30 Aralık 2013 Pazartesi

MARCEL PROUST OKUMALARI [Ocak 2014]


Edebiyata biraz aşina olup, Proust adını duymayan yoktur sanırım. 
7 cilt, toplam 3000 sayfalık Kayıp Zamanın İzinde romanına daha önce sadeleştirilmiş haliyle bir göz atma fırsatım olmuştu ama tamamını, baştan sona adamakıllı okumak istiyordum. 

Bu Ocak ayında, daha önce bir çok güzel yazar okumasını birlikte yaptığımız sevgili arkadaşım thalassapolis'le beraber Proust'un izine düşeceğiz. 

Romanın kaç cildini bitiririm bilemiyorum ama güzel bir yolculuk olacağına eminim.

Ocak ayında bizimle birlikte Proust okumak isterseniz herhangi bir kitabını seçerek, blogunuzda veya instagramda bir başlangıç yazısı/fotoğrafı yayınlamanız yeterli. Okuma görselleri için ulaşabileceğiniz mail adresim:

gecekutuphanesi@hotmail.com

YAZ _ Albert Camus

Yayın Evi: Can Yayınları
Basım Yılı: Ağustos 2012
Sayfa Sayısı: 89

Albert Camus'nun yalın kaleminden çıkan; kent, doğa, deniz, 'Cezayir güneşi' ve 'Yunan felsefesi' gibi çeşitli olgu ve kavramlar üzerine yazdığı denemelerden oluşan küçük hacimde bir kitap, Yaz.

Çöl de bir anlam kazandı, fazlasıyla şiir yüklediler çöle. Dünyanın tüm acıları için benzeri bulunmaz bir yer. Oysa, bazı bazı, yürek kesinlikle şiirsiz yerler ister. (sf 17)

Bir insanın yapıtları çoğu zaman özlemlerinin ya da sapmalarının öyküsünü çizer, kendi öyküsünü çizmez hiçbir zaman, hele yaşamöyküsel olduklarını ileri sürdükleri zaman. Hiçbir zaman hiçbir insan kendini olduğu gibi çizmeyi göze alamamıştır. (sf 65)

İnsan bir kez güçlü bir biçimde sevme şansına erdi mi, tüm yaşamı bu ateşi ve bu ışığı aramakla geçer. (sf 72) 

29 Aralık 2013 Pazar

UNDİNE _ Friedrich De La Motte Fouqué

Yayın Evi: Can Yayınları
Basım Yılı: Mayıs 2011
Sayfa Sayısı: 108

Poirot'yla Mrs Oliver camlı kapıdan bahçeye çıktılar. Küçük bahçe sonbahar havasına bürünmüştü. Pembe yediveren gülleri, krizantemler... Romancı bir kenardaki taş banka doğru giderek, çabucak oturdu. Belçikalı dedektife de yanına yerleşmesini işaret etti. 
'Miranda'nın bir orman perisine benzediğini söylediniz. Ya Judith hakkındaki fikriniz nedir?'
Poirot, 'Onun adı 'Undine' olmalıydı,' diye cevap verdi.
'Yani onu su perisine benzetiyorsunuz. Hakikaten öyle. Judith sanki denizden yeni çıkmış gibi duruyor, değil mi? Saçları ıslakmış gibi parlıyor. Fakat üstü başı öyle karma karışık da değil.'

Elmayı Yılan Isırdı kitabındaki bu bölüm yüzünden Undine'in hikayesine meraklanmıştım. Can Yayınları'nın Gothik-Romantik serisinden çıkan peri masalını okuduktan sonra diyebilirim ki, görünüş olarak benzemenin yanısıra bir parça da kalp kırıklıkları açısından yakın denilebilir iki kadının hikayesine. Tabii, Judith aşk acısının sebebiyle bağlarını tamamen koparmış, Undine ise iyiliklerine devam etmesi noktasında ayrılıyorlar. 

Undine, ele avuca sığmaz, yaramaz bir su perisi. Göl kenarındaki ıssız bir sahil kulübesinde onu büyüten, anne-baba bildiği ihtiyarcıklarla yaşayıp giderken, yakınlardaki tekinsiz ormanda yolunu kaybeden Şövalye'nin gelişi, ona ölümsüz bir ruh armağan edecek bir aşkın da başlangıcı oluyor..

*Agatha Christie'nin özellikle kadın karakterlerine gösterdiği özen ve inceliği seviyorum; Elinor, Hester, Jacqueline, Henrietta.. Bunu söylerken Poirot haricinde üzerinde durduğum başka bir erkek karakteri var mı diye düşündüm, Mickey haricinde kimse aklıma gelmedi, bir de Cinayet Reçetesi'ndeydi galiba, hanım hanımcık bir adamcağız vardı, onu betimlemesiyle çok eğlenmiştim.



21 Aralık 2013 Cumartesi

KÜÇÜK KARA BALIK _ Samed Behrengi

Yayın Evi: Can Yayınları
Basım Yılı: Aralık 2012
Sayfa Sayısı: 52

Bir ırmakta annesi ve komşularıyla yaşayan küçük siyah bir balık vardır. Küçük kara balık, bir sabah ırmağın sonunu, döküldüğü denizi görmek için yola çıkar..

Anlatılanın herhangi bir görüşe mâl edilmemesi gereken, iyi bir yol hikayesi olduğunu düşünüyorum. 'Deniz'e ulaşmanın kişiye göre değişen bir manası olabilir. İnandığı yola baş koyan herkes; alay eden, engelleyen, anlamayan, yutmaya çalışan diğer varlıklarla karşılaşabilir.

Öte yandan hikaye hoş ama bir Küçük Prens kadar etkileyici değil. Alegorik bir anlatımı olması, yeterli derinliğe sahip bulunduğu anlamına gelmiyor.

*Küçük Kara Balık'ın başına gelenleri buradan okuyabilirsiniz.

20 Aralık 2013 Cuma

MEKTUP_ Peride Celâl

Yayın Evi: Can Yayınları
Basım Yılı: 1994
Sayfa Sayısı: 142

Peride Celâl'in Deli Aşk romanını okumuş, etkilenmiştim. Geçenlerde, yabancı yazarlara mola verip Türk Edebiyatı'ndan güzel bir şeyler okuma arzusu duyduğum bir zaman diliminde yazarın dört öyküden oluşan Mektup kitabını okuma fırsatı buldum.

Böcek, Koşucu, Kaçak kısa hikayeler, Mektup ise hayli uzun bir hikaye. Hiçbiri için özellikle iyi diyemem, genel olarak aynı seviyedeler.

Böcek; sanrıları yüzünden psikolojik tedavi gören bir kadının doktoruna anlattıkları ve bu durumdan kurtulma çırpınışlarını anlatıyor. Mektup, bir oğulun babasına yazdığı, tüm geçmişi ortaya döken, aile sırlarını açığa çıkaran bir hesaplaşma mektubu ve bu mektubun babasında bıraktığı etkiden ibaret. Koşucu; Moda'da yaşayan yazar, annesi ve annesinin çok sevdiği, oğlu yerine koyduğu Abdullah isminde bir tesisatçı arasında geçen zamanın hikayesi. Kaçak'ta ise çok tanıdık bir konu var: pencerenin önünde durmuş, kaçma hayalleri kuran genç bir kız, sonra o hayallerin yıkılması klişesi.

Peride Celâl'in bir röportajında da bahsettiği gibi, hikaye yazmak; o hiçbir fazlalığı kabul etmeyen, sağlam bir olay/durum ifade etmedikçe yokolup giden edebi yazın, roman yazmaktan çok daha zor. Bu kitaptaki hikayeler için de maalesef çıtayı aştığını söylemek mümkün değil.

9 Aralık 2013 Pazartesi

KAYIP ŞEY _ Shaun Tan

Yayın Evi: İthaki Yayınları
Basım Yılı: 2012 Sayfa Sayısı: 30

'Belki de birine ait değildir. Belki de bir yerden gelmiyordur. Bazı şeyler böyledir işte...' Söylediğinin etkisini arttırmak için bir an durdu, '...yalnızca kayıptırlar.'

Kitaplarında anlattıklarına pek fazla mana yüklemek istemezmiş gibi görünen Shaun Tan'ın bu tavrı,  ustalıkla yazılıp çizilmiş hikayelerinden kendi algınıza göre anlamlar çıkarabilmenize olanak sağlıyor.

Kayıp Şey'de yine Kızıl Ağaç'ta olduğu gibi küçük bir çocuk var. Plajda şişe kapakları toplarken bir 'şey' dikkatini çekiyor. Kayıp olduğunu anlayınca ona yardım etmeye karar veriyor ve hikaye bu çaba doğrultusunda akıyor.

Bu kitabı ne zaman okusam, dokununca solgun bir güle dönüşen şeyleri*, vakitsizlikten durup ince şeyleri anlayamayan insanları* hatırlatıyor.

KIZIL AĞAÇ _ Shaun Tan


Yayınevi: İthaki Yayınları (Ciltli)
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı:815

İyiyi güzel anlatabilmek de ayrı bir meziyet. Bazı kitaplar başından sonuna o kadar sahici ve tanıdık ki, cümleler tutuluyor sanki kendileriyle alakalı bir şeyler yazmak isterken.

Kızıl Ağaç, küçük bir kızın melankolik ruh haliyle uyandığı bir günün hikayesini insanı içine çeken çizimlerle anlatıyor. Bir günün hikayesi veya bir hayatın.. Nasıl ve neyi görmek isterseniz. 

Hayatında anlamlı kederlerin tortusu bulunan birinin anlamsız mutsuzluklara karşı bağışıklığı, bu halin içinde yaşanılan günü berbat etmesini engellemiyor. Her iki durum da, uzun ya da kısa zamanda tıpkı bu kitapta olduğu gibi bir sonuca ulaşıyor.

Her kütüphanenin, her hayatın bir Kızıl Ağaç'a ihtiyacı var.. Kitaba uzun uzun baktığınızda daha iyi anlayacaksınız.




6 Aralık 2013 Cuma

DEMİAN _ Herman Hesse

Yayın Evi: Can Yayınları
Basım Yılı: Aralık 2012
Sayfa Sayısı: 199

Bu kitap için 'okuması kolay, anlaması zor' deyişine bir de anlatması güç kelimelerini eklemek lâzım.

Çocukluktan ilk gençliğe geçiş dönemini yaşayan Emil Sinclair, aile fanusunun dışında, iyilik ve kötülüğün içiçe olduğu zorlu bir dış dünyanın da farkına varır. Varoluş sancılarıyla tanışırken, bu yeni dünyayı ona tüm derinliğiyle öğretecek kişilerin en önemlisi de, okul arkadaşı Demian'dır..

İki romanın da baş karakteri ergen bir öğrenci olduğu için insanın aklına ister istemez Çavdar Tarlasında Çocuklar geliyor. Ama Holden'ın entipüften kaygıları, sıkıntıları, şımarıklığına karşılık, Emil'in çelişkilerin acısıyla kıvranan beyni, Demian'la konuşmalarının felsefi derinliği düşünüldüğünde Hesse'in farkı çok net anlaşılıyor.

Herman Hesse, kişisel korku ve sorunlarından izler taşıyan bu romanı hayatının çok zor geçen bir döneminde yazmış. Acısının küllerinden doğan Demian, onun en sıkı kitaplarından biri, bana göre.

Şimdiye kadar anlattığım kadarıyla, olayın önemli ve kalıcı anı bu andı. Babamın kutsallığında ilk kez bu anda bir çatlak belirmiş, şimdiye kadar çocuk yaşamımı sırtında taşıyan ve kendi kendisi olabilmek için insanın yıkması gereken temel direklere ilk darbe bu anda inmişti. Herkesin gözünden kaçan böylesi yaşantılar, yazgımızın izleyeceği önemi küçümsenmeyecek asıl doğrultuyu oluşturur. Böylesi bir darbe atlatılır, çatlak görünürde kapanır zamanla, toparlar kendini ve unutulup gider, ama gerçekte hepsinden gizli saklı bir köşede sürdürür yaşamını, kanamaya devam eder. (sf 31)

Sevgi, başlangıçta ürkek bir duyguyla algıladığım gibi hayvansı ve karanlık bir içgüdü değildi. Beatrice'in resmi karşısında açığa vurduğum o saflık ve ruhanilik taşan tapınma da değildi. Her ikisiydi bunların, her ikisi, her ikisinden de fazla bir şey, aynı bedende hem melek hem iblis, hem erkek hem dişi, hem insan hem hayvan, hem alabildiğine iyi hem son derece kötüydü. (sf 118)

Biz bir insandan nefret ettiğimizde, kendi içimizde yuvalanıp bu insanın görüntüsüyle karşımıza çıkan birinden nefret ederiz. bizim kendi içimizde olmayan şey, bizi kızdırmaz. (sf 139)

Dışımızda gördüğümüz şeyler, içimizdekilerin aynısıdır. İçimizdekinin dışında başka bir gerçek yoktur. İnsanların çoğunun gerçeğe bu kadar aykırı bir yaşam sürmelerinin nedeni, kendileri dışındaki görüntüleri gerçek saymaları, içlerindeki dünyaya ise asla söz hakkı tanımamalarıdır.” (sf 139)

1 Aralık 2013 Pazar

WİLLİAM FAULKNER -3 Roman-

(Ses ve Öfke, Çılgın Palmiyeler, Aşk ve Ölüm)

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
Basım Yılı: 2004                                                   
Sayfa Sayısı: 304                                                                                   
Yazara merakım Virginia Woolf'un ondan sık sık övgüyle bahsetmesiyle uyanmıştı. Ses ve Öfke, William Faulkner Okumalarımızda ilk kitabım ve Faulkner'ın da bütün olarak okuduğum ilk romanı oldu.

Woolf'un da uyguladığı bilinçakışı kurgu tekniğinin en iyi örneklerinden biri olarak anılan roman, Compson ailesinin kızları Caddy ve üç oğulları üzerinden çöküşünü kronolojik olmayan bir zaman süreciyle anlatıyor. 

Faulkner, ilk üç romanıyla tanıştıktan sonra benimsediğim bir yazar olmadı benim için ama Ses ve Öfke'nin çok özel bir kitap olduğunu söylemem gerek, içlerinde en iyisiydi. Bir gün tekrar okurum belki.

Sartre'ın Ses ve Öfke incelemesi 
Ses ve Öfke'den alıntılar (piktobet blog)
Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
Basım Yılı: 2011                                                        
Sayfa Sayısı: 272

Faulkner, Çılgın Palmiyeler'de parçalı bir roman tekniği kullanarak iki ayrı hikayenin (Çılgın Palmiyeler ve Irmak Baba) bölümlerini birbirini ardına sıralamış, buna karşın Ses ve Öfke kadar zorlamıyor okuyucuyu. Daha belirgin ve yalın hikayeler bunlar.

Birlikte yaşayacakları hayat uğruna kocasını-çocuklarını terkeden Charlotte ile doktorluk mesleğini bırakan Harry'nin ilişkisi, asıl hikayenin konusunu oluşturuyor. Diğer hikaye Irmak Baba, sevdiği kız için soygun yaparak mahkum olmuş bir adamın, Missisippi ırmağı taştığı için civar hapishanelerden mahkumların kurtarma çalışmalarına götürülmesiyle, bir salın üzerinde doğurmak üzere olan bir kadınla başbaşa kaldığında yaşadığı ikilemi anlatıyor. Kadını bırakarak kaçmalı mı yoksa özgürlüğü pahasına ona yardım etmeli midir?

 Çılgın Palmiyeler'den alıntılar (piktobet blog)
Yayın Evi: Güven Yayınevi
Basım Yılı: 1968                                                        
Sayfa Sayısı: 330

Faulkner Okumamızda adeta boğularak okuduğum bir kitap vardı; Aşk ve Ölüm. Bu isimdeki çevirisine bazı eklemeler-çıkarmalar yapılmış olduğu konuşulsa da genel olarak hikaye ve anlatılış tarzı çok sıkıcıydı.

Savaşta yüzünden feci şekilde yaralanmış genç bir asker, onu eve geri getiren bir kadın ve adam ile askerin sevgilisi arasında dönen ilişkiler yumağı, Aşk ve Ölüm'ün temel noktasını belirliyor. 

Faulkner, şüphesiz iyi bir yazar ancak Amerikan yerel halk kültürü ve edebiyatından pek hazzetmediğim için bu üç kitabı kâfi geldi, daha fazlasını okumayı düşünmüyorum. Faulkner'ı sevgili arkadaşım thalassapolis ve harikulade bir blogun sahibi piktobet ile okuduk. Bu güzel zaman dilimi için tekrar teşekkür ediyorum.


10 Kasım 2013 Pazar

WİLLİAM FAULKNER OKUMALARI [15-30 Kasım 2013]



Sevgili thalassapolis, uzun zamandır yılda iki defa Nobel ödüllü yazar okumaları yapıyordu,
zevkle takip ediyordum ama katılma fırsatım olmamıştı. Bu Kasım ayı için böyle bir planı olup olmadığını sorduğumda, 1949 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almış Amerikan yazar William Faulkner'ı okumayı düşündüğünü söyledi. Tesadüfen Faulkner'ın Aşk ve Ölüm'ü okunacaklar kitaplığımdaydı, diğer kitapları da bir şekilde tamamlayabileceğimi düşündüm ve ona eşlik etmek istedim. Agatha Christie ortak tutkumuz ama birlikte diğer yazarları okumak da çok güzel oluyor canım arkadaşımla.

William Faulkner daha önce okuduğum bir yazar değil ama adını çok duydum tabii. Hatta kütüphanede Ülke Edebiyatı dersleri yaparken Amerikan Edebiyatı'na geldiğimde listemdeki ilk kitap Döşeğimde Ölürken'di, o üçlüyü alamadan duraklamıştım ve devam etmek mümkün olmadı daha sonra. Bu okumamızda yine Döşeğimde Ölürken'i okuyamayacağım zira kütüphaneden getirttiğim kitaplar içinde yoktu. Benim listem:


kitaplarından oluşuyor. Bize katılıp Kasım ayının ikinci yarısında Faulkner okumak isterseniz herhangi bir kitabını seçerek, blogunuzda veya instagramda bir başlangıç yazısı/fotoğrafı yayınlamanız yeterli. Okuma görselleri için ulaşabileceğiniz mail adresi:

gecekutuphanesi@hotmail.com

Keyifli okumalar diliyorum.

Kasım'da Faulkner Okuyanlar:

thalassapolis
piktobet

Not: Agatha Christie okumamızla ilgili kitapları henüz yayınlayamadım ama yakın zamanda onları ve diğer okuduklarımı da Gece Kütüphanesi'ne ekleyeceğim.

***

Önceki okumalarımıza göz atmak için: 

1 Kasım 2013 Cuma

KRALİÇENİN PİRELERİ _ Tarık Tufan

Yayın Evi: Profil Yayıncılık
Basım Yılı: 187
Sayfa Sayısı: Eylül 2002

Yaralarını açıp göstermek ve bununla merhametle karışık bir sevgiye kavuşmayı hedeflemek ne kadar içler acısı bir durumsa, duygulandırmak kaygısıyla yazılmış gibi görünen metinler de aynı yanılsamalı sonuca ulaşıyor diye düşünüyorum. Eğer böyle bir kaygı yoksa daha önce defalarca yazılmış şeyleri, farklı bir uslûp bile denemeden sunmanın sebebi ne olabilir?

Tarık Tufan adını sık görüyordum, kitapları içinde ismi ilgimi çektiği için Kraliçenin Pireleri'ni okumak istedim. Deneme yazılarından oluşan kitabı zor da olsa bitirdim. Hakkında biraz daha fikir verebileceğini düşünerek, bölüm isimlerinden birkaç örnekle yazıyı kapatalım.

(Nisan  yüzlü sevgilim, ellerimde takvim yaprağı kesikleri, ben hayatı seçmemeyi seçiyorum, bazı sabahlar İstanbul, Eylül ölümleri, anlatıcılar cenk meydanlarına gittiler, bir lisenin önünde bekleyen kızlara bakarken...)


31 Ekim 2013 Perşembe

VE AYNA KIRILDI _ Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: Ocak 2012
Sayfa Sayısı: 304

Bu kitap ile ilgili, Kırık Ayna isimli basımı üzerinden bir yazı yazmıştım. Kırık Ayna'nın 208 sayfa, yeni-tam basım Ve Ayna Kırıldı'nın 304 sayfa olduğunu söylersem ne ölçüde bir kırpma yapılmış olduğu da daha net anlaşılır sanırım.

Çok sevdiğim bir Christie olmasa da, eski ve yeni basım arasındaki 100 sayfalık farkı merak ettiğim için okudum, yine Miss Marple'ın maceralarında eğlendim, Marina Gregg'e sinir oldum, Heather'a acıdım biraz.

Ve Ayna Kırıldı, Tekinsiz Bir Agatha Christie Okuması için son kitabımdı. Kitap yazılarımı maalesef çok geç yayınlayabildim. Bu okumada da canım arkadaşım thalassapolis'le, blog ve instagram üzerinden bize katılan arkadaşlarla çok güzel vakit geçirdik, tekrar teşekkür ediyorum. Nice Agatha Christie okumalarına..

BİRİSİ ÖLECEK _ Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: 1970
Sayfa Sayısı: 189

Agatha Christie romanları arasında, onun klasik tarzını yansıtan, güzel ama çok da ayırtedici özelliği olmayan bir takım kitaplar var. Birisi Ölecek, bu standart Christie'lerden biri benim için. Aşina olduğum o sıcak hissi verdiği için keyif alarak okuduğum ancak dialogları, ayrıntıları uzun süre benimle kalmayan, etkisi çabuk geçen bir roman.

Bir yaz akşamı Hercule Poirot ve kadim dostu Hastings, Londra'da bir tiyatro gösterisine giderler. İzleyiciler arasında duygusal filmleri ile başarı kazanmış genç oyuncu Jane Wilkinson da vardır. Tiyatronun ardından Savoy otelinde yemek yiyen Poirot ve Hastings, genç kadın ve arkadaşlarıyla tekrar karşılaşırlar, Jane onları odasına davet ederek Poirot'dan bir ricada bulunur. Uzun zaman önce terkettiği kocası Lord Edgware'dan boşanmak istemekte, fakat acaip bir adam olan Lord buna yanaşmamaktadır. Jane, Poirot'nun Lord'la konuşarak onu ikna etmesini ister. Boşanmaya yanaşmazsa onu öldürmekten çekinmeyeceğini haykırır. Bu konuşmadan kısa bir süre sonra Lord Edgware öldürülünce bütün gözler Jane'nin üzerine çevrilir..

Birisi Ölecek'i uzun zamandır özlediğim için Tekinsiz Bir Agatha Christie Okuması esnasında tekrar zevkle okudum. Klasik bir polisiye roman tadı; muhteris kadın karakterler, egzantrik adamlar ve tabii Poirot-Hastings sohbetleriyle iyi vakit geçirdiğimi söyleyebilirim.


SONUNDA ÖLÜM GELDİ _ Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: Ağustos 2013
Sayfa Sayısı: 285

Agatha Christie'nin doğuda; Mısır, Suriye, Irak gibi ülkelerde geçen romanları, hikayeleri azımsanmayacak kadar çoktur, birçoğu da hayli başarılıdır ancak bu romanın onlardan çok farklı bir özelliği var: Sonunda Ölüm Geldi, milattan önce 2000'lerde, eski Mısır'da geçtiği kurgulanan bir roman.

Daha önce yine sevgili arkadaşım thalassapolis'le yaptığımız bir Agatha Christie Haftası'nda bu kitabı okumuştuk ve  Firavun Ağacı ismiyle yazısını yayınlamıştım. O sebeple bir defa daha uzun uzun anlatmayacağım.
Türkçe'ye ilk defa 1964 yılında Firavun Ağacı adıyla çevrilmiş, 4000 Yıl Önce İşlenen Cinayet (1977), Yılan İçini Döktü (1978) basımlarının ardından orijinal ismi ve tam çevirisiyle Sonunda Ölüm Geldi, 2013 yılında Altın Kitaplar tarafından tekrar basıldı. 

Firavun Ağacı'nı 2003 yılında, Beyazıt'taki bir sahaf-kitabevinde bulmuştum. Kamış kalem almaya gittiğim sahaflardan çıktıktan sonra Karadeniz Kitabevi'ne uğradığımda, kitabevi sahibi her zamanki nezaketiyle elinde bulunan tüm eski basım Christie'leri ortaya çıkarınca, hızlı bir eleme yaptığımı hatırlıyorum. Sonra eve dönerken otobüste okumaya başladım ve çok şaşırdım. Sahte Agatha Christie'lerden birini mi aldım diye endişelenmiştim çünkü kitap çok farklıydı. (Christie'ler çok sattığı için bazı uyanık yayınevleri başka yazarların kitaplarını Agatha Christie adı altında basmışlar bir dönem ve sahte Christie'ler çıkmış ortaya.) Bu kitap, Agatha Christie tarzının hayli dışında olmasına rağmen ilk göz attığımda büyülenmiştim güzelliğinden, otobüste hissettiğim o heyecan dün gibi aklımdadır. Benim için halen en iyi Christie'lerden biri.



ELMAYI YILAN ISIRDI _ Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım yılı: Ekim 1992
Sayfa Sayısı:173

Agatha Christie'nin benim için en güzel romanlarından biri Elmayı Yılan Isırdı, Ekim ayında yaptığımız Tekinsiz Bir Agatha Christie Okuması 'nda temel kitabımızdı. Bir defa daha okuma fırsatım oldu ki uzun zamandır bu nevi şahsına münhasır kitabın esrarengiz, renkli ve dramatik havasını yeniden teneffüs etmek istiyordum.

Cinayet romanları yazarı Ariadne Oliver, Londra'ya yakın küçük bir köy olan Woodleigh'e arkadaşını ziyarete gittiğinde, çocuklar için düzenlenen bir Cadılar Partisi'ne katılır. Parti, çeşitli eğlencelerle geçip bittiğinde, çocuklardan birinin ortada olmadığı farkedilir. Joyce isimli kız, 'elma avı' oyunu için kullanılan kovalardan birindeki suda boğulmuştur. 
Ariadne, cinayetin çözümü için kadim dostu Hercule Poirot'dan yardım ister..

Michael Garfield'ın eski bir taş ocağına inşa ettiği bahçesini, bir su perisine benzeyen Judith'i ve orman perisini andıran Miranda'yı, Rowenda'nın partisindeki oyunları, Ariadne'nin incire dönüşünü ve buna benzer bir çok ayrıntısıyla bu kitabı çok seviyorum.

Tekinsiz okumamız devam ederken kitabın film uyarlamasını da eş zamanlı olarak izledik sevgili arkadaşım thalassapolis'le. Düşkün olunan kitapların filmleri genelde hayalkırıklığı uyandırır ama bu defa öyle olmadı. Hallowe'en Party filmi de şahaneydi.  

Elmayı Yılan Isırdı için, içimden geçenleri uzun uzun anlatacağım bir yazı planlıyordum ama ayrıntılara daldıkça ertelemeler de peşinden geldiği için birkaç kelime ile de olsa Gece Kütüphanesi'ne eklemek istedim. Okuduysanız zaten güzelliğini biliyor olmalısınız, henüz tanışmadıysanız da böyle harikulade bir kitabı ilk defa okuyacağınız için çok şanslısınız.



19 Ekim 2013 Cumartesi

TEKİNSİZ BİR AGATHA CHRİSTİE OKUMASI [21-31 Ekim 2013]


Agatha Christie okumalarına devam.. Sevgili arkadaşım thalassapolis in kronolojik okuma sırası Elmayı Yılan Isırdı (Hallowe'en Party) kitabına gelince, onu 31 Ekim'de birlikte okumayı teklif etmişti. O kitap, benim için özel Christie'lerden biri olduğundan hemen kabul ettim. :)

Sonrasında 'Neden birkaç kitaplık bir okuma haftası yapmıyoruz?' dedik 
ve Tekinsiz Bir Agatha Christie Okuması böyle şekillendi. 

21-31 Ekim 2013 arası, öncelikle Elmayı Yılan Isırdı kitabını okuyup, filmini izleyeceğiz. 
Ayrıca istediğimiz birkaç Christie'yi de bu dönem içinde okumayı planlıyoruz.
  
Elmayı Yılan Isırdı ve okumayı düşündüğünüz birkaç Christie kitabını seçerek, bir başlangıç yazısı yayınlayıp, sonrasında okuduğunuz Christie'lere ait yazılar ve yorumlarınızla bize katılabilirsiniz. Etkinlik fotoğrafı ve kenar fotoğrafı için ulaşabileceğiniz mail adresim:
gecekutuphanesi@hotmail.com

Bu 'tekinsiz' okuma için benim kitaplarım:




4 Ekim 2013 Cuma

PARKER PYNE İZ ÜZERİNDE _ Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım yılı: Mart 2013
Sayfa Sayısı: 221

Açıkçası Agatha Christie'nin hikayeleri konusunda halen kafam karışık. Türkçeye çevrilirken öncelik romanlarına verildiği ve orijinalinde de farklı derlemeler bulunduğu için hangisini okudum, hangi kitapta ne var, en kısa zamanda bir liste yapmam gerekiyor diye düşünüyorum.

Parker Pyne hikayelerinden birkaçını Kırmızı İşaret kitabında okumuştum ama toplu halde yayınlanması daha çok hoşuma gitti tabii. Parker Pyne'in varolduğu toplam 14 hikaye var. 12'si Parker Pyne İz Üzerinde kitabında yer alıyor. Bu kitap Agatha Christie Okumalarımızın da benim adıma son kitabıydı.

Birinci sınıf hikayeler diyemesem de İstediğiniz Herşeyi Aldınız mı?, Bağdat Kapısı, Şiraz'daki Ev ve Nil'de Ölüm'ü beğendiğimi söyleyebilirim.

Sıkıntı İçindeki Orta Yaşlı Kadın Vakası

Kendisini genç bir kızla aldatan kocası yüzünden bunalmış orta yaşlı bir kadın, Parker Pyne'e başvurur. Ve tabii ki, Mr.Pyne'in yöntemleri işe yarar..

*Bu hikayede genç bir kadın olarak bahsedilen sekreter Miss Lemon, Hercule Poirot'dan önce Parker Pyne'in yanında çalışmış olabilir veya Poirot'nun emekli olma gayreti gösterip başarısız olduğu bir aralıkta Parker Pyne'nin yanına gelmiş olabilir. Bu konuda Agatha Christie'nin nasıl bir düzen kurduğuna dair herhangi bir işaret yok.

Yaşamdan Zevk Almayan Emekli Subay Vakası

Doğu Afrika'daki hareketli hayatının ardından İngiltere'ye geri dönen Binbaşı Wilbraham, çok sıkılmaktadır. Parker Pyne'e başvurur ve tehlike içinde kurtarılmayı bekleyen genç bir kızla tanışır.

Çaresizlik İçinde Çırpınan Genç Bayan Vakası

Daphne, zengin kocasından gizlediği kumar borcunu ödemek için arkadaşının değerli bir mücevherini çalan ve sonra bundan pişman olan genç bir kadındır. Parker Pyne'den yüzüğü yerine geri bırakmak için bir yol bulmasını ister.

Tedirgin Koca Vakası

Karısı kendisini başka biri için terketmek üzere olan Reggie Wade, bu sıkıntısını çözmesi için Parker Pyne'e başvurur. Uzmanımız, kendi ilginç yöntemleriyle çiftin arasını yapmaya çalışırken, hiç ummadığı bir sonuçla karşılaşacaktır. 

Heyecan Arayan Memur Vakası

Bay Roberts karısı ve çocuklarıyla yaşadığı tekdüze hayattan bunalmıştır, eşi ailesini ziyarete gittiği sırada Parker Pyne'e başvurur. Yaşayacağı heyecanlı maceralar, ona bir ömür yetecek nitelikte olacaktır. 

Sıkılan Zengin Kadın Vakası

Parasıyla ne yapacağını bilmeyen, zengin dul Bayan Rymer, büroya başvurduğunda onu yepyeni bir doğal hayatın beklediğinden habersizdir. 

İstediğiniz Herşeyi Aldınız mı?

Elsie merakı tatmin olmamış bir halde mücevherleriyle oradan ayrıldı.
O çıktıktan sonra Bay Parker Pyne şapkasını ve bastonunu alıp Beyoğlu'nun ara sokaklarına çıktı.
Ağır ağır yürürken kendi kendine gülümsüyordu. Sonunda küçük bir pastaneye geldi. Haliç'e bakan pastane o an için ıssız denecek kadar boştu. Tam karşısında, denizin öbür yakasında İstanbul'un ünlü camilerinin ince minareleri gökyüzüne doğru yükseliyordu. Manzara muhteşemdi. Parker Pyne oturdu ve iki kahve sipariş etti. Kahveler nefis kokulu, kıvamlı ve şekerliydi.

İşte, bu hikayeyi çok sevmeme neden olan yer burası.

Bağdat Kapısı

Şam kentinin dört kapısı vardır...
Kader Kapısı, Çöl Geçidi, Felaket Mağarası, Korku Kalesi...
Ben Bağdat Kapısı'ndayım, Diyarbakır'a açılan kapının eşiğinde.

Ey kervan, geçme oradan sakın ya da şarkı söyleyerek geçmekten sakın.
Duydun mu sessizliği? Tüm kuşların ölmüş olduğu, ama yine de bir şeyin kuş gibi cıvıldadığı o sessizliği...
Geç git Ey Kervan, Kıyamet Kervanı, Ölüm Kervanı!

Parker Pyne, bir turist otobüsüyle Şam'dan Bağdat'a doğru seyahat ederken bir cinayet olayına karışır.

Şiraz'daki Ev

'Korkarım ben yalnızca turistim.' dedi Parker Pyne. 'Tahran'a, İsfahan'a ve Şiraz'a gidiyorum.'
Bu şehir isimlerindeki müzikal tını onu öylesine etkilemişti ki, yineledi: Tahran. İsfahan. Şiraz.
(...)
Parker Pyne Tahran'dan hoşlanmamıştı ama Şiraz'ı sevmişti... Şehrin dışına doğru yürüdü. Ünlü İran'lı şair Hafız'ın mezarını ziyaret etti.Dönüş yolunda bir ev gördü ve hayran oldu. Yemyeşil portakal ağaçları ve güllerle kaplı bahçenin havuzlarının görkemli fıskiyelerinden sular fışkırıyordu. Olağanüstü güzelliklteki bu bahçenin ortasındaki büyük evin tamamı mavi, pembe ve yeşil çinilerle kaplanmıştı. Parker Pyne bunun ancak düşlerde görülebilecek bir ev olabileceği gibi bir duyguya kapıldı. (sf 154-158)

Lady Esther Carr, İran'daki masalsı güzellikteki evine kapanmış, kimseyle görüşmek istemeyen genç ve güzel bir kadındır. Etrafta çok mutsuz hatta deli olduğuna dair söylentiler dolaşmaktadır. Parker Pyne genç kadına kendisiyle görüşmek isterse yardımcı olacağını bildiren bir mektup göndererek bu tuhaf yaşantıya dair esrar perdesini kaldırmaya karar verir.

Çok Değerli Bir İnci

Parker Pyne, arkeolojik kalıntılara meraklı bir turist kafilesiyle Petra antik kentine gider. Yolda kafileden genç bir kızın değerli inci küpesi kaybolur. Bir bankerin kızı olan Carol'ın, küpeyi eski bir hırsız olan nişanlısı Jim'in almadığını babasına kanıtlaması gerekmektedir..

Nil'de Ölüm

Nil kıyısındaki harabeleri, tapınakları ve antik kentleri gezdiren birkaç kişilik bir teknede, Lady Grayle, kocası, kocasının sekreteri Basil ve yeğeni Pamela'nın yanısıra Parker Pyne de bulunmaktadır. Lady Grayle, kocasının kendisini zehirlediğinden şüphelendiğini söyleyerek Parker Pyne'den yardım ister..

Delphi Kahini

Bayan Peters, 18 yaşlarında bir delikanlı olan oğlu William'la bir Yunanistan turuna katılır. Delphi'de harabeleri gezmekten bunalan kadın, William'a o günkü programını tek başına yapmasını söyler ve aynı gün delikanlı bir haydut çetesi tarafından kaçırılır. Bayan Peters'e gelen fidye mektubunda, yanında bulunan çok değerli bir elmas gerdanlığı kendilerine vermesi karşılığında çocuğunu sağsalim alabileceği yazmaktadır. Tesadüf eseri aynı otelde bulunan Parker Pyne olaya dahil olarak kadına yardım etmeye karar verir..

GÜVERCİNLER ARASINDA BİR KEDİ _ Agatha Christie

Yayınevi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: Ekim 2012
Sayfa Sayısı: 301

Agatha Christie Okumaları'mızın benim için ilk kitabı Güvercinler Arasında Bir Kedi'ydi.

Daha önce Kapı Tekrar Vuruldu adıyla yayınlanan kitabı uzun zaman önce okuduğum için, son birkaç sayfaya gelene kadar yeni bir kitap okuyormuş gibiydim.

Meadowbank adında özel bir İngiliz kız okulunda peşpeşe öldürülen öğretmenlerin gizemi, Ramat Emirliği veliahtı Prens Ali Yusuf'un bir şekilde okula bağlanan hikayesiyle güzel bir kitap bu. 

Tabii ki, öğretmenler, öğrenciler ve veliler üzerinden Agatha Christie'nin insan çeşitlemelerini okumak da çok eğlenceli.

Güvercinler Arasında Bir Kedi, Christie'nin başyapıtları arasında diyebileceğim bir kitap değil ama sürükleyici ve zevkli bir polisiye roman.

Eylül ayının son onbeş gününü Agatha Christie okuyarak geçirdik. Sevgili arkadaşım thalassapolis'le kararlaştırdığımız bu güzel okuma serüveni, blog ve instagram üzerinden bize katılan arkadaşlarla daha da hoş bir hal aldı. İlk yazı vesilesiyle, ilginiz ve katılımlarınız için teşekkür ediyorum. Birlikte okumaktan büyük keyif aldığımız için, yeni okumalarımızın planlarını yapmaya başladık bile..

31 Ekim 2013 tarihinde Agatha Christie'nin Elmayı Yılan Isırdı (Hallowe'en Party) kitabını okumayı ve hatta filmini de izlemeyi düşünüyoruz. Bizimle eş zamanlı okumak/izlemek isteyenler için ayrıca linkler içeren bir yazı da yayınlayacağım.

Daha sonrasında da Dünya Edebiyatı'nın mihenk taşlarından biri denilebilecek bambaşka bir yazar ayımız olacak. Ayrıntıları kesinleştiğinde yine Gece Kütüphanesi'nin yanısıra, twitter ve instagram hesaplarından da duyurularını takip ederek bize katılabilirsiniz..


3 Ekim 2013 Perşembe

ŞAHİDİN GÖZLERİ _ Agatha Christie

Yayınevi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: Kasım 2012
Sayfa Sayısı: 279

Ey güzel kumru
Beyaz, bembeyaz kanatlı kumru
Sevgili güzel kız
Her zaman yapayalnız
Ne yerim var, ne evim
Ne karada, ne denizde
Belki de senin kalbinde..

Şahidin Gözleri, Agatha Christie'nin hatırı sayılır güzellikteki romanlarından biri. Kitabı benim için özel kılan, insana dair anlattıkları diyebilirim. Bu yönüyle ilk on listemde müstesna bir yer alıyor.

Jeofizik uzmanı Arthur Calgary, güney kutbundaki keşif gezisinden döndüğünde, paket yapmak için kullanacağı eski bir gazetede kendisine tanıdık gelen bir fotoğraf görür. Annesini öldürmek suçuyla itham edilmiş ve hapishanedeyken hayatını kaybetmiş bir gencin fotoğrafıdır bu. Arthur, genç adamın olay esnasında otostop yaparak bindiği bir arabada olduğunu iddia ettiğini okuyunca, o fotoğrafın neden tanıdık geldiğini de hatırlar. Cinayet gecesi, Jacko'yu arabasına alıp gideceği yere bırakan kendisidir..

Agatha Christie, cinayet nedeni ve süreci açısından olmasa da karakter derinliği yönüyle en zengin kitaplarından birini kurgulamış Şahidin Gözleri'ni yazarken. Jacko'yu ve daha birçok çocuğu evlat edinerek annelik özlemini gidermek isteyen Rachel Argyle'nin kurmaya çalıştığı 'aile'nin içyüzünü tek tek anlatıyor.
Kitapta en sevdiğim karakterler Hester, Micky ve kütüphanede çalışan Tina.. Ancak Mary'nin çıkarcılığı ve kocasına olan saplantısı, Philip'in herşeye burnunu sokan tavrı, Kristen'ın zayıflıkları, Donald ile Arthur'un kıyası, Rachel'ın iyi niyetle gözünün hiç bir şeyi görmemesi v.s. kitabı okunması çok zevkli hale getiriyor diye düşünüyorum.

“Birine iyilik ettik mi, ona karşı büyük bir sevgi de duymaya başlarız. Peki ama ya o iyilik ettiğimiz kimse? O da bizi sever mi? Hayır… Acı ama gerçek bu. Çünkü dünyada taşınması en zor olan yük minnettir…” (sf 73)

“Ah, durumu anlayamıyor musun, Tina? kimse zorla minnet duyamaz. Üstelik bu minnet duyma zorunluluğu kalbin kinle dolmasına yol açar.” (sf 133)


2 Ekim 2013 Çarşamba

SON EVDEKİ TEHLİKE _ Agatha Christie

Yayınevi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: Temmuz 2013
Sayfa Sayısı:253

Miras adındaki eski basımı bende mevcut bulunan kitap, öyle eksik haliyle -207 sf- açıkçası çok da ilgimi çekmemişti. Hercule Poirot ve kadim dostu Arthur Hastings'in uçurumun kenarındaki evde tek başına yaşayan, esrarengiz olaylar sonucu birkaç defa ölümden dönen genç bir kıza yardım ettiklerini hatırlıyordum sadece. Bir de kitabın sonunda yaşadığım hayalkırıklığı vardı; katili açıklamamak için tam olarak yazamıyorum ama çözüm kısmını hiç sevmemiştim.

Aradan hayli zaman geçtikten sonra Peril at End House oyununu oynadığımda son evin, odalarının ve sahilin görüntüleri beni adeta büyüledi. Oyundan sonra kitabı tekrar okumak istedim ama bir türlü sıra gelmemişti.

Geçtiğimiz yaz, Peril at End House yeniden çevrilerek Son Evdeki Tehlike ismiyle tam metin olarak basıldığında hemen aldım ve Eylül ayı Agatha Christie Okumaları'mızdaki listeme bu kitap da eklenmiş oldu.

Bu defa okuduğumda daha çok beğendiğimi söyleyebilirim, bazı Agatha Christie kitapları için benim açımdan böyle bir durum var. Mesela Cinayetler Oteli, Cinayet İlanı, Cinayetler Kulübü, 16:50 Treni eski okumalarımda vasat listeme girmiş kitaplarken, daha sonra (belki de tam basımlarının etkisiyle) güzelliklerini keşfedebildiğim kitaplara dönüştüler.

Son Evdeki Tehlike gibi Poirot ve Hastings'in birlikte tüm kitap boyunca yer aldığı Agatha Christie romanları, Hastings'in gözünden sevgili dedektifimizi görmek ve aralarındaki eğlenceli diyaloglar açısından da farklı, özel bir tad içeriyor.

Kitaptaki favorim ise; Hercule Poirot bütün bir gece koltuğunda oturup düşünerek cinayeti çözdükten sonra gelen sabah sahnesi.. Bir kedi gibi yemyeşil parlayan gözlerindeki kurnaz, zeki pırıltı.. Christie'nin bir kaç kitabında daha yinelenen bu ânı, Poirot'nun zafere ulaşma dakikalarını okumanın büyük bir keyif verdiğini söyleyebilirim.

10 Eylül 2013 Salı

NİMROD ÇILDIRIŞLARI _ Etgar Keret

Yayın Evi: Siren Yayınları
Basım Yılı: Ağustos 2012
Sayfa Sayısı: 158

İyi hikaye yazan, gerçek manada 'zeki' bir adam, Etgar Keret. Bu kitaptaki hikayeleri hayli eğlenceli ve çarpıcı diyebilirim. Modern tarzda yazılmalarına karşın bu kadar başarılı olmalarını beklemiyordum açıkçası. Şöyle kısaca yazılmış gibiler. İçinde bulunduğumuz çağın teşhirciliğini yansıtsalar da, üzerinde çok fazla durmadan geçildiği için rahatsız etmiyor.

Nimrod Çıldırışları, zevkle okuduğum ve yazarın diğer çalışmalarını merak ettiren bir kitaptı benim için.




UZAK TEPELER _ Kazuo Ishiguro

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
Basım Yılı: Ağustos 2012
Sayfa Sayısı: 161

Japon yazarları okudukça, aralarındaki uçurumlar çok şaşırtıyor beni. Kimileri gayet nahif, şiir gibi romanlar yazarken, bazıları da tiksinti uyandıracak kadar ruhsuz, maddeci olabiliyor. Kazuo Ishiguro, bu romanıyla değerlendirildiğinde ilk gruba dahil, diyebilirim.

Çift zamanlı romanda, İngiltere'de yaşayan yaşlı Etsuko'ya, kızı Niki'nin gelişiyle hissettiği duygusal uzaklık, geçmişi hatırlatır. İlk kocasıyla Nagazaki'de oturduğu yıllarda, komşusu Sachiko ile yaşadıkları, büyük kızı Keiko'nun intiharına kadar geçen süre zarfında olanları düşünmek, içini bir parça da olsa aydınlatacaktır..

Uzak Tepeler'i bir tesadüf sonucu okudum, Beni Asla Bırakma'yı merak ediyordum aslında. Fakat o kadar beğendim, romandaki dünyanın içerisinde dolaşmak öyle güzeldi ki, iyi ki okumuşum diyorum.






BEFORE MİDNİGHT [2013]


{Geceyarısından Önce}

Buraya bir filme dair birşeyler yazmayalı çok olmuş. 

İlk iki filmden bahsetmek veya derli toplu bir yazı niyetinde değilim ama nasıl desem, bu defa Jesse ve Celine'in konuşmaları biraz çarçabuk bitti. Film, aşağı yukarı dört parçaydı; araba yolculuğu, verandadaki yemek, yürüyüş ve oteldeki gece.

DDW'nin Bella İtalia'sı gibi veya Conchis'in malikanesini anımsatarak garip bir gitme isteğine yolaçan görüntüler, kelime oyunları, yazma fikirleri v.s. 

Umulmayacak çirkinlikte yaşlanmış Ethan Hawke, her zamanki iticiliğiyle Julie Delpy.

Yunanlılar konuşurken aksanlı İngilizcenin kulağa çok daha güzel geldiğini düşündüm yine, yarım yamalak izlediğim Kaset'i bitireyim, Waking Life'ı bir daha izleyeyim filan dedim. 

Yazdıklarıma bakınca filmi sevmemişim gibi duruyor ama öyle değil.


29 Temmuz 2013 Pazartesi

THE LAKE HOUSE: CHİLDREN OF SİLENCE [1/2013]


The Lake House: Children of Silence çıkalı bir hayli zaman oldu ama nedense ilk gördüğümde oynamak istememiştim. Geçenlerde Big Fish'te telefon için oyun bakarken denk gelince indirdim, biraz oynadım, sonra görüntüleri ve hikayesi hoşuma gidince bilgisayardan devam ettim. 

Oyun, yağmurlu bir günde bir kafede oturan Ann ve Henry'e esrarengiz bir paket gelmesiyle başlıyor. Paketin içinde Ann'ın albümünden çıkarılıp parçalanmış bir fotoğraf ve küçük yaşta ölen kardeşi Tom'dan bir not var. Genç nişanlılar bu paketin esrarını çözmek için Tom'u kaybettikleri yere, ailenin eskiden yaşadığı göl evine gitmeye karar veriyorlar..

The Lake House, bir Womens Murder Club veya Mystery Case Files değil ama çizimleri gerçekten çok hoş, bulmacaları eğlenceli ve hikayesi de hüzünlü, esrarlı ve güzel.



10 Temmuz 2013 Çarşamba

DELİ KIZIN TÜRKÜSÜ _ Gülten Akın

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
Basım Yılı: Şubat 2012
Sayfa Sayısı: 105

Gülten Akın'la yıpranmış bir telefon kartı üzerindeki Seni Sevdim şiirinden bir parçayla tanışmıştım. Sonraları çok sevdiğim Deli Kızın Türküsü'nün sözlerinin de ona ait olduğunu öğrendim. Geçtiğimiz sonbaharda kitabını aldım, okudum nihayet..

Onun şiiri, geleneksel şiir lezzetinin günümüz Türkçesiyle yoğrulmuş hali gibi. Modern şiir denilen saçmalıklar silsilesi gibi değil, anlamlı ama aynı zamanda sade, duru bir dile sahip. 

Kitapta 14 şiiri seçmiş-işaretlemişim, hayli yüksek bir rakam bu benim için. Gülten Akın'ın diğer şiir kitaplarını da en kısa sürede okumak istiyorum. 

  

Uzun Yağmurlardan Sonra

Sen yağmurlu günlere yakışırsın
Yollar çeker uzak dağlar çeker uzak evler
Islanan yapraklar gibi yüzün ışır
Işırsa beni unutma

Alır yürür sıcak mavisi gökyüzünün
Kuşlar döner uzun yağmurlardan sonra bir gün
Bir yer sızlar yanar içimde büsbütün
Her şeye rağmen ellerin üşür
Üşürse beni unutma

Yeni dostlar yeni rüzgârlar gelir geçer
Yosun muydum kaya mıydım nasıl unuttular
Kahredersin başın önüne düşer
Düşerse beni unutma.


2 Temmuz 2013 Salı

İSTANBUL'DA BİR MERHAMET HAFTASI _ Murat Gülsoy

Yayın Evi: Can Yayınları
Basım Yılı: Mayıs 2010
Sayfa Sayısı: 256

Kitaplar üzerine cümleler kurarken, Gece Kütüphanesi'nin ne okuduğumu görmemden öte bir işlevi  de olduğunu unutmamaya çalışarak, herhangi bir yerde bu kitabı görmüş, merak etmiş ama içeriği hakkında arka kapak yazısından başka bilgi bulamamış bir okuyucu için fikir olabilecek birşeyler yazmaya gayret ediyorum. Bazı kitaplar için bu biraz zor.

İstanbul'da Bir Merhamet Haftası, yazar-anlatıcının 7 resmi, 7 kişiye, 7 ayrı günde göndererek tasvir etmelerini istemesi üzerine, bu kişilerin yazdıkları yorumlardan oluşuyor. Konuyu oluşturan 7 gravür, Max Ernst'in Merhamet Haftası kitabından alınmış.

Farklı kişilerin aynı resmi yorumlaması, ilk bakışta ilgi uyandırıcı bir fikir. Kitapta kişilerin anlatımları gerçekten birbirinden farklı olacak şekilde yazılmasını da başarılı buluyorum. Ancak hikayeler artık kullanılmaktan eprimiş konulardan oluşuyor. Kitapta ne edebi bir zevk, ne de ilginç olabilecek bir hikaye buldum.Altını çizdiğim tek yer ise Laurence Stern'den yapılan bir alıntıydı:

Yazı gerektiği gibi yazıldığında (yani benim yazdığım gibi yazıldığında) karşılıklı söyleşiden başka bir şey değildir. Nasıl dostlarınızla birlikteyken hep siz konuşmazsınız, iyi aileden, edepli bir yazar da hep kendi düşüncelerini öne sürmez.Okurun idrakina gösterebileceğimiz en gerçek saygı, bunu dostça ortadan ikiye bölmek ve ona da, sırası geldiğinde, kendi hayal edebileceği bir şeyler bırakmaktır.

(Tristram Shandy, Beyefendinin Hayatı ve Görüşleri, 1759)



1 Temmuz 2013 Pazartesi

PULBİBER MAHALLESİ _ Didem Madak

Yayın Evi: Metis Yayınları
Basım Yılı: Kasım 2012
Sayfa Sayısı: 113

Bir şiir kitabı nasıl anlatılabilir? İyi şiirin verdiği o tarifsiz edebi his, içini minik minik doğrayan veya aniden açıveren bir sevince bulayan.. Şiir nasıl sevilmez ki? Pulbiber Mahallesi, Didem Madak'ın son kitabı. Bu yazıyla beraber şairin Gece Kütüphanesi'ndeki yeri tamamlanıyor.

'Dokunsalar dağılırdı iyi pişmiş kurabiyeler gibi kalbimiz'

Pulbiber Mahallesini Tanıyalım'dan..

'Rüyamda bilmediğim bir yazıyı okuyup anlayarak
Ne anladıysam sonra ağlayarak..'
'Sahibini görmediği sesleri şiir sanır insan.' 

Karşılıksız Hayat'tan..

'Başka biri oluyordu,
Erimiş merdivenlerde oturan başka biri
Bu başka biri kulaktan kulağa oynuyordu hayatımla
Ya da sessiz sinema
Uzun zaman valizleriyle yaşamıştı.
Toplamış tekrar yerleştirmiş tekrar boşaltmış
Hiçbir yere sığmayan dizeler buruşmuştu valizlerde
Eşyaları toplarken ağlamalıydı.
Toplanırken ağlamalıydı eşyalar da
En çok şiirlerde ağlardı eşyalar.
Eski sandalyeler en iyi şiirde gıcırdardı'

Kaza Anılar'dan..

'İyilik dolu akşamlarım olsun istemiştim.
Başım bir kristal avizeye çarpmış gibi şıngırdasın
Şimdi bazı akşamlar kırmızı çiçekli başımı
İşten yeni dönmüş yorgun yastığımla karıştırıyorum.'

Viraj'dan..

Didem Madak Tüm Kitapları:

Grapon Kağıtları
Âhlar Ağacı
Pulbiber Mahallesi