış' Ba.

Sana sarılmış kalmış ilk günüm ben. Böyle demişim o gün 
bugün öyle diyor. 
(...)
İçimde bir parça; ne kopuyor, ne ölüyor.  [SHE LEFT HOME, sf 9]  

Dünyanın bir yerinde, burada, 
bir göl öylece duruyor. 
Mavi eflatun bir sabah 
Dünyanın bir yerinde 
Kendini yavaş yavaş kuruyor.  [Ferah Âyini, sf 25]

Mutfakta çayın sesi demlenir
Sabah, benim sesimden sonbahar
Senin sesinde bir çocuk
Ev mutludur halinden, pötikarelenir. [Evin Halleri, sf 30]

Aşk ve maraz, ihanet ve yara, ömür ve hafıza; dünyada bulunmanın bahaneleri, dünyada bulunmanın halleridir. işte bunlar üstüne düşünüyorum, kaç zamandır, burada, bu dingin bahçede, bu sessiz odalarda. “Sana gelmek için ağrımı uyandırmaya çalıştım ama olmuyor. Mayalanmış o, mantarlanmış, beni bilmiyor.” Çok zamandır bunlar: Sessiz ayaklarım, sessiz konuşmalarım, sessizlikten neredeyse unuttuğum nefeslerim, iççekişlerim. Ellerim, çiçekler, bahçe. Burada, Kırklar’da bu sakinlikte. [Dümen Suyu, sf 46] 

 

10 Kasım 2016 Perşembe

KİM BAĞIŞLAYACAK BENİ Birhan Keskin

Yayın Evi: MetisYayınları
Basım Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 175

Şair, imgelerini kelimelere dökerek bir şiir kurar, muhayyilesi hayal aleminizde karşılık buluyorsa seversiniz. Çok da anlatılacak bir tarafı olduğunu düşünmüyorum, şiirin ve hangi şiiri neden sevdiğinizin.

Birhan Keskin'in Ba'ya kadar yayınladığı, ilk beş kitabındaki şiirlerin tamamı Kim Bağışlayacak Beni'de toplanıyor:

Delilirikler, Bakarsın Üzgün Dönerim, Cinayet Kışı, Yirmi Lak Tablet, Yeryüzü Halleri.

Bu haliyle hayli hacimli bir kitap. İlk şiir Zümrüdüanka, en sevdiğim dizelerinden biriyle başlıyor;

Serin bir rüyanın hatırınadır,
çektiğim dünya ağrısı. [sf 13]

Ve kitabın neredeyse her sayfasında altını çizdiğim dizeler, çoğunu kalplediğim şiirler var. Bir de Zaman bu kitabın içinde. 💓

bu yüzsüz çağda, sen içimde duruyorsun büsbütün. [Tırtıl, sf 17]

Kar havası gibisin dışarda
içimde elmanın dişlenişi... [Avlu, sf 31] 

Aksın, içimde siyah bir zehir gibi, dolanan keder
unuttuğum, unutmaya çalıştığım ne varsa
bende durmasın. [Enstrümantal, sf 47]

Arasam
bir not bırakırım ancak
gülüşümü unuttuğun aralıktan
aramasam 
bir çocuk kanar yatağımdan [Aralıklar II, 174]




7 Kasım 2016 Pazartesi

BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU Stefan Zweig

Yayın Evi: İş Bankası Kültür Yayınları
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 68

Öncesi ve sonrasında çok hikaye okudum ama Zweig'in bu öyküsü hep okuduğum en acı aşk hikayesi olarak kaldı kalbimde. Bazı hikayeler o kadar güzeldir ki anlatamazsınız, anlatmak da istemezsiniz.

Onu farklı kılan, salt bir karşılıksız aşk hikayesinden daha fazlası; yoğunluğu, acımasızlığı, son derece tutkulu duygularla örülmüş bir hikaye olmasına karşın, o bizim bildiğimiz 'arabesk' duygusallıktan tamamen uzak olması. Acının, kendini adamanın bir feragat yükü değil, başka türlüsü elinden gelmeyen bir şey olduğunu anlatması. Aşkına karşılık görememek veya onunla birlikte olamamaktan daha çok can yakan şeyler..

Stefan Zweig'i ilk kez kütüphaneden aldığım MEB baskılı Hikayeler I kitabında okumuştum. O kitabı iki sene aradım sonra, 2005 yazında çok sıcak bir Haziran günü Akmar'ın üst katında bulduğumda ne kadar çok sevindiğimi hatırlıyorum.

Bugünlerde, İş Bankası Modern Klasikler dizisinde, Zweig'in hikayelerini şahane kapaklarla tek tek yeniden yayınlıyor. Dizi içinde başka birçok harika yazar ve roman da var, hepsini okuyabilsem ne güzel olur diye hevesleniyorum.

Dışarıya o kadar acele fırlamıştım ki, holde neredeyse uşağın Johann’la çarpışacaktım. Johann ürkerek hemen kenara çekildi, beni dışarıya bırakmak için dairenin kapısını açtı ve işte oracıkta –oradaki bir saniyede, duyuyor musun? Gözlerim yaşlarla dolu ona, yaşlanmış olan adama baktığımda, bakışlarında birdenbire bir ışık çaktı. O tek bir saniyede, anlıyor musun? O tek bir saniyede çocukluğumdan beri beni görmemiş olan yaşlı adam, beni tanımıştı. [sf 52]