30 Kasım 2020 Pazartesi
MUHTEŞEM GATSBY Francis Scott Key Fitzgerald
27 Kasım 2020 Cuma
EVELYN HARDCASTLE'IN YEDİ ÖLÜMÜ Stuart Turton
1 Kasım 2020 Pazar
DOĞU ÖYKÜLERİ Marguerite Yourcenar
22 Ekim 2020 Perşembe
CAM KAPININ ARDI Natsume Sōseki
1 Ekim 2020 Perşembe
SARI DUVAR KAĞIDI Charlotte Perkins Gilman
12 Eylül 2020 Cumartesi
GUREBAHANE-İ LAKLAKAN Ahmet Haşim
Basım Yılı: 2020
İş Bankası'nın özenli kapaklarıyla bastığı bu Türk Edebiyâtı Klasikleri'ne kayıtsız kalmak zor. Öte yandan yazarların günümüzde sıklıkla kullanılmayan, belki genç okuyucunun aşina olmayabileceği bazı kelimelerine sayfa altlarında minik bir sözlük yapmak yerine o güzelim ifadeleri değiştirmiş olmaları da hiç hoşuma gitmiyor. Sanki tercüme edilmiş bir kitap okuyor hissi uyandırdığını söyleyebilirim.
'Nihayet' yerine 'son', 'ziya' yerine 'ışık' yazınca anlaşılırlığı kaç zerre artıyor merak ediyorum! Kim saklı tutulmanın ne demek olduğunu bilmez de korunma deyince 'aydınlanır' ki?
Bu kitaplar yazarla yeni tanışacak kişiler için bir başlangıç olabilir belki ama Haşim'in kendi sesine, nesrini okurken bile geriden duyulan o harikulâde şiirine yazık etmemek için tam metin baskılarını da bulmak, mutlaka okumak gerek.
Milli şuurun uyandırdığı iç kuvvetler henüz büyük felaketlerin çekiciyle dövülmemiş, bugünkü olgunluğunu bulmamıştı. Bu kuvvetler havai fişekler şeklinde, hayatın gecesinde renkli ateşlerden akan nakışlar çizdikten sonra dağılıp gidiyordu.. [sf 1]
Eskiden kendimize göre yaşayışımız, düşünüşümüz, giyinişimiz ve kendimize göre, dinden, ırktan ve ananeden hayat alan bir zevkimiz olduğu gibi, bu hayat tarzına göre de "saat"lerimiz ve "gün"lerimiz vardı. Müslüman gününün başlangıcını şafağın parıltıları ve sonunu akşamın ışıkları tayin eder. Madenden sağlam kapaklar altında korunan eski masum saatlerin yelkovanları yorgun böcek ayakları tarzında, güneşin sema üzerindeki seyriyle az çok ilgili bir hesaba uyarak, minenin rakamları üzerinde yürürler ve sahiplerini, zamandan yaklaşık bir doğrulukla haberdar ederlerdi. Zaman sonsuz bahçe ve saatler orada açan, kah sağa kah sola eğilen güneşten rengârenk çiçeklerdi. Yabancı saati düşkünlüğünden evvel bu iklimde, iki ucu gecelerin karanlığıyla simsiyah olan ve sırtı, muhtelif kırmızı, sarı ve lâcivert ateşleriyle yol yol boyalı, büyük bir canavar halinde, bir gece yarısından diğer bir gece yarısına kadar uzanan yirmi dört saatlik "gün" tanınmazdı. Işıkta başlayıp ışıkta biten, on iki saatlik, kısa, hafif, yaşanması kolay bir günümüz vardı. Müslüman'ın mesut olduğu günler, işte bu günlerdi; şerefli günlerin olaylarını bu saatlerle ölçtüler.
(...) Unutulan eski saatler içinde eksikliği en çok hasretle hatırlanan saat akşamın on ikisidir. Artık "on iki" solgun yeşil sema altında, ilk yıldıza karşı müezzinin Müslümanlara seslendiği, sokakların lâcivert bir sisle kaplandığı, ışıkların yandığı, sinilerin kurulduğu ve yarasaların mahzenlerden çıkıp uçuştuğu o dokunaklı ve titrek saat değildir. Akşam anlayışından koparak, kâh öğlenin sıcaklığında ve kâh gece yarılarının karanlığında varsayılan bir zamanı bildiren bu saat, şimdi hayatımızda renksiz ve şaşkın bir noktadır. Yeni saat, Müslüman akşamının mahzun ve şaşaalı dakikasını dağıttığı gibi, yirmi dört saatlik yabancı "gün"ün getirdiği geçim şekli de bizi tan âleminden uzak bıraktı. Başka memleketlerde, tan vaktini yalnız kırdan şehre sebze ve meyve getirenlerin ahmak gözleriyle mustariplerin şişkin kapaklar içinden bakan kırmızı ve perişan gözleri tanır. Bu zavallılar için tan vaktinin parıltıları, yeniden boyuna geçirilecek olan hayat ipinin kanlı ilmeğini aydınlatan bir ışıktır. Hâlbuki tan vakti, Müslüman için rüyasız bir uykunun sonu ve yıkanma, ibadet, neşe ve ümidin başlangıcıdır. Müslüman yüzü, kuş sesleri ve çiçek kokuları gibi tan vaktinin en güzel görünümlerindendir. Kubbe ve minareleri o alaca saatte görmemiş olan gözler, taşa en ilahi manayı veren o hayret verici mimariyi anlamış değillerdir. Esmer camiler, tan vaktinden itibaren semavi bir altın ve semavi bir çini ile kaplanır ve İslam ustalarının tamamlanmamış eserleri o saatte tamamlanır. Bütün mabetler içinde güneşten ilk ışık alan camidir. Bakır oklu minareler, güneşi en evvel görmek için havalarda yükselir. [sf 11-12]
O gün anladım ki kibar İngilizlerin, yeni terziden gelen elbiselerini uşaklarına giydirip eskitmeden kullanmamakta hakları varmış; meğer fazla süs, zenginliğe değil fukaralığa delalet edermiş. Şimdi pahalı kürklere sarılmış kadınlar ve göz kamaştırıcı kıyafette erkekler gördükçe, her tarafından iğrenç paçavralar sarkan bir dilenciye acır gibi acımak gerektiğini zannediyorum. [sf 80]
16 Ağustos 2020 Pazar
TATLI ÖLÜM Marion Chesney Beaton
Basım Yılı: 2019
Sayfa Sayısı: 228
İngiliz kır polisiyesi vâdeden, baş karakterinin adı da Agatha olan bu kitaptan biraz okuduğumda o kadar sıkıldım ki, öylesine atlayarak ilerleyip sona varmaya karar vermiştim. Fakat ortalarına geldiğimde -yine pek matah bir hali olmasa da- herhalde Agatha Raisin'in itici, kokoş, plaza kadını havalarının biraz değişmesiyle daha okunabilir bir kıvam aldığını farkettim, hikaye ivme kazandı ve o hızla da bitti zaten.
Agatha Raisin, hırslı, reklam işinde başarılı, orta yaşlı bir kadın. Hayatının temposundan sıkılıp şirketini devrediyor ve Carsely adında bir köye yerleşiyor. Issız taşrada yalnızlığını kırmak için bir şeyler yapması gerektiğini anladığında köydekilerin gözüne girmek için geleneksel kiş yarışmasına katılmaya karar veriyor. Londra'da iyi bir dükkandan alıp getirdiği ıspanaklı kişi yiyen jüri Bay Cummings-Browne öldüğünde yanlış bir şekilde istediği üne kavuşan Agatha, kaza sonucu gibi görünse de üzerine kalan bu ölümü araştırmaya başlıyor..
M.C. Beaton, Hamish Macbeth, Edwardian Murder gibi seri kitaplar yazmış ama en meşhur, eğlenceli polisiye serisi Agatha Raisin, 31 romandan oluşuyor. İlk kitabın sonuna doğru Agatha'ya ve Carsely'e alışmaya başlayınca acaba diğer kitapları daha iyi midir diye merak etmeye başladım ama Tatlı Ölüm ülkemizde -doğal olarak- pek de ilgi görmediği için diğer kitapların basımı yok, İngilizce düşünecek olsam da bu seriyi değil Flavia de Luce'u okurdum, çok daha şahane olurdu.
Kitapların Fransız ve İngiliz kapak tasarımlarından bazıları cidden harika, Türkçe'de de o halleriyle telifi alınmış olsa çok daha ilgi çekerlerdi diye düşünüyorum. Bu arada serinin tv dizisi çekilmiş, kitaba başlarken şöyle bir göz atmıştım, ışıl ışıl, yemyeşil, güzel kırsal görüntüleri vardı ama başroldeki kadın da kitaptakine tam uyduğundan o sırada izleyemedim. :)



30 Temmuz 2020 Perşembe
ÖLÜM OYUNU Agatha Christie
Ölüm Oyunu'nu okumayalı hayli zaman olmuş, çözümünü hatırlasam da diğer detayları zihnimde nispeten flulaşmış bir kitaptı. Linda'yı, üvey annesini ve ipuçlarını hatırlıyordum sadece.
Sahile bir köprü ile bağlı küçük bir adanın üzerine kurulmuş Korsan Roger Oteli'nin kumsallarından birinde işlenen cinayette, gözalıcı çekicilikte olan Arlena adındaki eski bir aktris öldürülür. Şüpheliler listesi kadının kocası, üvey kızı, erkek arkadaşı ve onun karısı başta olmak üzere uzayıp gitmektedir. O esnada otel müşterilerinden biri olan Hercule Poirot elbette olaya el koyacak ve çözüme ulaştıracaktır.
Bu kitabın maalesef henüz tam baskısı yapılmadı, halen Gönül Suveren çevirisinden okuyoruz ama tabii onun da dili bir başka, tatlı, akıcı, okuması zevkli..
Ölüm Oyunu, Agatha Christie standartlarına göre orta karar, ne çok etkileyici, ne de bunaltan bir roman. Belki de tamamının yazlık bir mekanda geçmesi, o mevsimi seven biri için kitabı daha cazip kılabilir, bilemiyorum.
Poirot, 'Sizinki İngilizlere özgü bir çocukluk muydu?' dedi. 'Hem de nasıl! Hem de nasıl! Kırların ortasında eski bir ev.. atlar, köpekler.. yağmurda yürüyüşler.. şöminede yanan kütükler.. elma ağaçları.. parasızlık.. eski tüvit tayyörler.. her yıl düzeltilerek giyilen gece elbiseleri.. bakımsız bir bahçe.. sonbaharda açan kasımpatılar..' Poirot gülümsedi. 'O günlere dönmeyi mi istiyorsunuz?' Rosamund Darnley başını salladı. 'Bu mümkün değil ki..O günleri tekrar yaşamak isterdim ama.. başka şekilde..'[sf 20]
27 Temmuz 2020 Pazartesi
GÖKYÜZÜNDEN GELEN GRİ TÜY Dicle Keskinoğlu
Basım Yılı: 2019
Sayfa Sayısı: 40
'Durup ince şeyleri anlamaya vakti olmayanların' dünyasında oradan oraya süzülüp duran ve dokunduğu insanlara, hayvanlara veya şeylere ilham, yakınlık duygusu, neşeyle dolma, çekicilik gibi özellikler, haller getiren gri tüyün güzel hikayesi.
Kurgudaki incelikli ve anlamlı akışa uygun, son derece şirin detaylarla bezeli, tatlı illüstrasyonlar yaparak kitabın diğer yarısını tamamlayan Nesibe Çelebi'nin çizimlerini de çok beğendiğimi söylemeliyim.
İthaki Yayınları'ndan zaten özensiz bir baskı beklenemez ama Gökyüzünden Gelen Gri Tüy, her yönüyle gerçekten sevilesi bir kitap olmuş.
26 Temmuz 2020 Pazar
SARMAŞIK GEZEGENİ Ayşe Sevim
Basım Yılı: 2020
Sayfa Sayısı: 29
İyi ve düzgün bir çocuk hikayesi kurgulamanın, büyüklerin okuyacağı dört başı mamur bir roman yazmaktan çok daha zor olduğunu düşünüyorum. Zaten halihazırda çocuk kitapları okumaktan kaçınmayıp bilakis sevdiğimden, sevgili Ayşe Sevim'in Sarmaşık Gezegeni'ni o şirin kapağını görür görmez alıp okudum.
Zeytinyağı ile çalışan bir uzay gemisi yapmış Ninecik, yine bir gün araştırma yapmak için farklı bir gezegene gitmeye karar veriyor ve orada yaşadıkları da bu kitabın konusunu oluşturuyor.
Kitabın hikayesi de çizimleri de çok tatlı gerçekten. İlham verici ve kültürel olarak besleyiciliğine özellikle gayret edilerek yazılmış olması ayrı bir kıymet katıyor. Gönül rahatlığıyla çocuklara verilebilecek, okunabilecek bir kitap olmuş.














