Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 95
Bir Yaz Gecesi Rüyası, uzun zamandır aklımda duran, ilk fırsatta okumak istediğim Shakespeare oyunlarından biriydi. İsmi zihnimde son derece şairâne akisler yapıyor, bir takım hoş hayaller uyandırıyordu. Bu sebeple Mayıs ayındaki II. Shakespeare okumamız esnasında ilk sıradaki kitabım oldu.

Oyunun ana konusu bir aşk hikayesi olmakla beraber, Shakespeare'ın tüm yazdıklarında olduğu gibi bu hikayede de bulunan insani zaaflar, hırslar, neşe ve üzüntülerin yanısıra, oyun içinde oyun kurgusuyla yazıldığı dönemin tiyatrosuna dair bir eleştiri de içeriyor.
Bir Yaz Gecesi Rüyası'ndan birkaç sayfa okur okumaz, tam da bahar sonu, yaz başına denk gelen bu nahif, büyülü hikayenin hayalgücümü süratle harekete geçirdiğini farkettiğimde, okumadan çok önce de hayli beğenecekmişim gibi hissetmemin, hatta adı geçtiğinde bile heyecan duyuşumun boşuna olmadığını anlamıştım. Yanıltıcı bir beklenti değilmiş.
Bazen kederin gözlerini kapatan uyku gel,
Biraz olsun, al götür beni kendimden. [sf 62]
Düşler nasıl çıkarıp bulursa bilinmeyen şeyleri,
Şairin kalemi de biçim verir hiçliklere, hayallere;
Uygun bir görünüş bulur gönlümüze hoş gelen duygulara,
Ve bir ad koyar onlara.
Ucu bucağı olmayan hayal böyle oyunlar oynar işte. [sf 78]
Hiç yorum yok :
Yorum Gönder
Burası sukûnetin hakim olduğu, tenha bir kütüphane. İçinden geçenleri fısılda ki orada olduğunu bileyim.