Basım Yılı: 2010
Sayfa Sayısı: 264
Yaşayan yazarlarla aramın pek iyi olduğunu söyleyemem ama Kundera'yı merak ediyordum ve bu kitabın ismi beni fena halde etkiliyordu. Okudum.
Yedi bölümden oluşan kitapta, yedi ayrı hikaye var. Aralarında bir bağ olduğu söyleniyor ama komünizm dışında bunun ne olduğu pek açık değil.
Kaçtığı ülkesine giderek ölmüş kocasına yazdığı mektupları alması için yeni bir sevgili edinen Tamina, paylaşımda sınır tanımayan evli bir çift, sevdiği kadın ve şiir toplantısı arasında kalan bir öğrenci, tiyatro ödevlerini yapmaya çalışan kızlar v.s..
Ya yazara olmadık bir kitabından başladım ya da hangisini okuduğum farketmezdi, bilmiyorum. Anlatım tarzını da, anlattıklarını da pek sevmedim. İsimleri dillerden düşmeyen Gabriel Garcia Marquez ve Paul Auster'ı da aynen böyle bir hayalkırıklığına uğramaktan korktuğum için okumamıştım bugüne kadar. Milan Kundera'nın diğer kitapları için de 'ancak denk gelirsem göz atarım' diyebiliyorum bundan sonra.
Bu yazıyı okuyan, yazarı çok benimsemiş birileri varsa, onda ne gördüğünü, hangi yönüyle sevdiğini bana yazarsa çok sevinirim. Dediğim gibi belki de ilk okuma için bu, yanlış bir kitaptı.
Not: Arka kapakta Çek yazarın bu kitabı yazdıktan sonra vatandaşlıktan çıkarıldığı, iç tanıtım sayfasında ise bu kitabı yazmasıyla vatandaşlık haklarının geri verildiği yazıyor. Sanırım Can Yayınları'nın kafası karışmış.














