1 Ocak 2011 Cumartesi

KÜTÜPHANE Bir Başka Labirent Öyküsü_Enis Batur

Yayın Evi: Sel Yayıncılık
Basım Yılı: Mart 2008
Sayfa Sayısı: 71

Yazarın en olmayacak kitabını seçip okumaya başlamak konusunda özel(!) bir yeteneğe sahibim gibi görünüyor. Gerçi bu kitabı sırf ismi yüzünden istemiştim. Adında kütüphane geçen her türlü kitabı edinesim var zira.

Dergilerde yayınlanan birkaç yazısından ötesine henüz vakıf olamadığım, esasen külliyatı bir hayli kabarık biri Enis Batur, sıkı okuyucularının ifade ettiğine göre anlaşılması biraz güç fakat büyüleyici bir anlatımı olan enteresan bir yazar. Onun cümlelerindeki gizem beni de etkiler daima ve yeraltından sesleniyormuş gibi duran satırlarıyla her karşılaştığımda onu okumam gerektiğini düşünürdüm. Niyetim Doğu-Batı Divanı gibi daha bilinen kitaplarından birini okumaktı ancak Kütüphane, seçtiğim bir çeşit hediye olarak gelince onbeş dakikalık bir otobüs yolculuğunda yutuverdim kendisini.

Bembeyaz, incecik, bağlantılı kitap ayracına sahip, içinde çeşitli dönemlere ait kütüphanelerin fotoğraflarını barındıran, zarif görünümlü bir kitap bu. Enis Batur'un yitirdiği kütüphanesinin anılarıyla başlayıp, yakılan ve yağmalanan eski büyük kütüphanelerden devamla, Borges'in Haziran 1968 şiirini anımsatan bir eda takınıp, kitaplık düzeninin sahibi olan kişiyi ele verişinden bahsederek ilerliyor.

Meselâ kendi kütüphanesine dair "dev bir kum saati" imgesi oluşturduğu bölümde diyor ki;

"Üst bölümden ağır ağır aşağıya akan işaretler bana doluyor, durmadan yeni kitaplarla beslenen üst bölüme baktıkça onlara vaktim kalmayacağını görüyor, anlıyor, biliyor olmam bir şeyi değiştirmiyor : Bu tükenmez kumlu saat, Kum Kitabı gibi sonsuz tek bir kitap olabilir gerçekten de."

Bu bahsettiği şey, okunacak listeleri gitgide kabaran bizim gibi kitap düşkünlerinin yakından aşina olduğu bir halin imgelemesi. Ne güzel tarif etmiş. Yakın bir zamanda değilse de Enis Batur'un diğer kitaplarına bakmam gerektiği anlaşılıyor.

Kütüphane Bir Başka Labirent Öyküsü ise kitap, kitaplık ve kütüphanelere dair yazıları okumaktan zevk alanların hoşlanacağı türden bir küçük fasikül. Bakmanızda fayda var diyorum.


Haziran 1968

altından bir akşam
ya da altından bir akşam diye simgelenecek bir sessizlikte
adamın biri kitaplarını diziyor
boş bekleyen raflara
parşömeni deriyi kumaşı duyarak
bir de alışkanlığın beklentisini
ve sağlanmış düzenin getireceği doyumu
stevenson ile öbür iskoç andre blanc
her nasılsa sürdürecekler burada
araya giren okyanuslar ve ölümle bölünmüş keyifli söyleşiyi
alfonso rees de sevinecek elbet
virgilius’un yakınında durmaktan
bir kitaplık düzenlemek eleştiri sanatına girişmektir
sessizce alçakgönüllülükle

gözleri kör adam bir daha okuyamayacağını biliyor
tuttuğu güzelim ciltleri
onların yardımının dokunamayacağını da
sonunda kendini aklayabilecek kitabı yazmasına
ama bu akşam ola ki altındandır
gülümsüyor garip yazgısına
ve o özel mutluluğu duyuyor
bildiklerimizden aldığımız ve sevdiklerimizden


Jorge Luis Borges



Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Burası sukûnetin hakim olduğu, tenha bir kütüphane. İçinden geçenleri fısılda ki orada olduğunu bileyim.