william shakespeare etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
william shakespeare etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ağustos 2017 Perşembe

KIŞ MASALI William Shakespeare

Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 138

Sicilya Kralı Leontes, kendisini ziyaret eden dostu Bohemya Kralı Polixenes'in yanında biraz daha kalmasını ister ve karısı Hermione'den misafirini ikna etmesini rica eder. Hermione bu görevi yerine getirdiğinde Leontes, ikisi arasında gizli bir ilişki yaşandığı şüphesine kapılır.  Polixenes'i öldürtmeye karar vererek onu zehirlemesi için lord Camillo'ya emir verir. Fakat Camillo durumu suçsuz olduğunu düşündüğü Polixenes'e anlatınca, birlikte Bohemya'ya kaçarlar. 

Leontes, hamile olan karısı Hermione'nin çocuğunun babasının da Polixenes olduğunu düşünerek, onu zindana attırır. Karısının suçsuz olduğunu haber veren kahinlerin sözlerine de aldırmadan Hermione'in zindanda dünyaya getirdiği bebeğin öldürülmesini emreder, bu görevi verdiği lord Antigonus, bebeği ormana bırakıp kaçmak zorunda kalır. Bu esnada annesinin suçlanmasına dayanamayan Leontes'in büyük oğlu Mamillius hastalanır ve ölür. Onun öldüğünü duyan Hermione'nin de zindanda öldüğü haberi gelir. Leontes oğlu ve karısını birbiri ardına kaybedince, büyük bir hata yaptığını anlar ama artık çok geçtir..

Cymbeline ve Kış Masalı'nı peşpeşe okuyunca benzerliği farketmemek ve karısının sadakati üzerine iddiaya giren Posthumus ile anlamsız bir kıskançlığa kapılarak etrafındaki herkesi mahveden Leontes'e bir hayli kızmamak mümkün değil. Shakespeare'ın Othello'sunun yakın dostları olabilecek bu adamların bir Iago'ya bile ihtiyaç duymadan kendi hayatlarını adeta bir cehenneme çevirmeleri hayrete şayan görünüyor.

Genel olarak, Kış Masalı'nı zevkle okudum ve beğendim diyebilirim ama kitabın son bölümünde, çok bariz bir sınıf ayrımı var. Shakespeare'ın oyunlarında görülen ilk ayrımcılık değil bu elbette, dönemin modası, sarayın yaptırımı böyle, bunu biliyoruz ama nedense bu kitaptaki aşırı vurgu çok rahatsız ediciydi.

16 Ağustos 2017 Çarşamba

CYMBELİNE William Shakespeare

Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı:165

Britanya Kralı Cymbeline'in iki oğlu yıllar önce, çok küçük yaştayken kaçırılmış, tahtını sürdürecek tek çocuğu olarak kızı Innogen kalmıştır. İkinci karısı yeni kraliçe, daha önceki eşinden olan oğlu Cloten'le Innogen'i evlendirerek hakimiyetini perçinlemek ister ama Innogen, ülkenin soylularından Posthumus'a aşık olmuş ve onunla gizlice evlenmiştir. Cymbeline, bunu duyduğunda çok öfkelenir ve karısının da etkisiyle gençlerin evliliğini reddedip görüşmelerini yasaklar. Posthumus derhal ülkeyi terketmezse, kralın onu öldüreceğini bildiği için Innogen'e veda ederek İtalya'ya gitmek zorunda kalır. 

İtalya'da bir arkadaş ortamında Innogen'in erdem ve faziletlerini anlatan Posthumus, Giacomo'nun meydan okumasıyla ahmakça bir iddiaya girer. Eğer Giacomo, karısının sadakatsizliğini kanıtlarsa, ona Innogen'in hediyesi değerli elmas yüzüğünü verecek, aksi olursa Giacomo onbin altın düka ödeyecektir. Bu sefih iddianın sonucunda, masumiyetinden en ufak bir şüphe bile duyulmaması gereken Innogen, yerinden yurdundan olacak, âhı hem kocasını hem de babasını tutacaktır..

Cymbeline, hikayesi kuvvetli, karakterleri zengin bir oyun. Özellikle Innogen'in ormanda yaşadığı kısımlar, kitapta favorim oldu. Bu kitap, Pericles'ten biraz daha etkileyici, üzerinde daha çok kafa yorularak yazıldığı belli ama yine de Shakespeare'ın külliyatı içinde ilk sırada, muhakkak okunması gerekenlerden biri değil.

Shakespeare'ın son dört oyunu*, romantik bir atmosferde geliştiği için 'romans' olarak kabul edilir. (...) Bu son oyunlarda romantik öğeler ön plandadır. Bütün oyunlarda, kaybolan ve oyunun sonunda bulunan evlatlar vardır. Bu son oyunların hepsinde dağlar, denizler romantik bir arka plan oluşturur. Oyunların atmosferinde ciddi bir güzellik ve tatlı bir dinginlik hissedilir. [Önsöz'den]

Bütün insanlar kardeş olmalı da,
Ama gömüleceğimiz toprağın özü aynı olduğu halde, 
Kalitesi farklı insandan insana. [sf 98]

ARVIRAGUS
Fidele, yaz boyunca ve ben yaşadıkça,
En güzel çiçeklerle süsleyeceğim mezarını.
Yüzün gibi dolgun çuha çiçekleri,
Damarların gibi gök mavisi sümbüller,
Nefesin gibi tatlı yaban gülü yaprakları
Eksik olmayacak mezarından.
Yardımsever ardıç kuşu,
Babalarına mezar yaptırmaktan kaçınan
Zengin varisleriutandırmak ister gibi,
Bütün bunları taşıyacak sana,
Kışın çiçeklerin solduğu zaman,
Mezarında üşümeyesin diye,
Yün yosunlarla örtecek bedenini. [sf 110]

 
*Pericles, Fırtına, Cymbeline, Kış Masalı.

15 Ağustos 2017 Salı

PERICLES William Shakespeare

Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı:107

Sur Prensi Pericles, son dönem oyunlarından biri olması dolayısıyla yalın, kısa bir hikaye; dağılan bir ailenin her ferdinin kendi çilesini doldurmakla selamete erme çabasını anlatıyor. 

Antakya Kralı Antiokus, hazırlattığı zor bilmeceyi çözen kişiyle kızını evlendireceğini, cevabı bilemeyeni idam ettireceğini ilan eder. Ancak bilmecede kralın kötü bir sırrı gizli olduğu için, doğru cevabı bulan da pek şanslı olmayacaktır. Prensese talip olan Sur Prensi Pericles, bilmeceyi çözdüğünü açıklamak üzereyken durumdaki hileyi farkedince düşünmek için biraz mühlet ister. Antiokus, 40 gün süre verir fakat sırrını anladığından şüphelendiği için onu öldürtmek niyetindedir. Ardından gönderilen kiralık katili atlatan Pericles, Sur'a döndüğünde yakın dostu ve naibi Helikanus'a olanları anlatır, Helikanus ona hemen şehirden ayrılmasının iyi olacağını söyler. Genç prens, Tarsus'a gider ve oradaki kıtlık çeken halka gemisindeki erzağı dağıtır. Böylece Tarsus şehrinin yöneticisi Cleon ve karısı Dioniza'nın dostluğunu kazanır. Ardından deniz yolculuğuna devam eden Pericles, Pentapolis yakınlarında fırtınaya yakalanır. Gemisi karaya vurduğunda, balıkçılar tarafından kurtarılır ve Pentapolis Kralı Simonides'in prensesi için tertiplediği turnuvaya katılarak birinci olur, kralın kızı Thaisa ile evlenir. Bir süre sonra Antakya Kralı'nın öldüğü haberini alan Sur'lular Pericles'e bir mektup gönderir. Prens bu defa hamile karısı ile beraber gemiyle Sur'a doğru yola çıkar. Yolda yine bir fırtınaya yakalandıklarında sonuçları çok üzücü olacak, Pericles ve ailesi üzerinde uzun yıllar etkisi sürecektir..

Bu piyes, kaynaklarda Fırtına, Cymbeline ve Kış Masalı ile beraber Shakespeare'ın yazdığı son dört oyundan biri olarak kabul ediliyor. Başı biraz ruh sıkıcı olmakla beraber, daha sonra açılıyor ve Sur Prensi'nin içe dokunan, dramatik ama umut dolu hikayesini anlatıyor. Kitapta ayrıca Thaisa ve kızı Marina'nın yaşadıkları çok ilginçti.

Pericles, hızlı bir şekilde okuduğum ve hoşlandığım bir oyun oldu benim için. Ama Shakespeare'ın en iyilerinden biri değil, tabii.

14 Ağustos 2017 Pazartesi

KRAL LEAR William Shakespeare

Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Basım Yılı: 2017
Sayfa Sayısı: 163

Bir babanın üç kızından kendisini ne kadar sevdiklerini anlatmalarını istemesiyle başlayan, esâsen Shakespeare'in konusunu bir halk hikayesinden alarak insani zaaf ve vasıflarla zenginleştirdiği Kral Lear, Fırtına'dan beri okuduğum en iyi Shakespeare oyunuydu.

Artık yaşlandığını düşünerek topraklarını çocukları arasında paylaştırmaya karar veren Kral Lear, büyük kızları Regan ve Gonoril'in süslü ve gösterişli sevgi cümlelerinden etkilenir, küçük kızı Cordelia ise ablalarının riyasına inat dürüstçe sadece onu sevdiğini söyler. Lear, birşeyler daha söylemesi için ısrar ettiğinde ise susar. Kral, bu duruma çok sinirlenerek onu evlatlıktan reddeder ve iki büyük kızına neyi var neyi yoksa verir. Kısa bir süre sonra bu yaptığına onu çok pişman edecek şeyler yaşanmaya başlar..

Hemen hemen tüm şahane Shakespeare oyunlarında olduğu gibi, Kral Lear'ın temelinde de aslında çok bilinen, bir çok kültürde karşılığı olan sade bir masal var; bizim folklörümüzde dahi 'babasını tuz kadar sevdiğini söyleyen üçüncü kız' olarak karşılık buluyor. Shakespeare'ın ana hikayeyi ele alış biçimi, olay kurgusu ve diyaloglarının derinliğiyle, anlattığı özü bir sanat eseri haline çevirmesine hayranlık duymamak mümkün değil. Mesela Lear'ın sokaklarda dolaştığı fırtınalı, yağmurun sel olup aktığı bir gece var. Yazar o atmosferi öyle bir anlatıyor ki, sanki onunla birlikte dolaşıyor gibi oluyor, yaşlı ve hasta kral için acı çekiyorsunuz.

Kral Lear, bir defa okuyup geçmenin yetmediği bir eser. Belki ilerleyen zamanlarda, daha yavaş bir şekilde tekrar okurum diye düşünüyorum.

Bu tragedya, en büyük sanat yapıtlarında bulunan şu üç özelliği kapsar: 1. evrensellik, her çağa, her döneme bir şeyler anlatacak boyutluluk. 2. yazarın öz yaşamında büyük bir duyarlılıkla algıladığı insancıl özellikler ve 3. uygarlığın değişim dönemlerindeki çok az sanat yapıtında bulunan bilinçli bakış açısı. [Önsöz'den]


LEAR
Galiba aklımı yitiriyorum. 
Gel çocuğum, sen ne âlemdesin? Üşüyor musun?
Ben üşüyorum. Şu sözünü ettiğin samanlık nerede dostum?
Ne garip bir değişimi var muhtaç olmanın,
Değersiz şeylere değer kazandırıyor. Hadi kulübeye!
Zavallı soytarım, çocuğum benim,
Sana acıyan hâlâ bir köşe kaldı yüreğimde.

SOYTARI (Şarkı söyler.)
Bir dirhemcik bile aklı olanlar
Yağmur yağsa da, rüzgâr esse de
Uydurmalı mutluluğu kaderine,
Her gün yağar çünkü yağmurlar. [sf 81]

Hayat o kadar tatlı ki!
Her an ölüm aıcsıyla bin kez ölürüz de,
Göze alamayız hemen ölmeyi! [sf 155]

13 Ağustos 2017 Pazar

ANTONIUS ve KLEOPATRA William Shakespeare

Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 164

Julius Caesar'ın öldürülmesinden sonra Roma'nın başına geçen üç generalden biri olan Antonius ile Mısır Kraliçesi Kleopatra'nın entrikalar, savaşlar, zafer ve yenilgilerle geçen birlikteliklerinin hikayesini anlatan bir oyun. 

Antonius ve Kleopatra'nın özellikle aklımda yer eden, çok etkilendiğim bir kitap olduğunu söyleyemem. Ama tabii ki bu, iyi yazılmış, zengin karakterli, temiz bir tiyatro eseri olduğu gerçeğini değiştirmiyor.  

HABERCİ
Öyle ama, kraliçem...

KLEOPATRA 
Sevmedim bu 'öyle ama'yı; bozuyor güzel başlangıcı.
Dili tutulsun bu 'Öyle ama'nın!
Canavar bir katili dışarı salıveren
Bir zinsancıya benziyor bu 'Öyle ama'.
Yalvarırırım sana dostum, döküver kulağıma birden.
İyi kötü ne haber getirdiysen. [sf 51]

12 Ağustos 2017 Cumartesi

JULİUS CAESAR William Shakespeare

Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Basım Yılı: 2017
Sayfa Sayısı: 118

Shakespeare'ın Roma Oyunları* adıyla bilinen üç tiyatro eserinden biri olan bu ünlü oyunu gerçekten keyifle okudum. Yersiz endişeler ve kıskançlıklar sonucu oluşan hıyânet atmosferinin nelere sebep olabileceğine dair bu anlamlı hikayeyi onun kaleminden okumak çok güzeldi.

Antik Roma İmparatorluğu'nun başındaki adam Julius Caesar'ın, yönetimi bir diktatörlüğe çevirmesinden korkan senatörler ona suikast düzenleyerek öldürürler. Ancak olaylar düşündüklerinin tam aksine ilerleyecektir.

Birçok kaynakta da yazdığı üzere, oyunun adı Julius Caesar olsa da, imparator sadece ilk üç sahnede yer alıp ölüyor ve daha çok bu, tarihe geçmiş en meşhur hainlerden Brutus'un hikayesi. Onun düşüncelerinin değişimini izlemek, iç dünyasında olup bitenlere vakıf olmak için şahane bir kitap diye düşünüyorum.

Korkaklar ölmezden önce ölüp dururlar;
Yiğit olan bir kez tadar yalnız ölümü. [sf 42]

Her dost görünen dost olmuyor, Caesar!
Bunu düşünmekse burkuyor 
Brutus'un yüreğini. [sf 46]

*Diğer iki oyun: Antonius ve Kleopatra, Coriolanus.

11 Ağustos 2017 Cuma

BİR YAZ GECESİ RÜYASI William Shakespeare

Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 95

Bir Yaz Gecesi Rüyası, uzun zamandır aklımda duran, ilk fırsatta okumak istediğim Shakespeare oyunlarından biriydi. İsmi zihnimde son derece şairâne akisler yapıyor, bir takım hoş hayaller uyandırıyordu. Bu sebeple Mayıs ayındaki II. Shakespeare okumamız esnasında ilk sıradaki kitabım oldu.

Antik Yunanistan'da geçen hikayenin başlangıcında, Atina dükü Theseus ve Hippolyta'ın düğün törenlerine hazırlık yapılmaktadır. Bu esnada dükün dostlarından Egeus'un kızı Hermia'ya iki delikanlı talip olur. Hermia, Lysander'ı seçerken, babası diğer aday Demetius'la evlenmesini istemektedir. Gençlerin imkansız görünen birliktelikleri onları ezelden beri süregeldiği şekliyle bir maceraya sürüklerken, yollarına çıkan koruluktaki peri tebaası da durumu iyice güçleştirecek oyunlar oynamakta, büsbütün gülünç bir komedyaya yol açmaktadır. Perilerin eğlencesinden, dükün düğün şenliği için bir oyun sahneleyecek olan bir tiyatro topluluğu da nasibini alır, işler iyice karışır.

Oyunun ana konusu bir aşk hikayesi olmakla beraber, Shakespeare'ın tüm yazdıklarında olduğu gibi bu hikayede de bulunan insani zaaflar, hırslar, neşe ve üzüntülerin yanısıra, oyun içinde oyun kurgusuyla yazıldığı dönemin tiyatrosuna dair bir eleştiri de içeriyor.

Bir Yaz Gecesi Rüyası'ndan birkaç sayfa okur okumaz, tam da bahar sonu, yaz başına denk gelen bu nahif, büyülü hikayenin hayalgücümü süratle harekete geçirdiğini farkettiğimde, okumadan çok önce de hayli beğenecekmişim gibi hissetmemin, hatta adı geçtiğinde bile heyecan duyuşumun boşuna olmadığını anlamıştım. Yanıltıcı bir beklenti değilmiş.

Bazen kederin gözlerini kapatan uyku gel,
Biraz olsun, al götür beni kendimden. [sf 62]


Düşler nasıl çıkarıp bulursa bilinmeyen şeyleri,
Şairin kalemi de biçim verir hiçliklere, hayallere;
Uygun bir görünüş bulur gönlümüze hoş gelen duygulara,
Ve bir ad koyar onlara.
Ucu bucağı olmayan hayal böyle oyunlar oynar işte. [sf 78]

23 Haziran 2012 Cumartesi

HUYSUZ KIZ _ William Shakespeare

Yayın Evi: Remzi Kitabevi
Basım Yılı: 1997
Sayfa Sayısı: 155

Shakespeare Okumalarımız için seçtiğim son kitap Huysuz Kız, yazarın erken dönem oyunlarından.

Zengin bir lord, yol kenarına sızıp kalmış ayyaş Christopher Sly'ı görünce, ona muziplik yapmaya karar verir. Uşaklarına adamı eve getirip güzelce giydirmelerini ve kendi yatağına yatırmalarını emreder. Sarhoş adam uyandığında, lord ve hizmetlileri ona bir asilmiş gibi davranırlar, hatta onuruna bir oyun düzenlenir:

Varlıklı bir adam olan Baptista'nın evlenme çağına gelmiş iki kızı vardır; aksiliği yüzünden herkesin bucak bucak kaçtığı Katherina ve uysal, tatlı kızkardeşi Bianca. Baptista birçok talibi olan Bianca'yı, ablası evlenmeden önce kimseye vermemeğe kararlıdır. Verona'dan gelen Petruchio, Katherina ile evlenmeye karar vererek, kızı babasından ister. Onu yola getirmeye ve uslandırmaya kararlıdır. Türlü oyun ve planlarla Katherina'nın tüm huysuzluklarını törpüler, onu kendisi için ideal bir eş kıvamına getirir.

Huysuz Kız, bir oturuşta okunabilecek, hoş, hafif bir Shakespeare eseri diyebilirim. Petruchio'nun 'deli deliyi görünce çomağını saklar.' mantığıyla hareket ederek Katherina'ya boyun eğdirmesi gayet komik bir dille anlatılıyor. Katherina'nın kendini savunmaktan öteye giden iğneli lafları da hayli eğlenceli.

Shakespeare'ın bu oyun için anafikrini ise Petruchio'nun şu sözleri özetliyor sanırım;

'İki şiddetli yangın karşılaşıp birleşince,
Onları alevlendiren şeyi de yakar tüketirler.
Hafif esintiler küçük ateşleri körükler ama,
Rüzgar fırtınaya dönünce ne ateş kalır ne başka bir şey.'

ONİKİNCİ GECE _ William Shakespeare

Yayın Evi: Remzi Kitabevi
Basım Yılı: 1992
Sayfa Sayısı: 168

Fırtına 'nın ardından hangi Shakespeare oyununu okusam o sadeliği ve büyüleyici anlatımı arayacaktım sanırım. Halbuki Onikinci Gece, şâşaalı ve klasik tarzda bir anlatım içeriyor. Böyle olması da çok normal zîrâ Noel şenliklerinin onikinci gecesi sarayda oynanması için yazılmış. Oyun -diğer adıyla- Siz Nasıl İsterseniz, ciddiyet ile komedinin harmanlandığı bir olay akışına sahip diyebiliriz.

Oyun, İtalya civarında varolduğu hayal edilen Illyria isimli yerin dükü Orsino'nun, babası ve erkek kardeşinin ölümü için yas tutan kontes Olivia'ya aşkının dizeleriyle başlıyor. Orsino, kendisiyle evlenmesi için Olivia'yı ikna etmek üzere Viola'yı görevlendirir. Orsino'nun hizmetlisi, erkek kılığındaki Viola, bir deniz kazasında ikizi Sebastian'ı kaybetmiş genç bir kızdır ve gizliden gizliye dükü sevmektedir. Buna rağmen Olivia'ya giderek Orsino'nun aşkını anlatır, aralarını bulmak için çaba gösterir. Olivia ise erkek kılığındaki Viola'ya aşık olur, ikiz kardeşi Sebastian'ın ortaya çıkmasıyla onu sevdiği adam zannederek evlenir. Herşey açığa çıktıktan sonra Dük Orsino, Olivia'dan umudu keserek Viola'nın sevgisine karşılık verir.

Tipik bir 'romantik komedya' olarak nitelendirilen eser, böyle çapraz ilişki ağlarıyla örülmüş. Ciddi aşk ilişkileri ve bir komik tuzak olmak üzere iki katmanı bulunan Onikinci Gece'den bahsederken Olivia'nın hizmetçisi Maria, amcası Sir Toby, kahyası Malvolio, uşağı Fabian ve soytarı Feste takımı arasında geçen bölümlerin oyunun komedi unsurunu oluşturduğunu da söylemek gerek. Kendini beğenmiş, kibirli kahya Malvolio'ya bir mektupla kurulan tuzak bir hayli eğlenceli.

Onikinci Gece, her ne kadar havai ve neşeli bir metin olsa da, içinde yer alan bir şarkı Agatha Christie'ye nefis bir kitap olan Koltuktaki Ölü'nün ilhamını vermiş.

Dük Orsino, 'Neredeysen ey ölüm gel yaklaş / Hüzünlü bir selvi tabuta koyun beni..' 
dizeleriyle başlayan şarkıyı,
'Güneşte yün eğiren ve örenler, dantel işleyen tasasız kızlar,
Hep bu şarkıyı söylerler.
Bu melodi yalın gerçekleri dile getirir,
Eski günlerdeki saf sevgiden söz eder.' diye tanımlar.   (sf 79)

Viola ise, efendisini sürekli reddeden Olivia'ya, 'Eğer size aşık olan ben olsaydım, salkım söğütten* bir kulübe kurar kapınızın önüne, evinizde dolaşır, durmadan ruhumu(sizi) isterdim (...) öyle ki rahat edemez olur, acırdınız bana.' der. *Salkım söğüt, İngiliz edebiyatında umutsuz aşkı simgelemektedir. (sf 59) 

Sebastian, öldüğü sandığı kızkardeşi için, 'Onun anısını tuzlu suda boğmaktayım. ' diyerek ağlamasını kasteder. (sf 61)

Yine Sebastian'ın ağzından
'Ya delirdim, ya düş görüyorum.
Hayal bilincimi hep bu unutkanlık ırmağında* tutsun!
Eğer bu bir düşse, bitmesin uykum.' cümlelerini okuruz.
*Lethe, Cehennemde olduğu varsayılan efsanevi bir ırmak, suyunu içen kişinin bütün geçmişini unuttuğuna inanılıyor. (sf 138)

Shakespeare oyunları içinde birçok tanımlama, mitolojik öğe ve göndermeler geçtiği için, editörlerin tercihine göre bu açıklamalar ya kitabın sonunda toplu olarak yahut bulundukları sayfanın altına yerleştirilmiş. Fırtına'yı okurken, açıklamalar için son sayfalara sürekli bakmak çok sıkıntı vermişti ama Onikinci Gece'de bu bölümlerin sayfa altlarına eklenmiş olması çok kolaylık sağlıyor. Oyunları alırken bu hususa dikkat etmekte fayda var diye düşünüyorum.



6 Haziran 2012 Çarşamba

FIRTINA _ William Shakespeare

Yayın Evi: Remzi Kitabevi
Basım Yılı: 94
Sayfa Sayısı: 124

William Shakespeare'ın yazdığı son oyun olarak bilinen Fırtına, bir olgunluk eserine yakışır biçimde yalın ve etkileyici. Hamlet, Romeo ve Juliet, Othello gibi meşhur metinlerine aşina olanların bildiği üzere lafı ballandırmayı, uzatmayı, eğip bükmeyi çok seven yazarın bu denli sade ve güzel bir oyunu kaleme almış olması, dehasına duyulan hayranlığı bir kat daha perçinliyor.

Milano Dükü Prospero, gözünü taht hırsı bürümüş kardeşi Antonio ve ona yardım eden Napoli Kralı Alonso tarafından tuzağa düşürülerek kaçırılır. Hainler, Prospero ve kızı Miranda'yı bir gemiye bindirerek ülkeden uzaklaştırır. Issız denizin ortasında eski püskü bir takaya bıraktıkları Prospero'ya yardım etmeye çalışan namuslu Lord Gonzalo, ona bir takım elbiseler ve kitaplarını verir.
Prospero, doğaüstü ilimler üzerindeki çalışmalarında ona yol gösteren kitaplarının da yardımıyla kızı ve kendisini bir adaya çıkarmayı başarır, orada kendilerine bir hayat kurarlar. Adada kötü bir büyücünün öksüz oğlu Caliban ve Prospero'nun emrindeki perilerden başka kimse yoktur. Prospero, Caliban'ı itaati altına alır ve bir ağaç kovuğundan kurtardığı peri Ariel kumandasında adaya hükmetmeye başlar.

Oyunun başlangıcında büyücülük güçlerini kullanarak bir fırtınaya yol açan Prospero, Napoli Kralı, kardeşi Sebastian, Antonio ve Kralın oğlu Ferdinand ve bir grup soylunun içinde bulunduğu tekneyi parçalayarak karaya vurmasını sağlamıştır. Geminin içindekiler peri Ariel'in hünerleriyle elbiseleri bile ıslanmadan kıyıya çıkarlar. Ariel, Ferdinand'ı efendisinin yaşadığı mağaraya getirince delikanlı, Miranda'ya aşık olur. Prospero, onu çeşitli imtihanlardan geçirir ve kızıyla nişanlanmasına razı olur. Öte taraftan dükalığını elinden alan eski yoldaşları için çeşitli ürkütücü oyunlar hazırlar ve pişman olduklarında onları affeder.

Perilerini azad edip, büyücü asasını kıran, kitaplarını suya atarak doğaüstü güçlerinden vazgeçen Prospero, kızı ve damadıyla birlikte ülkesine geri döner. 

İntikamını çok şiddetli bir şekilde alabilecekken, ruhundaki öç duygusuna dur diyebilen Prospero, oyunda seçilmiş, hakedilmiş bilgeliğin sembolü, kötülük nedir bilmeyen Miranda ise saflığın, temizliğin timsali olarak yer alıyor. Ferdinand'ın da yine, babası gibi dünyevi hırslara kendini kaptırmadığını görüyoruz. Elinden geldiğince Prospero'ya yardım eden Lord Gonzalo'nun haricindeki tüm karakterler için (Ariel de dahil) öğrenilmesi gereken dersler var metin boyunca. Prospero gücü elinde tutan, iyi bir öğretmen disipliniyle tek tek uyguluyor bunları. Shakespeare'ın büyülü kalemi sayesinde sıkıcı olmaktan kurtulan bu öğretiler, Fırtına'yı eşsiz bir hayat okulu kisvesine yerleştiriyor.

Çeviri bir metin dahi olsa, Shakespeare okurken manadaki estetik zerafeti derinden hissetmemeniz mümkün değil. Önsözde söylenildiği gibi 'anlaşılmazı anlatmaya çalışan sanatçı, anlaşılmazı anlamaya çalışan okuyucu'suna öyle etkileyici anahtarlar sunuyor ki.

Bu bâbda, birşeyleri çözümler ya da çözümlemez dikkate almadan, sadece edebî sanat adına büyük haz veren bölümlerden biraz bahsetmek yerinde olur sanıyorum:

-Prospero, kızına başlarından geçenleri anlatırken, harap bir teknede denizin ortasına bırakıldıklarında, "Bize acıyıp âh ederken derdimize dert katacak sadece rüzgârlar vardı." diyor. (sf 25) Âh edelim derken daha sert eserek tekneyi zor durumda bırakacakları için. 

-Miranda sevgili babasına 'Sizi dinleyen sağır olsa iyileşirdi efendim.' diyerek iltifatta bulunuyor. (sf 23)

-Miranda, Ferdinand için: "Bunun gibi birmabette kötü şey barınamaz. Kötü ruhun böyle barınağı olsa, iyi şeyler de orada kalmaya can atardı." (sf 41)

-Prospero, "Kendi ayağım hoca mı kesildi başıma?" Miranda'ya. (sf 42)

- "Kapımıza vuran her derdi alırsak öteki dünya köşesini döneriz." (sf 46) Gonzalo.

- "Uyku hazır gelmişken, bence karşı koymayın. Hüznün ziyaretine kolay kolay gitmez çünkü, ama gittiğinde huzur verir." (sf 56) Sebastian.

- "Övgüler toplanıp ardına düşse, biri bile ulaşamaz eteğine." (sf 93) Miranda için. 

- Prospero Miranda'ya el sürmeyeceğine dair sözler veren Ferdinand'a "En şiddetli yeminler bile kanında dolaşan ateşte saman çöpüdür."(sf 95)

- "Rüyaların yapıldığı maddeden yapılmayız biz ve uykuyla çevrilidir küçücük hayatımız." (sf 100)

Fırtına'dan alıntıladığım cümleler içinde uyku ve rüyâ üzerine söyledikleri ayrıca etkiliyor beni. Salt onlar için bile, bu kitap külliyatın baş köşesinde olmayı hakediyor. Oyunun son cümlelerinde Prospero'nun dilinden vedâ eden Shakespeare'ın kısa ve vurucu metni için ne söylense az. Duru bir su gibi akıp gidiyor ve büyülüyor.. Bu edebi güzellikten mahrum kalmak büyük bir kayıp olur diye düşünüyorum.


17 Mayıs 2012 Perşembe

SHAKESPEARE OKUMALARI [16-31 Mayıs 2012]


Agatha Christie, romanlarında dahi İngiliz yazar Shakespeare'ın söz, şiir ve motiflerinden bir hayli faydalanmıştır.  Hatta en iyi kitaplarından birini Iago kompleksi üzerine kurduğunu da söyleyebiliriz. Lady Macbeth ve üç cadısı, Fırtına'nın Ariel ve Prospero'su, Romeo'nun ilk aşkı Rosalind v.b. Shakespeare karakterleri kitapların içinde sıklıkla karşımıza çıkar. Shakespeare'a Christie yorumunu her zaman büyük bir zevkle okur, çeşitli şair ve yazarlardan gocunmadan ilham almasının ne kadar hoş bir şey olduğunu düşünürüm. 

Sevgili arkadaşım Deniz'le, birlikte okumaktan büyük mutluluk duyduğumuz Christie'lerin yanısıra başka yazarları da paylaşmaya karar verdik. Öncelikle yaklaşık iki hafta sürecek bir zaman zarfında  Shakespeare okuyacağız. 

William Shakespeare'ın on-oniki kadar oyununu ve sonelerini bir dönem okumuş, içlerinden bazılarına fena halde sarmıştım. Hamlet, Macbeth, Othello, Romeo ve Juliet gibi. Elbette daha çok zihnimde kalanlar da onlar. Bu okumamızda Hamlet ve Macbeth'i tekrar gözden geçirmek, Huysuz Kız, Onikinci Gece ve Fırtına'yı da yenilemek istiyorum. 

Deniz'le yine keyifli, güzel bir okuma serüvenine başlıyoruz. Daha nice Shakespeare kitaplarını da birlikte okuyacağımızı umuyorum.

Bize katılmak isterseniz kapımız açık her zamanki gibi. 
Yazı ve yorumlarınızla da okumalarımıza dahil olursanız mutluluk duyarız.


Önceki okumalarımıza göz atmak için: 

Agatha Christie Okumaları [Eylül 2011]
Agatha Christie Kış Okumaları [15-31 Aralık 2011]
Agatha Christie Haftası [23-30 Nisan 2012]



2 Mayıs 2010 Pazar

MACBETH [2006]



MACBETH [2006]



 Rengini gecenin karanlığı ve kanın kızıllığından alan bir oyun metni.. Shakespeare'ın eşsiz tragedyası Macbeth, Avusturalyalı yönetmen-senarist Geoffrey Wright'ın elinde özünü kaybetmeden, modern zamana uyarlanmış bir film haline dönüşmüş. Lady Macbeth rolünde gördüğümüz Victoria Hill'le birlikte, oyunun cümlelerine dokunmaksızın, unvanları ve atmosferi incelikle değiştirerek senaryoyu yazmışlar. Kral ve maiyeti, Melbourne'un yeraltı dünyasında bir çete resi ve adamlarıyla yer değiştirmiş. Böyle tavrını açıkça ortaya koyan filmleri seviyorum. Shakespeare oyunları filme alınırken, ya Kenneth Branagh'ın 96 yılında çektiği Hamlet gibi tamamen asla sadık kalınmalı, yahut uyarlama yapılacaksa bariz farklılıklar olmalı. Klasik metne hayranım o ayrı. Buna rağmen oyuna kıyasla filmdeki değişiklikler bana hiç garip gelmedi. Bilakis takdir ettiğimi söylemeliyim. Bu açıdan Macbeth filmi, yapması gerekeni yerine getirmiş gözüküyor.


***


Film bir mezarlık sahnesiyle açılıyor. Shakespeare'ın malum 3 cadısının, genç ve alımlı kızlar suretinde mezar taşlarını kırıp dökerken, Macbeth'le buluşacaklarına dair söylenmekte olduklarını görüyoruz. Kral Duncan'ın baş adamlarından Macbeth, onları uzaktan izliyor. Daha sonra evine döndüğünde, cadılarla yeniden karşılaşıyor ve onların Macbeth'in kral olacağına dair muğlak kehanetleri, genç adamın bilinçaltındaki karanlık hırsları körüklüyor. Kral'ı öldürerek yerine geçmeyi kafasına koyduktan sonra yakındaki ihanetinin vicdan azabı Macbeth'i sarsa da bu, yapacaklarını engellemeyecek. Herşeyin, iyiliğin ve kötülüğün apaçık ayırdında. Fakat kendinden nefret etme pahasına kötülüğe teslim olarak, insanlığını yavaş yavaş yitiriyor. Hafifçe sendelediği, bir an için tereddüde düştüğünde ise onun yüzünü karanlığa çeviren biri var yanında.. Karısı..


"İhtiyarın bu kadar çok kanı olacağı kimin aklına gelirdi?"

Lady Macbeth'in ağzından dökülen o meş'um kelimeler.. Gözünü iktidar hırsı bürümüş kocasını, Kral Duncan'ı öldürmesi için yüreklendirmiş ve cinayeti işlemesine yardım etmiş, herşey olup bittikten sonra ortak olduğu günahın azabıyla kıvranmaya başlamıştır. Ellerindeki hayali kan lekelerini yıkayarak çıkarmaya çalışırken bu ünlü sözünü söyler. Herhangi bir kadın gibi kandan ve cesetlerden korkmayan, çelik gibi sinirlere sahip Lady Macbeth'in ruhunu, derin bir vicdan azabı kemirmektedir. Kadın sonunda iyice çıldırır ve intihar eder.


Macbeth onun ölümünü umursamaz bile. Sevdiği kadını, karısını kaybettiğinde bile bir şey hissetmeyecek kadar taşlaşmıştır. Kendi kendine cadılardan duyduklarını tekrar ederek avunmaktadır; "Bir anneden doğan hiç bir canlı senin sonunu getiremeyecek, Macbeth.."  Kesin bir cümle gibi görünen bu sözler doğru mu? Onu da filmin sonunda öğreniyoruz.


***


Gotik atmosferi ve dehşetengiz sahneleriyle Geoffrey Wright'ın yorumundan Macbeth, kendisinden beklenileni veriyor. Şiir gibi diyaloglardan, insan ruhunun derinliklerine inmekten zevk alıyorsanız bu modern sinemasalı mutlaka görmelisiniz.




{Bu yazı 07.05.2010 tarihinde www.sivrisinema.com adresinde yayınlanmıştır.}