julian barnes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
julian barnes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2011 Pazartesi

AŞK VESAİRE_Julian Barnes

Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları
Basım Yılı: 2002
Sayfa Sayısı: 230

Seni Sevmiyorum 'un sorunlu üçlüsü Stuart, Oliver ve Gillian'ın hikayelerine kaldığı yerden devam. On sene sonra yazılan Aşk Vesaire, ilk kitabı okumayanlar için karakterlerin başından geçenlerin özetlendiği bir bölümle başlıyor.

İlk kitapla ilgili ipucu vermeden Aşk Vesaire'nin konusunu anlatmak mümkün olmadığından, olayların beklenmedik şekilde geliştiğini söylemekle yetinelim. Gillian'ın ona hazırladığı sahnenin ardından Amerika'ya gidip kendine bir hayat kuran Stuart, geri dönüyor. Oliver bunalımda, Gillian ise herşeyi çekip çevirmeye çalışmakla meşgul.

Akıcı bir şekilde, yine karakterlerin ağzından yazılmış kitap, Seni Sevmiyorum'a kıyasla biraz daha sakin ve sıradan olsa da enteresan hikaye düğümlerine sahip. Son bölümlerde aynı kişinin farklı bakış açıları, farklı kişilerin aynı olaya bakışı çarpıcı şekilde anlatılıyor. Kitap devamı yazılacakmış gibi sürpriz bir sonla bitiyor.

Bir parça uzatmaları oynar görünse de Aşk Vesaire, güzel bir kitap. Julian Barnes'in dili, kurgusu etkileyici. Okunmaya değer olduğunu düşünüyorum. 


1 Aralık 2011 Perşembe

SENİ SEVMİYORUM_Julian Barnes

Yayın Evi: Mitos Yayınları
Basım Yılı: 1994
Sayfa Sayısı: 252

Julian Barnes ismini sık görüyor ve kitaplarını okumak istiyordum. Aşk Vesaire çıkıyordu karşıma, bir devam romanı olduğundan öncesini okumak gerekiyordu. İlk kitap Seni Sevmiyorum ise bir süredir yeni baskısı olmayan bir romandı. En nihayet Beyoğlu Sahaf Festivali'nde buldum. Geçenlerde okuyunca onca aradığıma değmiş olduğunu görmek hayli mutlu etti beni.

Üç kişilik bir hikayenin kahramanları Stuart, Gillian ve Oliver. Stuart ve Oliver okul yıllarından sıkı dost olan iki adam, Gillian ise Stuart'ın karısı.  Olay örgüsünden bahsedersem hem kitabın esprisi kalmayacağı hem de önemli olan bu olmadığından konusunu geçiyorum.  Sadece diyebilirim ki, kolayca tahmin edilebileceği üzere bir ilişki üçgeni bu.

Stuart, zavallığında direndiği, Oliver ise fazla cüretli olduğu için iticiydi ama Gillian kitaptaki en samimi karakter bana göre. Tablo restorasyonu yapan genç ve güzel, hayat dolu bir kadın. 

Karakterlerinin dilinden kısa bölümler halinde kurgulanmış kitabın en büyük artısı bu anlatıların çok canlı ve sahici bir dille yazılmış olması. Bu şekli deneyen çok sayıda modern yazar olmasına karşın Julian Barnes, bunu yaparken karakterlerini keskin çizgilerle ayırabilme ustalığını da gösterebilmiş. Kitaptaki üç kişinin de tarzı, dili, ruhu farklı. Yer yer sahneye çıkarak küçük rollerini oynayan yan karakterler de aynı kesinlikte çizilmiş. 

Kitaba ilk başladığımda üslûp geçişlerine adapte olmakta zorlandım açıkçası. Ama sonra roman kişilerini ayırdedip ısınınca, bu farklılıkların ciddi bir edebi haz verdiğini farkettim. Burada Oliver'e yabancı dildeki okurlar için bir parantez açmak lazım, öğretmenliğini yaptığı anadili İngilizce'nin grameriyle oynayışları, kelime cambazlıkları v.s. doğal olarak pek bir anlam ifade etmiyor. Barnes, bundan kitabın ortalarında vazgeçmiş zaten. Belki Oliver'i tanıtma döneminde adamın böyle iğneli bir tarzı olduğunu ifade için eklemişti, bilemiyorum. O cümleler bir parça anlamsız ve yabancı ama kitabın bütünü düşünüldüğünde rahatsız edece kadar ısrarlı değiller zaten.

İyi edebiyat ürünü kitapların üzerine söylenecek fazla laf olmuyor. Seni Sevmiyorum'un sadeliği ve içtenliği okuyucusunu fetheden cinsten. Julian Barnes, boş bir yazar değil kesinlikle.

Stu, Oli ve Gil'in hikayelerinin devamı Aşk Vesaire'yi de yakında okumayı düşünüyorum. Seni Sevmiyorum'u çok beğendim fakat yazara devam edip etmeyeceğimi o kitap belirleyecek. Tek atımlık kurşun mu yoksa istikrarlı mı, göreceğiz.

.