Hemen herkesin bildiği gibi, Elif Şafak kitapları okurken akıp giden, yer yer eğlendiren ama bittikten sonra zihinde kalıcı bir iz bırakmayan cinsten.
Aşk'tan sonra yazdıklarını okumadım ama öncesinde Bit Palas'ı merakla bitirmiştim. Mahrem, Şehrin Aynaları, Baba ve Piç, Siyah Süt de yine böyle kapağını kapattıktan sonra hiç bir yere gelmedi benimle. Sadece Pinhan'ı (ve biraz da Araf'ı) okumak istiyordum.Yeni basımındaki el tasarımı hiç hoşuma gitmediği için sağda görülen ve çok daha fazla şey ifade eden kuşlu kitabı bekledim uzun süre.
Pinhan, kısaca kendini arayan bir insanın öyküsü denebilir. Bu yolda uzun bir zaman geçirdiği Dürri Baba Tekkesi ve ardından sonuca vardığı Nakş-ı Nigar mahallesi romanın temel mekanlarını oluşturuyor.
Kitapla ilgili ayrıntılı bir inceleme yapmayacağım ama belli başlı dört bölümden oluştuğunu söyleyebilirim. Toprak, hava, ateş ve su. Bu elementlerin hususiyetlerine mukabil yazılan bölümlerden sonuncusu öyle çabuk ilerledi ve kitap bitti ki bir şaşkınlık duygusu oldu bende. Elif Şafak'ın gerekli gereksiz, bol ve zengin karakterler kullanma adeti bu ilk romanından başlamış. Bu, çeşitliliği getirse de her birine gereken özeni gösterememe gibi bir duruma da yol açıyor.
Yazarın diğer romanlarında olduğu gibi, okuyucuda çok çalışıldığı için somutlaşarak metine yedirilememiş izlenimini bırakan, motif, kelime v.b. unsurlar silsilesi Pinhan'da da mevcut. Ama dozajı henüz çok yüksek olmadığından rahatsız etmiyor.
Sözün nihayetinde, Pinhan, tekrar okumaya değecek bir kitap. Sırf Dürri Baba'nın ebru yaptığı bölüm bile yeterli bunun için.
elif şafak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
elif şafak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Kasım 2011 Pazar
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)
