11 Temmuz 2011 Pazartesi

FİRAVUN AĞACI_Agatha Christie

Yayın Evi: Akba Yayınevi
Basım Yılı: 1964
Sayfa Sayısı: 248

Firavun Ağacı, Agatha Christie'nin çok enteresan bir denemesi. Eski Mısır'da geçen bir cinayet romanı yazma fikri başlangıçta onu da ürkütmüş ama Antik Mısır uzmanı arkadaşı Stephen Glanville, 4000 yıl önceki Mısır'da gündelik yaşam ve ev hallerine dair birçok şeyi anlatarak yardımcı olmuş. Christie, böyle dostları ve araştırmaları ışığında çok iyi bir iş çıkarmış ortaya.

Nil Nehri'nin kıyısında bir tapınak rahibi (koruyucusu) olan İmhotep, annesi, oğulları, gelinleri ve dul kaldığı için babaevine geri dönen kızıyla yaşamaktadır. İşleri için Kuzey'e gittiğinde kendine eş niteliğinde bir odalık getirir. Genç ve güzel bir kadın olan Nofret, aileye karşı öfkesi ve İmhotep'e her istediğini yaptırmasıyla herkesi çileden çıkarır. Evin tüm huzuru kaçmıştır. Ve ölüm kara gölgesini aile fertlerinin üzerine bir bir düşürmeye başlar..

Kitaptaki masalsı anlatım karakterlerin gerçekçi çizimiyle bütünleşince çok hoş bir hal alıyor. Christie, her birinin üzerinde özenle durmuş ve ayrı birer kişilik vermiş onlara. Ailenin kızı Renisenb'in değişen düşünceleri, akıllı ve güvenilir kâtip Hori, genç, yakışıklı ve neşeli bir diğer kâtip Kameni, Nofret'in lanet gibi herkesi etkileyen kini, İmhotep'in oğulları Yahmos, Sobek ve İpi'nin birbirine zıt karakterleri, bilge büyükanne Esa..

Hayli fazla sayıda olan roman kişilerinin mikroskopik bir şekilde sunulmasıyla bana Şahidin Gözleri'ni anımsatıyor bu kitap. Christie'nin bir diğer şaheseri olan Şahidin Gözleri'nde de enteresan bir aile mozayiği ve her bireyin kendine has hikayesi vardı. Öte taraftan Firavun Ağacı, Agatha Teyze'mizin peşpeşe cinayetleri sıraladığı nadir kitaplardan. Genelde bir-iki en fazla üç ölüm olur romanlarında ama bu kitap vukuat sayısı açısından neredeyse On Küçük Zenci'yle yarışıyor. Zaten aynı onun gibi tamamen kendine özgü, Agatha Christie'nin başka hiçbir kitabına benzemeyen harikulade bir havası var.

Firavun Ağacı'nın bölüm başlarında hiyeroglif işaretler de görüyoruz. Yine bir uzman çevirisiyle, bu işaretler İkinci Krallık zamanında yaşayan Heqanakhte isminde bir adamın, odalığına karşı ailesinin kötü muamelesinden yakınışını anlatıyormuş. Christie antik metinlerden ilham almasının yanı sıra, kitabına tema olarak eski Mısır tarım takvimindeki mevsimleri seçmiş. Mitolojik tanrılar, mezar adetleri ve kötü ruhların kovulması için yapılanları da ince ince işlemiş hikayenin içine.

Teknik ayrıntıların titizlikle yerleştirilmesi, atmosferin kurulması v.b. konularda ne denli mükemmel olursa olsun bu kitabın beni en çok etkileyen tarafı insani ilişkilere dair anlattıkları.. Şimdi ya da 4000 sene önce Mısır'da, Christie'nin sık sık tekrarladığı gibi insanlar hep aynı. Çocuklarıyla mutlu, dul bir baba gidip eve kötü niyetli bir kadın getirince ne olur? Aynı hırslar, çekememezlikler, paylaşılamayan ilgi, nefret ve sonucunda mutsuzluk.. Asla geri gelmeyen huzur.

Diğer taraftan Firavun Ağacı'nın bir diğer güzel gölgesi; o çok sevdiğim finalinde anlattığı gibi kalben sevmek ya da sadece görüntüyü sevmekten ibaret olan aşk. Yani Renisenb'in, yanında huzur bulup, saatlerce konuşmadan oturabildiği, kalbine vakıf olduğu olgun, bilge Hori veya bahçede aşk şarkıları söyleyen tatlı sesi, güneşten yanmış geniş omuzları, yakışıklı yüzünde hep bir tebessümle dolaşan Kameni. Hori'yi düşüncelerinden dolayı biraz Hercule Poirot'ya benzetmiyor da değilim. İnsana onun gibi güven veren, ne dediğini ne yaptığını bilir biri. Katili çok önceleri keşfedişi, insanları inceleyerek onlar hakkında verdiği hükümlerin isabeti de çok benziyor.

Yılan İçini Döktü, 4000. Yıl Önce İşlenen Cinayet gibi isimlerle sadece eski basımlarını bulabileceğiniz Firavun Ağacı, Christie hayranlarının mutlaka okuması gereken bir kitap. Klasik polisiyelerine genel anlamda benzemese de, onun kaleminden eski Mısır medeniyetine dair bir roman okumanın harika bir duygu olduğunu söyleyebilirim.

Kameni'nin Şarkısı:


Memphis'e gideceğim.
Hakikatler Tanrısı Ptah'a gideceğim ve diyeceğim ki,
Bana sevgilimi ver, bu gece.
Nehir bu gece kıpkırmızı, kadife gibi akıyor..
Ptah onun sazları, Sekhmet lotus yaprakları..
Orith goncaları, Nefertiti çiçekleri..
Ptha'a gideceğim ve diyeceğim ki,
Bu gece sevgilimi ver bana.
Şafak onu güzelliği için söküyor,
Memphis onun güzelliğine sunulan bir tabak aşk elmasıdır..



Sevgili arkadaşım Deniz'le Agatha Christie Okumaları mızın son kitabı idi bu. Geçirdiğimiz zaman dilimi bu güzel Christie'lerle çok keyifliydi. Umarım yenilerini de yapmak nasip olur. Tekrar teşekkürler canım.

4 yorum :

  1. Çok güzel olmasına rağmen hala bitiremedim :(
    Senin yazın yine harkulade olmuş canım. Ellerine sağlık. Agatha Christie'yi yorumlamanı ve bunları okumayı çok seviyorum.
    Ben derim ki ALES'de Agatha teyze bana uğurlu geldi eylülde üds öncesi de aynı şeyi yapsam mı? :)) Bu konuyu bir görüşelim :))
    Birlikte okumak çok keyifliydi aynı kitapları okumak çok daha güzel oldu bence...

    Sevgiler canım...

    YanıtlaSil
  2. Bazen oluyor öyle maalesef, umarım herşey yolundadır :)

    Hakikaten bu sefer ki farklı bir güzel oldu canım, Eylül'de okumaya karar verirsen yanındayım elbette, uğurlu gelir gene inşallah.

    Haftamızın son yazısını merakla bekliyorum. Görüşmek üzere Deniz'cim.

    YanıtlaSil
  3. Eski Mısır tarihi çok ilgimi çekiyor, bir de bu mistik atmosferde geçen bir cinayet romanı müthiş olur.. mutlaka okumak istiyorum:)

    YanıtlaSil
  4. Christie adına şaşırtıcı ama nefis bir kitap. Okuduktan sonra da yorumlarınızı bekliyorum.

    YanıtlaSil

Burası sukûnetin hakim olduğu, tenha bir kütüphane. İçinden geçenleri fısılda ki orada olduğunu bileyim.