
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 512
Hani o çok uzun zaman önce yaptığımız Iris Murdoch Okumaları'nda esâsen bu kitabı okumak aklımda yoktu. Fakat sevgili Thalassapolis'in seçtiklerinden biri olduğunu görünce konusuna şöyle bir göz attım, baş karakterinin Prospero sendromundan muzdarip durumunu görür görmez listeme ekledim çünkü Fırtına fena halde düşkün olduğum bir Shakespeare oyunu. :)

Kara Prens'in ilk 100 küsur sayfasına kadar sıkıldıktan sonra canlanıp renklendiğini ve merakla bitirdiğimi söylemiştim. Bu kitapta ise bunun tam tersi oldu. Charles'ın evine yerleştiği ve yalnız geçirdiği ilk günler, çocukluğunu ve ilk gençliğini anlattığı bölümler çok güzeldi. Roman kalabalıklaştıkça Murdoch'un o bildik, bunalımlı ilişki ağları örülmeye başlandı ve özellikle Hartley ile alakalı bölümler o kadar uzadı ki fenalık geçirtti bana. Sadece sonlara doğru, Titus'un sahneye çıktığı kısımları biraz beğendiğimi söyleyebilirim.
Genel olarak baktığımda iyi ki okumuşum desem de, favorilerimden biri olduğunu söyleyemeyeceğim.
Adanmışlıktan, hayranlıktan, tutkudan fazlası. Birini ve onunla vakit geçirmeyi özlüyorsanız, onu seviyorsunuz demektir. [sf 46]
Çok az güzel kadın doğru düzgün görebilir, çünkü kibir gözlüğe engeldir. [sf 60]
Gözyaşları durdu. Mendilini ve kırık aynayı kaldırdı ve sarı fularını açtı. 'Yazma Charles. Böylesi daha merhametlice olur. Tuhaf, o zaman bitiyor diye düşünmüştüm, öyle değildi, şimdi bitiyor. İyi yürekli olmak istiyorsan lütfen yazma bana. İstemiyorum.. artık..' [sf 208]
İlk kısımlar özellikle çok etkileyiciydi bence de Biblio'cum, yine de ilerleyen kısımlar da bende iz bırakmıştı, diğer yazılarını merakla bekliyorum, sevgiler:)
YanıtlaSilÇok teşekkürler Eren’cim 💕
Sil