2 Ağustos 2017 Çarşamba

GECELEYİN KÜTÜPHANE Alberto Manguel


Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
Basım Yılı: 2008
Sayfa Sayısı: 281

Geceleyin Kütüphane, yazarın okuduğum ilk kitabı. Mit olarak kütüphane, zihin olarak kütüphane, düş gücü olarak kütüphane gibi çeşitli kavramlar üzerinden kütüphane fikrinin işlendiği bölümlerden oluşan, Alberto Manguel'in çok değer verdiği kendi kütüphanesi başta olmak üzere tüm kütüphanelere bir güzelleme. Kitapta siyah-beyaz olarak kütüphane fotoğrafları ve çizimleri de mevcut.

Zihnimde yol açtığı imgelerle heyecanlandıran Gece Kütüphanesi adını kısa bir süre öncesine kadar tamamıyla  kendim buldum zannediyordum, blogu oluştururken aklımda herhangi bir kitap yoktu. Ancak geçenlerde Zoran Zivkoviç'in Başka Zaman Kütüphaneleri kitabına tekrar bakarken, Gece Kütüphanesi adında bir hikaye olduğunu gördüm, blogu açmadan iki yıl önce okuduğum ve çok etkilendiğim bu kitap, bilinçaltıma işlemiş sanırım. Geceleyin Kütüphane'yi ise 2010 yılında, bloga yazmaya başlamamdan birkaç ay sonra yine adından dolayı almıştım.

Etrafında döndüğü konu itibariyle sevmeme imkanım bulunmayan bu kitabı, inceleme yazılarından teşekkül ettiği için biraz yavaş okudum ama hayli keyif aldığımı söyleyebilirim.

Kitapları boşaltmak etekteki bütün taşların döküldüğü bir faaliyettir. 1931’de Walter Benjamin sayısız taşınmalarından biri sırasında kitaplarının arasında durmasını anlatırken, "henüz düzenin getirdiği tatlı sıkıntı vurmadan" onları topladığı zamanların ve yerlerin hayalleriyle, her bir cildin gerçekten kendine ait olduğunu gösteren ikinci derece kanıtlarla sarılmış olmak diye tarif etmişti. [sf 45]

Daha duvarları dikilmeden önce kitaplarım için düşlediğim kütüphane nasıl okumak istediğimin yansımasıydı. Kimi okurlar öyküyü daracık bir alanda yakalamaktan hoşlanır; kimileri metnin uzak ufuklara doğru uzandığın hayal etmek için yuvarlak, halka açık geniş bir alan ister; kimileri de bir bölümden diğerine dolaşabilecekleri iç içe geçmiş odalarda okumaktan zevk alır. Benim epeydir hayallerimi süsleyen, masaya vuran ışık havuzlarının çevresinin, dışarıda gece bastırmış duygusu verecek kadar loş olduğu, duvarların birbirine baktığı dikdörtgen bir mekanda, her iki yanımda da kitapların bir kol boyu uzaklıkta olduğu hissedeceğim, uzun, alçak tavanlı bir kütüphaneydi. Planlamadan okuyan biriyimdir, kitapların birbirini serbestçe çağrıştırmasını, sırf yakın durdukları için aralarında bağ kurmayı, odanın içinde birbirlerine seslenmelerini severim. Kütüphanem için seçtiğim şekil okuma alışkanlıklarımı da destekler. [sf 124-125]

Penelope Fitzgerald, Mavi Çiçek adlı romanında şöyle der, “Bir hikâyenin başında buluş varsa, sonunda da arayış olmalıdır.” Benim kütüphanemin öyküsü kesinkes bir buluşla başlar: kitaplarımı bulmak, onları koyacak bir yer bulmak, dışarıdaki karanlıkta aydınlanan sessiz bir mekân bulmak. [sf 281]

2 yorum :

  1. Blogunun ismiyle ilgili durum çok ilginçmiş Biblio'cum:) kim kitap sever de kütüphane sevmez, bütün kitapseverler için keyif verici bir kitaba benziyor, keyifli okumalar, sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Eren'cim, sana da keyifli okumalar :)

      Sil

Burası sukûnetin hakim olduğu, tenha bir kütüphane. İçinden geçenleri fısılda ki orada olduğunu bileyim.