agatha christie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
agatha christie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2025 Pazar

GİZEMLİ BAY QUIN Agatha Christie

 

Yayın Evi: Altın Kitaplar 
Basım Yılı: Ocak 2024 
Sayfa Sayısı: 303

Agatha Christie'nin en ilginç karakterlerinden biri olan Bay Quin'in 12 hikayesinin tam metin olarak basılmasını uzun zamandır bekliyorduk. Akba Yayınevi, Esrarengiz Arlöken adıyla 9 hikaye yayınlamış, Altın Kitaplar Ölümün Tam Zamanı'nda 8 hikayeyi basmıştı fakat bütün hikayeleri Türkçe olarak tek bir kitapta görmek geçen sene kısmet oldu.

Daha önce bu hikayelerden bahsettiğim yazıda detaylara inmiş ve bana neler hissettirdiklerini uzun uzun anlatmışım, o sebeple bu defa daha önce okumadığım, sadece bu kitapta bulunan 2 hikayeden bahsedeyim: Denizden Gelen Adam ve Harlequin'in Yolu. 

Denizden Gelen Adam, gizemli olmakla beraber acı bir hikayeyi romantize eden, içerisinde kimse yaşamıyormuş gibi görünen bir evde oturan yalnız bir kadın ve evin önündeki kayalıklarda intihar etmek üzere olan bir adamın öyküsünü anlatırken yine meşhur Bay Satterthwaite ve Bay Quin de işe karışıyor. 

Harlequin'in Yolu, kitaptaki son hikaye. Savaştan kaçıp evlenmiş bir Rus balerin, kocası, eski bir arkadaşı ve Harlequin piyesinin sergilendiği akşam Aşıklar Yolu'nda olanlar.. Bu hikayenin dokunaklı, tekinsiz bir havası var ve Bay Quin'in dahil olduğu hikayeler içerisinde en beğendiklerimden biri oldu. 


30 Temmuz 2020 Perşembe

ÖLÜM OYUNU Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: 1998
Sayfa Sayısı: 176

Ölüm Oyunu'nu okumayalı hayli zaman olmuş, çözümünü hatırlasam da diğer detayları zihnimde nispeten flulaşmış bir kitaptı. Linda'yı, üvey annesini ve ipuçlarını hatırlıyordum sadece.

Sahile bir köprü ile bağlı küçük bir adanın üzerine kurulmuş Korsan Roger Oteli'nin kumsallarından birinde işlenen cinayette, gözalıcı çekicilikte olan Arlena adındaki eski bir aktris öldürülür. Şüpheliler listesi kadının kocası, üvey kızı, erkek arkadaşı ve onun karısı başta olmak üzere uzayıp gitmektedir. O esnada otel müşterilerinden biri olan Hercule Poirot elbette olaya el koyacak ve çözüme ulaştıracaktır. 

Bu kitabın maalesef henüz tam baskısı yapılmadı, halen Gönül Suveren çevirisinden okuyoruz ama tabii onun da dili bir başka, tatlı, akıcı, okuması zevkli..

Ölüm Oyunu, Agatha Christie standartlarına göre orta karar, ne çok etkileyici, ne de bunaltan bir roman. Belki de tamamının yazlık bir mekanda geçmesi, o mevsimi seven biri için kitabı daha cazip kılabilir, bilemiyorum.

Poirot, 'Sizinki İngilizlere özgü bir çocukluk muydu?' dedi. 'Hem de nasıl! Hem de nasıl! Kırların ortasında eski bir ev.. atlar, köpekler.. yağmurda yürüyüşler.. şöminede yanan kütükler.. elma ağaçları.. parasızlık.. eski tüvit tayyörler.. her yıl düzeltilerek giyilen gece elbiseleri.. bakımsız bir bahçe.. sonbaharda açan kasımpatılar..' Poirot gülümsedi. 'O günlere dönmeyi mi istiyorsunuz?' Rosamund Darnley başını salladı. 'Bu mümkün değil ki..O günleri tekrar yaşamak isterdim ama.. başka şekilde..'[sf 20]

Yaşam önünde uzanıp gidiyordu. Arlena'nın varlığıyla zehirlediği karanlık günler. Linda zaman hakkındaki çocukça düşüncelerinden henüz kurtulamamıştı. Bir yıl, onun için yüzyıldan farksızdı. [sf 26]

Poirot mırıldandı. 'Rutubetli bir gündü. Rüzgar esti, yağmur yağdı. Sis çevreyi sardığı için burnumuzun ucunu bile göremedik. Ama bir de şimdi bakın. Sis dağıldı. Hava açtı. Gökte yıldızlar pırıl pırıl parlıyor.. Hayat da böyledir, madam..' [sf 42]


27 Nisan 2020 Pazartesi

ŞAMPANYADAKİ ZEHİR Agatha Christie

Yayın Evi: Akba Yayınevi
Basım Yılı: 1964
Sayfa Sayısı: 239

İlk olarak Şampanyadaki Zehir adıyla, Gönül Suveren'in dramatik, etkileyici tercümesinden okuduğum kitapta eksiltilmiş sayfalar olduğunu farkedince Akba Polisiye Romanları Serisi’nden çıkan Nüveyre Gültekin çevirisini; Bir Kadeh Şampanya adıyla basılan kitabı almıştım. Bu çeviride, basıldığı dönem hasebiyle öyle güzel bir Türkçe, kuvvetli ve zarif, öyle güzel kelimeler kullanılmış ki adeta başka bir romanı okuyor gibi hissettim. Zaten ilk okuduğumdan bu yana o kadar uzun zaman olmuş ki katili de yanlış hatırlıyordum, ayrı bir heyecan verdi böylesi. 

Rosemary Barton, kendi doğumgünü partisinde kadehinde bulunan siyanürden zehirlenerek ölür. Son zamanlarda ağır bir hastalık da geçirmiş olan genç kadının depresyona girip intihar ettiği düşünülür fakat bu olaydan bir sene sonra kocası George, Rosemary'nin bir cinayete kurban gittiğine dair imzasız mektuplar almaya başlar. George, Rosemary'nın kızkardeşi Iris'in doğumgünü için küçük bir parti vererek, müteveffa karısının öldüğü o meş'um gecenin bir benzerini tertiplemeye karar verir..

Romanın merkezine Rosemary'nin hayatını yerleştirmiş gibi görünse de Agatha Christie’nin Sandra ve Stephen'ın ilişkisini daha büyük bir özen ve gerçekçilikle kurguladığını düşünüyorum. Rosemary'nin sinir bozucu halası Lucilla da keza öyle, gerçek hayatta çok net karşılık bulan biriydi. Albay Race'in vişne reçelinden isim bulma macerası, Little Prior'daki sayfiye evi, bir pars gibi çevik adımlarla danseden Anthony ve onun küçük sevgilisi, buzlar kraliçesi Iris..

Bir Kadeh Şampanya'dan bir dolu cümle yazdım aşağıya. Aslında bu alıntılar bir nev'i kitaptan aklımda kalan yerleri temsil ediyordu da diyebilirim. 

Nisan'ın bu son günlerinde Agatha Christie okumaya sevgili arkadaşım Deniz’le devam ediyoruz, instagramda #evdekalagathaoku etiketimizi kullanarak bize katılabilirsiniz.


Rosemary aptalın biri. Hep öyleydi zaten. Cennet kadar güzel ve tavşan kadar da ahmak. Erkeklerin hemen âşık olduğu ama sonunda terkettiği kadınlardan. Ama siz.. başkasınız. Bir insan size âşık olursa, sizden hiçbir zaman bıkmaz. [sf 46]

O akşam, Luxenburg gazinosunun pudra odasında Rosemary ne kadar da güzeldi! Beyaz kürk etolü omuzlarından aşağıya kaymıştı. Hastalıktan yeni kalkmış olmanın o solgun narinliği vardı üzerinde. Bu incelik ona bir masal prensesi güzelliği, elle dokununca dağılıverecekmiş hissini uyandıran bir peri füsunkârlığı veriyordu.. [sf 80]

Kötü hareketlerini maskelemek için güzel ve ulvi sebeplere dayanırlar insanlar, bilirsin. Merhametsiz olmak istedikleri vakit, 'dürüst davranmak zorundayım.' diyen insanlar vardır. Kendi kendilerine karşı o kadar riyakârdırlar ki, hayatlarının sonuna kadar her kötü hareketlerinin fedakârlık hislerinden sâdır olduğuna inanırlar. [sf 97]

'Rosemary'nin zamanında eve sık sık gelirdin.'
Anthony, 'O zaman durum başkaydı,' dedi.
Iris'in kalbine buzdan bir parmak dokundu sanki. 'Bugün buraya neden geldin? Bu taraflarda bir işin mi vardı?'
'Evet, çok önemli bir işim vardı. Yani sen, Iris. Sana bir soru sormak için geldim.'
O buzdan parmak kayboldu. Onun yerine Iris'in kalbi hızla çarpmaya başladı. 'Evet?'
Anthony onu süzüyordu. Bakışları ciddi, hatta sertti.
'Bana dürüst cevap ver, Iris. Sorum şu: Bana güveniyor musun?'
Iris şaşırdı. Daha başka bir soru beklemişti. Genç erkeklerin yüzyıllar boyunca kızlara sordukları o soruyu. [sf 103]

Sonra birdenbire yüzünün ifadesi değişti, ciddileşti. Iris'in yanındaki masada duran küçük vazoya bakıyordu. İçinde grimsi yeşil yapraklı, eflatun çiçekli bir dal vardı. Biberiyeydi bu. Ya da diğer adıyla -Rosemary-.
Anthony usulca, 'Bu mevsimde nasıl çiçek açmış bu?' dedi.
Iris, 'Sonbaharda hava ılık olduğu zaman,' diye cevap verdi, 'Bir iki çiçek açar..'
Anthony çiçeği alarak bir an yanağına dayadı. Gözlerini yarı kapamıştı. Şimdi Rosemary'nin altın saçlarını, daima gülen koyu mavi gözlerini ve ihtiraslı kırmızı dudaklarını görüyordu..
Adeta sohbet eder gibi: 'Artık aramızda değil..' diye mırıldandı.
'Kimden bahsediyorsun?'
'Kimden bahsettiğimi biliyorsun, sevgilim.. Rosemary.. Iris bence o senin tehlikede olduğunu biliyordu.' Dudaklarını güzel kokulu dala dokundurdu. Sonra da dalı pencereden dışarı attı. 'Güle güle, Rosemary.. Teşekkürler..'
Iris fısıldadı. 'Rosemary.. Anı demektir..' [sf 239]


22 Ağustos 2019 Perşembe

ÖRÜMCEK AĞI Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: 2018
Sayfa Sayısı: 192

Tüm hikayenin tek bir mekanda; Clarissa Hailsham-Brown'un oturma odasında geçtiği Örümcek Ağı, sahnelenmesi düşünülerek yazılmış, diğerlerine nispeten kısa bir Agatha Christie romanı.

Taşrada oturan bir diplomatın eşi olan Clarissa, hayal gücü kuvvetli, neşeli, şakacı bir genç kadındır. Bir akşam oturma odasına girdiğinde kurgulayarak eğlendiği o çılgın varsayımlarından birinin gerçek olduğunu, odada, kanepenin arkasında bir cesedin yatmakta olduğunu farkeder. Kocası Henry'nin eski karısı Miranda'nın kocası Oliver'dir bu ve Henry'nin küçük kızı Pippa onu alıp götürmeye gelen üvey babasını öldürdüğünü söyler. Henry, kısa süre sonra çok önemli bir politikacıyla beraber eve gelecektir ve o akşam polisin etrafta olması en son isteyeceği şeydir. Herşeyi yoluna sokmak ve üvey kızını korumak isteyen genç kadın evlerinde misafir olan eski arkadaşlarını yardıma çağırarak ölüyü yakınlardaki bir ormana götürmelerini ister. O esnada kapı çalınır. Cinayet ihbarı üzerine gelmiş olan müfettişin sahneye girmesi tüm planlarını altüst edecektir..

Clarissa'nın şakaları ve şirin, sevgi dolu üvey anneliği ile renklenen kitabın bir çırpıda okunduğunu söyleyebilirim. Kütüphaneye açılan gizli bir geçit, görünmez çekmeceleri olan bir masa, elinde tırmığıyla daima bir yerleri kazan bahçıvan Bayan Peake de hikayenin güzel ayrıntılarından. Agatha Christie'nin nefes kesici kurgularından değil belki ama yine de yazarın tarzını hissetmek mutluluk veriyor.

21 Ağustos 2019 Çarşamba

ROGER ACKROYD CİNAYETİ Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar 
Basım Yılı: 2018
Sayfa Sayısı: 303

'Shakespeare'in de içtenlikle kabul ettiği gibi, fikir her yerden gelebilir. Önemli olan o fikirle ne yapıldığıdır. Yalnızca Agatha Christie, böyle* bir fikirden Roger Ackroyd Cinayeti gibi bir roman oluşturabilirdi, konsepti ancak o bu denli iyi kavrayabilir, bir temele oturtabilir ve etrafına bu denli basit ve yalın güzellikle bir kurgu inşa edebilirdi.' Sonsöz'den, Laura Thompson

Hercule Poirot kim olduğunu gizlediği, sessiz, sakin bir emeklilik hayatı yaşamaya karar vererek King's Abbot köyünde bir ev alır ve bahçesinde sakız kabakları yetiştirmeye başlar. Kısa süre sonra köy sakinlerinden biri, zengin ve cimri bir adam olan Roger Ackroyd evinde bıçaklanmış olarak bulunur. O gece evin etrafında görülen bir yabancının yanısıra Ackroyd'un dul yengesi, yiğeni Flora, evlatlığı Ralph, evde misafir olan binbaşı Hector Blunt, yaşlı adamın sekreteri, uşak ve hizmetçiler olarak zanlılar listesi uzayıp gitmektedir. Poirot'nun komşusu doktor James Sheppard olayları bize anlatırken aynı zamanda Hastings rolünü de üstlenir ve cinayeti araştırmaya başlarlar..

Kilitli oda polisiyelerinin en ünlülerinden biri, Agatha Christie'nin hayatının son derece sancılı bir döneminde, bütün ustalığıyla yazdığı, keskin zekasını en iyi yansıtan kitaplarından, Roger Ackroyd Cinayeti geçtiğimiz sene Altın Kitaplar tarafından tam metin olarak basıldı. Esasen daha önce Metis Yayınları'nın o güzel, kapakta başlayan romanları içinde Pınar Kür çevirisiyle mevcuttu ve eksiksiz bir basımdı ama Altın Kitaplar nedense yazarın Türkçe'ye henüz çevrilmemiş kitapları yerine bir şekilde eksik/tam metnine ulaşabildiğimiz kitapları yenilemeye daha çok eğilim gösteriyor. Bu vesileyle tekrar okumuş oldum.

Bu kitap, bilmecesinin mükemmelliği ile beraber, Hercule Poirot romanı olmasına rağmen ilk beş Christie'mden biri değil ama bu tamamen subjektif bir tercih. Roger Ackroyd Cinayeti, yazarın en çok takdir edilen ve hayranlık duyulan polisiye romanı olma vasfını karşıladığı ve türün en iyi yazılmış örneklerinden biri olduğu için muhakkak okunması gereken bir eser diye düşünüyorum. 

*cümlenin bu kısmında romanın ana fikri ve katilin kim olduğu yazdığı için kısaltarak aldım.


'Bu duvarların dili olsaydı da...' diye mırıldandım. 

Poirot başını salladı. 'Dilleri olması yetmez. Gözleri ve kulakları da olması gerek. Fakat...' Eliyle kütüphaneye vurdu. '... eşyaların daima dilsiz olduklarını da sanmayın. Onlar bazen benimle konuşurlar. Sandalyeler, masalar... bana bazı haberler verirler.' [sf 106]

Gerçek ne kadar çirkin olursa olsun, onu arayanlar için her zaman ilginç, heyecan verici ve güzeldir. [sf 161]

Kadınlar, muhteşemler! Hiç olmadık şeyler uydururlar ve mucizevi şekilde haklı çıkarlar. Aslında o kadar basit değil tabi. Kadınlar, bilincine varmaksızın milyonlarca küçük ayrıntıyı görür, gözlemler, bunları yine bilinçaltında bir araya getirirler. Vardıkları sonucu da önsezi olarak adlandırırlar. [sf 163]

Bir erkeğe söyledikleriniz için hiçbir zaman üzülmeyin. Onlar kendilerini o kadar beğenirler ki, söylediklerinizi üzerlerine kondurmazlar bile. [sf 262]

22 Ağustos 2018 Çarşamba

CİNAYET RANDEVUSU Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: 2017
Sayfa Sayısı: 214

Altın Kitaplar, ufak kafa karışıklıklarıyla da olsa Agatha Christie'nin Türkçe'de bulunmayan roman ve hikayelerini tamamlamaya devam ediyor. Cinayet Randevusu da orijinali 'Problem At Pollensa Bay' adıyla basılmış ve içerisindeki çoğu hikayelerin daha önce Türkçe'ye çevrilmemiş olduğu bir öykü derlemesi.

Agatha Christie'nin toplamda 153 hikayesi olsa da aynı hikayeler farklı derlemelerde mükerrer olarak yer aldığı için her ismi değişik Christie derlemesi içeriğindeki hikayelerin daha önce Türkçe'ye hiç çevrilmediği anlamına gelmiyor. Bu konuda net bir liste hazırlayıp Agatha Christie Hikaye Odası'na eklemiştim daha önce. Yeni kitaplar çıktıkça oraya bakıp bilgi alıyorum ve gerekirse güncelliyorum. :)

Cinayet Randevusu kitabında bulunan İkinci Gong ve Sarı İris (Sarı Süsen) hikayeleri daha önce Noel Kekinin Gizemi kitabında yayınlanmıştı. İkinci Gong aynı zamanda birkaç gün öncesine kadar sadece eski bir baskısı bulunan Beklemeyen Şahit kitabında da mevcuttu. (Beklenmeyen Şahit ve Diğer Hikayeler yeniden çevrilerek basıldı ama kitabı henüz inceleme fırsatım olmadı.) Manolyalar Açarken hikayesi de Manolya ismi ile yine eski bir basım olan Kırmızı İşaret kitabında bulunuyordu.

Pollensa Koyundaki Sorun

Bir Parker Pyne hikayesi. Majorca Adası'na tatile gelen Pyne, kaldığı otelde oğlunun kız arkadaşıyla sorunlar yaşan bir İngiliz kadına yardım eder.

Hiç kimsenin yaşamını kendisi dışında biri mahvedemez. [sf 16]

*İkinci Gong

*Sarı İris 

Harlequin Çay Takımı ♥


Bay Satterthwaite uzun zamandır görmediği bir ahbabının taşradaki evine çay saatine davetlidir. Yolda arabası sorun çıkarınca tamir olana kadar yakındaki bir kafeye girerek beklemeye karar verir. Kafede eski dostu, gizemli Bay Quin'le karşılaştığında yakın geleceğin bazı tuhaf olaylara gebe olduğunu hisseder..

Porselenlerin renklerini parlatan güneş, kilise pencerelerini andıran vitray desenli renkli bir pencereden geçerek loş kafeyi ve bir masada tuhaf bir şekilde arkası dönük oturan bir adamın sırtını aydınlatıyordu. Adamın koyu siyah silueti pencereden yansıyan ışıkla gökkuşağının renkleriyle bezenmişti. Kırmızı, mavi ve sarı. BaySattertwaite birden karşısında gördüğünün bulmayı umut ettiği şey olduğunu anladı. [sf 91]

Çay bahçede çimenlerin üzerinde hazırlanmıştı. Misafir odasının yere kadar uzanan camlı pencerelerinden çıklan geniş merdivenlerin bir yanında büyük bir kızıl kayın ağacı, diğer yanındaysa Lübnan'a ait tipik bir sedir ağacı vardı. Ağaçlar bahçede hazırlanan çay sofrasının gerisinde güzel bir görüntü oluşturuyorlardı. İki boyalı ve oymalı beyaz masa, çeşitli bahçe sandalyesi ve koltukları vardı. Dik sandalye ve koltuklara rengarenk minderler konulmuştu. Şezlong tipi olanlarsa rahatça oturup arkanıza yaslanıp ayağınızı uzatabileceğiniz ve hatta istiyorsanız uyuyabileceğiniz kadar rahat ve konforluydu. Bazılarının üzerinde güneşten korunmak için tenteler bile vardı.

Çok güzel bir akşamüzeriydi. Çimenler hoş bir yeşillikteydi. Kızıl kayın ağacının yapraklarının arasından süzülen güneş, sedir ağacının muhteşem görkemiyle pembe-altın rengi gökyüzünde belirmesini sağlıyordu. [sf 105]


Yat Yarışının Gizemi

Asıl adı The Regatta Mystery olan bu hikayenin başkişilerinden biri olan Bay Pointz ve yatında beraber seyahat ettiği arkadaşlarının yat yarışlarını izleyip limandaki panayıra gelmelerinden başka yarışla bir alakası yok. Akşam yemeğinde gösteriş yapılmak üzere ortaya çıkarılan bir elmas kaybolur ve Parker Pyne'a gizemi çözmesi için başvurulur.

Aşk Dedektifleri

Eski bir arkadaşı olan polis şefi Albay Melrose ile sohbet eden Bay Satterthwaite, aniden gelen bir telefon üzerine onunla birlikte cinayet mahalline gider. Yolda arabaları kaza yapar ve Bay Quin'le karşılaşırlar, onlara katılır.

Sir James Dwighton, başına ağır bir cisim vurularak öldürülmüştür. Karısı cinayeti işlediğini söylerken, karısının sevgilisi de onun kendisini korumak için itirafta bulunduğunu iddia eder. Ardından iki gencin de yalan söylediği, cinayeti uşağın işlemiş olabileceği düşünülür, olaylar iyice sarpa sarmadan Bay Quin'in sözleri işin gizemini aydınlatmalarına yardımcı olacaktır..
 
Köpeğin Ardından ♥

Kocasını kaybetmiş, beş parasız genç bir kadın olan Joyce köpeği ile beraber bir pansiyonda kalmakta ve çaresizce iş aramaktadır. Terry'i yanında götüremeyeceği bütün iş fırsatlarını reddetmek zorunda kalır. oSon çare olarak, kendisine evlenme teklif eden zengin, kaba bir adamı kabul etmek üzereyken hiç beklemediği bir şey olur.

'Ah!' Bay Allaby başka bir şey söylemedi ama Joyce için bu 'Ah!' duyduğu en rahatlatıcı ve samimi teselliydi. Bu tek bir sözcüğün içinde dile dökülemeyen her şey vardı. [sf 191]

*Manolyalar Açarken 

15 Ekim 2017 Pazar

SEVGİNİN BAĞLADIKLARI Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: 2017
Sayfa Sayısı: 270

Agatha Christie, Mary Westmacott takma adını kullanarak altı duygusal roman yazmış. Bu kitaplardan Türkçe'ye çevrilmemiş iki tane kalmıştı; The Burden ve Giant's Bread. Geçtiğimiz günlerde The Burden, Sevginin Bağladıkları adıyla yayınlandı ve doğal olarak hemen alıp okudum.

Laura, minik kardeşini ölesiye kıskanmakta hatta ondan nefret etmektedir. Fakat evlerinde çıkan bir yangında küçük bebeği alevlerin içinden kurtardığı an tüm duyguları değişir, Shirley'e büyük bir sevgiyle bağlanır. Yıllar geçip büyüdükçe, bu sevgi iki kızkardeşin arasında ağır bir yük haline gelecek, hayatlarını geri dönülmez biçimde etkileyecektir.. 

Her ne kadar çevirirken pembe dizi isimleri gibi bir ad vermelerini yadırgasam da Agatha Christie'nin polisiyelerinde dahi inceden inceye kendini gösteren insan psikolojisine dair anlatımları Mary Westmacott romanlarında sınırsızca genişleyip derinleştiği için genel olarak bu romancıklar hayli hoşuma gidiyor. Bitmemiş Portre veya Sensiz Bir İlkbahar kadar şahane olmasa da Sevginin Bağladıkları zevkle okuduğum bir kitap oldu. 

Aptallık etme. Shirley'nin mutsuz olup olmamasının ne önemi var. Her insan zaman zaman mutsuz olur. Ve bu mutsuzlukla yaşamında karşılaşacağı birçok şey gibi bir şekilde baş etmek zorundadır. Yaşamla başa çıkmak için cesarete, hoşgörüye, açıkyürekliliğe gerek vardır. [sf 86]

Hiç kuşkusuz Laura'nın duygularının kökeninde Shirley vardı. İnsanın herşeyini bildiğini sandığı birinin hakkında bilmediği yeni bir yanı olduğunu keşfettiğinde yaşadığı şoka benzer bir durumdu bu. Laura ve Shirley'nin birbirlerine karşı çok fazla açık oldukları söylenemezdi ama birlikte yaşadıkları uzun yıllar Shirley'nin o zamana kadar Laura'ya nefretlerini, sevgilerini, isteklerini, tutkularını, korkularını anlatmaktan asla çekinmemiş olduğunu göstermişti. [sf 92]




14 Nisan 2017 Cuma

SONSUZ GECE Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 245

'Yazı içerisinde sürprizbozan olabilir, bu konuda hassassanız kitaptan önce yazıyı okumayınız.'

'Her gece ve her sabah, 
kimi insan kedere doğar. 
Her sabah ve her gece 
kimi insan tatlı seâdete doğar. 
Tatlı seâdete.. 
Kimi insan ise sonsuz geceye.'

[Masumiyet Kehanetleri, William Blake]

Bir akşam, öyle otururken.. Telefon çaldı, açtım. Karşımdaki ses birkaç kitap ismi söyledi. 'Tamam, en kısa zamanda geleceğim.' dedim. Ertesi sabah Beyazıt'taki büyük kütüphanenin yanında, her yeri yığın yığın kitaplarla dolu, sahibi gerçek bir sahaf kültürüne haiz o güzel dükkandaydım. Bahsi geçen kitaplar masanın üzerinde bekliyordu. Onları ve birkaç küçük Fransız çocuk romanını satın alarak çantama koydum. O gün etrafta dolaştım mı hatırlamıyorum ama meydandan bindiğim dönüş otobüsünde oturur oturmaz kitapları çıkarıp her birine biraz baktığım ve içlerinden birini okumaya başladığım an bugün gibi aklımda.

Birkaç sayfa okudum ve aniden durdum, kitabı kapattım. 'İşte bu benim çok, ziyadesiyle seveceğim bir kitap!' heyecanı içimi kaplamıştı. O anın mümkün olduğunca uzun sürmesini isterken, karnımdaki ağrının, kalbimdeki çarpıntının geçmesini bekleyerek durduğum birkaç dakika.. 

Eve gelip kitabı bitirdiğimde, Agatha Christie'nin yazdığı bu derin pişmanlık ve acıyla dolu hikayenin o güne kadar okuduğum en güzel romanlarından biri olduğunu düşünüyordum. Çingene Çerçisi'nde Santorix'in yaptığı ev, Ellie ve Mike.. O kitap, Geceyarısı Cinayeti'ydi.

Geceyarısı Cinayeti'ni ilk kez okuduğumda kelimenin tam anlamıyla içime oturmuştu. Agatha'cık sonu böyle yazmasa bu kadar etkileyici olamazdı sanırım. Kurban kadar katiline de üzüldüğüm nadir kitaplardandır. İçindeki şarkıyı,ilk cümlesini, Çingene Çerçisi'ni ayrı ayrı seviyorum. 

12 Nisan 2017 Çarşamba

GİZLİ DÜŞMAN Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 325

Gizli Düşman, uzun zamandır basımı olmayan bir kitaptı. Hatta Agatha Christie Koleksiyonu'mun da son parçası olarak bu kitabın Meçhul Düşman adıyla Ak Kitabevi'nden çıkan eski baskısını almıştım, böyle ayrı bir yeri vardır.

Genellikle casusluk hikayeleri içerisine düşen Tommy ve Tuppence Beresford çiftinin ilk macerası, çocukluk arkadaşı oldukları için tanışma kitabı değilse de, dedektifçilik oynamaya başladıkları ve sonunda evlenmeye karar verdikleri bir dönemi içeriyor.

Kitabın konusu da anlattığım Meçhul Düşman yazısı Gece Kütüphanesi'nde bulunduğu için tekrar etmeyeyim ama eski baskıyı okuduğumda biraz sıkılmıştım, Gizli Düşman tam çeviri ve yaklaşık 100 sayfalık eksik bu kitapta tamamlanıyor. Bu haliyle daha çok hoşuma gitti.


11 Nisan 2017 Salı

LİSTERDALE'İN GİZEMİ Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 247

Geçen yıla kadar Listerdale'in Gizemi, Agatha Christie'nin Türkçe'de basılmamış bir kitabıydı. Bu sebeple Altın Kitaplar'dan çıktığını görünce çok meraklanmıştım.  Kitaptaki bazı hikayeleri daha önce başka kitaplar içerisinde okumuştum ama büyük bir kısmı tamamen yeniydi.

Okumaya başlamadan önce Agatha Christie Hikaye Odası'ndan bakarak ilk defa çevirisi yapılmış olanları işaretledim ve Listerdale'in Gizemi dahil yedi yeni hikaye olduğunu gördüm. Bu odayı bir zamanlar bulmaca çözer gibi bir hayli uğraşarak da olsa hazırladığıma mutlu oldum, çünkü 'Dame Agatha'nın hikayeleri ve basıldıkları kitaplar' normalde baya karışık bir mevzu.

Listerdale'in Gizemi ♥
Bülbül Yuvası
Trendeki Kız
Altı Penny'lik Bir Şarkı Söyle
Edward Robinson'un Çapkınlığı ♥
Kaza
Jane İş Peşinde
Verimli Bir Pazar
Bay Eastwood'un Macerası
Altın Top
Raca'nın Zümrüdü
Kuğunun Şarkısı ♥

Listerdale'in Gizemi

Bayan St. Vincent, soylu ve görgülü bir aileden gelen yoksul düşmüş bir kadındır. Kızı ve oğluyla, kendilerine uygun bir ev ararken önüne çok cazip bir fırsat olarak Listerdale köşkü çıkar. Eve bakıp gözetmeleri ve çok cüz'i bir kira karşılığında orada kalabileceklerdir. Listerdale'in güzelliği onları büyülese de, bu kiralama tarzında bir gariplik olduğunu düşünürler. Lord Listerdale, talimatlarını uşağı Quentin aracılığıyla iletmiştir ve bu eski tarz, nazik uşak onlara her konuda yardımcı olmaktadır. Bayan St. Vincent, satmak zorunda kaldıkları kendi aile evleri Ansleys'i hatırlatan bu şahane yeri gitgide daha çok severken, bir yandan da Lord Listerdale'in nerede olduğunu ve böyle bir iyiliği neden yaptığını merak etmektedir..

Altı Penny'lik Bir Şarkı Söyle

Avukat Sir Edward Palliser'i, bir gemi yolculuğunda tanışıp bir baba gibi sevdiği ve herhangi bir sıkıntısı olursa kendisine gelmesini söylediği genç bir kız ziyaret eder. Magdalen Vaughan'ın zengin teyzesi bir cinayete kurban gitmiştir ve hep birlikte yaşadıkları evde genç kızın erkek kardeşi Matthew, kuzeni William ve karısı Emily vardır.  Magdalen, avukattan kendisine yardım ederek cinayeti çözmesini ister, başlangıçta biraz isteksiz de olsa Sir Edward bu işin peşine düşecektir..

Edward Robinson'un Çapkınlığı 

Edward Robinson, tutkulu bir aşkı anlatan kitabını okurken durur ve kendi hayatının sönüklüğüne iç geçirir. Gayet makul ve mantıklı, anne gibi sevecen bir nişanlısı, iyi ama sıradan bir işi vardır. Kısa bir süre sonra bir gazetede gördüğü yarışmaya katılır ve 500 sterlin kazanır. Bu para onun hayal ettiği kırmızı spor otomobili almasını sağlar ve bu arabanın hayatına ne gibi maceralar getireceğinden henüz habersizdir..

Verimli Bir Pazar

Dorothy ve Ted bir pazar gezintisine çıktıklarında, yol kenarında meyve satan bir tezgahtan bir sepet vişne alırlar. Bir ağaç altına oturup vişneleri yiyerek piknik yaparken, sepetin dibinde onları bir sürprizin beklediğini görürler ve bir anda önlerinde karar vermeleri gereken çok önemli bir yol ayrımı belirir..

Bay Eastwood'un Macerası 

'İkinci Salatalığın Gizemi' isimli iç sıkıcı öyküsünü yazmaya hazırlanan Bay Eastwood'un telefonu çalar ve panikle kendisinden yardım isteyen genç bir kızla konuşur. Kız bir adres vererek hemen oraya gelmesini yoksa öldürüleceğini söyleyince, Bay Eastwood denilen yere gider. Kızla buluştuğunda kendisini beklemediği bir maceranın içinde bulacak ve bu heyecanlı hikaye daha sonra ona 'İspanyol Şalının Gizemi' öyküsünü yazdıracaktır.

Altın Top

George, yaşlı amcasıyla kavga etmiş ve işten çıkarılmıştır. Üzgün bir şekilde caddede dolaşırken, güzel ve zengin, sosyetik bir genç kız olan Mary Monstresor arabasıyla önünde durur. George için zor geçen gün aniden heyecanlı bir maceraya dönüşecek, genç adam aldığı evlilik teklifinin ardından, Mary ile beraber haydutlar tarafından kaçırılacaktır..

Raca'nın Zümrüdü

James Bond, kız arkadaşı Grace ve onun arkadaşlarıyla gittikleri sahil kasabasında köhne bir pansiyonda kalmaktadır. Grace ve grubu ise lüks bir otelde günlerini gün ederken, genç adamın içindeki sıkıntı giderek büyür. Sahilde üzerini değiştirmesi gerektiğinde girdiği bir kulübe, hayatının baştanbaşa değişmesine neden olacaktır..

Kuğunun Şarkısı

Ünlü opera sanatçısı Madam Paula Nazarkoff'un, Tosca operasını söylemek üzere, bir kır şatosuna davet edilmesi ve hüzünlü bir hikaye.

10 Nisan 2017 Pazartesi

PEMBE EVDEKİ ÖLÜ Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 269

Agatha Christie romanları içinde Tommy-Tuppence kitapları genellikle bir defa okuyup geçtiğim, sıralamamda alt kısımlarda kalmış bir seridir. Pembe Evdeki Ölü'yü de uzun yıllar önce eski basımlar içinde bulmuş ve aynı şekilde okumuş, bir daha bakmamıştım. Başka polisiyelere kıyasla belli bir seviyenin üzerindeler fakat Agatha Christie söz konusu olunca, kitapları içinde en şahaneleri bunlardır demek mümkün değil.

Tommy ve Tuppence, huzurevinde kalan teyzelerini ziyarete giderler. Kendisinden pek hoşlanmayan Ada teyze'yi rahatsız etmemek için, onu Tommy'le başbaşa bırakıp lobiye inen Tuppence, orada beyaz saçlı, şirin bir ihtiyarcıkla karşılaşır. Yaşlı kadın sakince sütünü içtikten sonra, Tuppence'a dönerek tuhaf bir soru sorar: 'Şöminenin arkasındaki zavallı çocuk sizin miydi?' Bu ziyaretlerinden kısa bir süre sonra Ada teyze ölür. Tommy'e miras kalan eşyalar arasında pembe bir ev resmedilmiş bir tablo da vardır. Tuppence resimdeki evi çok beğenir, nerede olduğunu merak eder. Resmi Ada teyze'ye hediye etmiş olan, Tuppence'a şömineden bahseden yaşlı kadın aniden huzurevinden alınarak götürülmüştür. Tommy ve Tuppence, hem resimdeki evin, hem de yaşlı kadının ortadan kayboluşunun peşine düşecektir..

Tam çevirisiyle basılmış Pembe Evdeki Ölü'yü, Şubat ayındaki Agatha Christie Okumaları'mızda yeniden okudum. Bu defa, eksiksiz detaylarıyla daha çok hoşuma gittiğini söyleyebilirim.

Eğer yirmi yaşındayken huysuz ve kötüysen, kırkında da yine aynı huysuzluğu sürdürüyorsan, altmışında ise huysuzluğun daha da arttıysa, sekseninde gerçek anlamda bir şeytan olup çıkarsın ve hiç kimse sana acımaz. İnsanlara yalnızca ihtiyar oldukları için acınıp sevecen davranılması gerektiğini düşünmüyorum. Sonuçta yaşlanmakla kimsenin huyu, karakteri değişmiyor. [sf 18]


10 Kasım 2015 Salı

ESRARENGİZ ARLÖKEN ❦ ÖLÜMÜN TAM ZAMANI Agatha Christie

Esrarengiz Arlöken 
(Yayınevi: Akba, Basım Yılı:1963, Sayfa Sayısı: 235)
Ölümün Tam Zamanı
(Yayınevi: Altın Kitaplar, Basım Yılı:1994, Sayfa Sayısı: 174)

Agatha Christie'nin çeşitli kitaplarında favorim olan bazı hikayeler var ama Harley Quin hikayelerinin hepsini, bir seri halinde beğeniyorum, hatta bayılıyorum.

Karlı soğuk bir kış gecesi, konuklar şöminenin etrafına toplanmış yeni yılı beklerken, kapı çalınır ve Mr. Quin içeri girer. Gizemli bir hikaye anlatır ve geldiği gibi aniden gözden kaybolur. 

Mr. Quin için Agatha Christie'nin ilham kaynağı 16. yüzyıl İtalyan komedisinde Arlöken olarak da bahsedilen Harlequin, yüzünde korkutucu denilebilecek büyük bir gülümsemeyle, çapraz büyük renkli baklava desenli bir kostüm giyen, zekasıyla insanları etkileyen  bir pandomim karakteridir.

Harlequin teması, bu kitaptaki hikayelerde sık sık tekrarlanıyor. Mr. Quin için bir alt karakter olan yaşlı züppe Mr. Satterthwaite, hayatın kendisini yaşamak yerine dışarıdan izlemeyi yeğleyen ve dramatik durumlardan zevk alan bir adamdır. Mr. Quin ona şöyle der;

'Pandomimle ilgilenmenizi önereceğim. Arlöken oyunuyla. Artık bu sanat ölüyor. Ama onunla ilgilenmeye değer. Tabii oyunun sembolizmini kavramak biraz zor. Ama bildiğiniz gibi, ölümsüzler her zaman ölümsüzdür.' 

Aynı hikayenin, yani Mr. Quin'in Gelişi'nin başında da şöyle bir sahne vardır:
Rüzgar iniltiyi andıran sesler çıkararak şiddetlenirken çivili büyük kapıya üç kere vuruldu. 

Hepsi de irkildiler. Evesham bağırdı. 'Gecenin bu saatinde kim gelmiş olabilir?'
Herkes birbirine baktı. Evesham, 'Kapıyı ben açacağım.' dedi. 'Uşaklar çoktan yattı.'
Kapıya doğru hızla gitti. Ağır demir kolları biraz zorlukla kaldırarak kapıyı açtı. İçeriye buz gibi rüzgar doldu. 
Kapıda uzun boylu , ince bir adam duruyordu. Bay Satterthwaite bakarken adam ona kapının üzerindeki vitray yüzünden gökkuşağının bütün renklerine bürünmüş gibi geldi. Zayıf, esmer yabancı içeriye doğru bir adım attı. (...)

Bay Quin uygun sözleri mırıldandıktan sonra Evesham'ın çektiği koltuğa oturdu. O sırada şöminedeki alevlerin oyunu yüzünden suratında sanki bir maske varmışcasına gölgeden oluşan bir çizgi belirdi. 
[Mr Quin'in Gelişi, sf 11]

Harlequin'e ait renkli kareli giysi ve maske vurgusu diğer hikayelerde de var. Ölümün Tam Zamanı'nda yeriyle yeksan ama Esrarengiz Arlöken'de bulduğum bir paragraf;

Mösyö lö Ken oturdu. Kırmızı abajurlu lambadan süzülen ışık kareli paltosunu kan rengine boyadı. Yüzü ise gölgede kalmıştı. Bu haliyle bakanlarda siyah bir maske takmış gibi bir tesir bırakıyordu. [Camdaki Gölge, sf 29]

Böyle eksik ayrıntılar benim için çok önemli. Agatha Christie binbir ayrıntıyla, incelikle bir karakter oluşturmuşken, çeviride sağının solunun kırpılması, okuyucuya yolunmuş kuş gibi bir metin bırakılması ciddi bir saygısızlık.

Mr. Satterthwaite'ın entellektüel kesimin uğrak yeri Soho'da sık sık gittiği bir yer var; Arlecchino restoranı. Gökteki İşaret ve Helen'in Yüzü hikayelerinde bahsi geçen bu yerin adı da yine İtalyanca Harlequin anlamına geliyor. Arlecchino'ya gittiğinde genellikle Mr. Quin'le karşılaşan yaşlı adam, sevgili dostunu görünce çok seviniyor.

Mr Satterthwaite, yine derin derin düşünerek Arlecchino'ya girdi ve en dipteki bölmeye doğru yürüdü. Daima oradaki masaya otururdu. Lokantanın loş havası dolayısıyla masanın dolu olduğunu ancak bölmeye iyice yaklaştıktan sonra anlayabildi. Mr. Satterthwaite'ın çok sevdiği yerini uzun boylu, esmer bir adam işgal etmişti. Yüzü gölgede kalıyor, renkli camlı pencereden süzülen ışıklar ciddi elbiselerini alacalı bir hale sokuyordu. [Gökteki İşaret, sf 63]

Gökteki İşaret hikayesinde hatırı sayılır bir yer tutan tren dumanının gökte bıraktığı iz, aynı zamanda Şeytan Dönemeci kitabında da Agatha Christie'nin kullandığı önemli bir motiftir.

'Camlardan vuran renkli ışıkların alacalı boyadığı elbise' ile Harlequin etkisi Krupiye'nin Ruhu hikayesinin sonunda yine yer bulurken, kitaptaki en etkileyici hikaye olan Kırık Kanatlı Kuş'ta Mabelle şöyle diyor;

'Zaten bu garip bir gündü. Bu akşamüzeri güneş batarken ormana dolaşmaya gittim... Orada bir adamla karşılaştım. Garip, acaip bir adamla. Uzun boylu ve esmerdi... Çok ıstırap çekmiş bir insana benziyordu... Batmakta olan güneşin ışıkları üzerine vurmuştu. O haliyle Arlöken'i andırıyordu.' [Kırık Kanatlı Kuş, sf 219]

Helen'in Yüzü hikayesinde Mr. Satterthwaite, Pagliacci (Palyaçolar) operasını izlemeye gider ve bu operanın başkarakterlerinden biri  Harlequin karakteridir. Agatha Christie, Pagliacci operasından başka bir kitabında bulunan Kuğunun Şarkısı hikayesinde de bahsetmektedir.

Birebir alakalı değil ama Helen'in Yüzü ifadesi bana Christie'nin en dokunaklı kitaplarından biri olan Uyuyan Ölüm'ü de hatırlatıyor. Gwenda, Malfi Düşesi oyununa gittiğinde, bir sahnede fenalık geçirir. 'Onun yüzünü ört, gözlerimi kamaştırıyor. Genç öldü o.' sözleri, genç kadının gözlerinin önünde geçmişe ait korkunç bir ânın belirmesine sebep olur. Gwenda'nın uzun yıllardır nerede olduğu bilinmeyen, son derece güzel bir üvey annesi vardır; Helen ve bu anı onunla ilgilidir.

Ölümün Tam Zamanı uzun yıllar boyunca defalarca okuduğum Mr. Quin hikayeleriyle doluydu ama birkaç hikayenin eksik olduğunu yakın zamana kadar bilmiyordum. Esrarengiz Arlöken'i garip bir şekilde kitapyurdunda görüp aldım, ikinci el kitap sattıklarının da farkında değildim o zamana kadar. Kitapta, Ölümün Tam Zamanı'ndan farklı olarak Krupiye'nin Ruhu ve Dünyanın Sonu isimli iki ekstra hikaye var. Ama Türkçe'de çevirisi bulunmayan Denizden Gelen Adam ve Harlequin'in Yolu hikayeleri ile Ölümün Tam Zamanı'nın başında bulunan Mr. Quin'in Gelişi bu eski basımda yok, o hikayeler de olsaymış tam bir Quin külliyatı denebilirdi.

Dünyanın Sonu hikayesini ilk defa okuduğumda, bu tam basımı bulduğuma son derece mutlu oldum. En iyi Mr. Quin hikayelerinden biri olduğunu düşünüyorum. Kırık Kanatlı Kuş, Camdaki Gölge ve Ölü Arlöken de yine beni çok etkileyen hikayeler. ♥


Bu hakikaten acaip bir resimdi. Ortada bir Hint inciri vardı. Meyva güçlükle tanınıyordu. Bu bir girdaba düşmüştü sanki. Fon grimsi yeşildi. Hint inciri ise türlü renklere bürünmüştü, adeta bir mücevher gibi parlıyordu. Kötülük, lanet ve çürümüş, kokuşmuş et bu tabloda dile gelmişti. Mr. Satterthwaite, irkilerek başını çevirdi.  [Dünyanın Sonu, sf 112]

'Herşey görünüşte düzgün, parlak ve hoştur... Size hayranım, Düşes. Şahsiyet sahibi bir kadınsınız. Hayatla mertçe mücadele etmiş ve bu kavgadan galip çıkmışsınız. Fakat yerlerde sürünen insanlar, bazı şeylerin üstlerini değil, altlarını görürler... Bu da bir bakıma çok enteresandır.' [Dünyanın Sonu, sf 113]
 Mr. Satterthwaite, 'Güzellik,' diye düşündü. 'Böyle bir şey hakikaten var. Şirinlik, cazibe, çekicilik veya uydurduğumuz diğer sıfatlarla da alakası yok bunun. Sadece güzellik. Bir çehrenin biçimi... Kaşların şekli... Çehrenin yaptığı kavis...' Usulca bir mısrayı tekrarladı, 'Binlerce geminin denize indrilmesine sebep olan çehre...' Yaşlı adam ilk defa bu sözlerin ne manaya geldiğini anlıyor, Truvalı Helen'i düşünüyordu. [Helen'in Çehresi, sf 160]
'Uzun tecrübeler neticesinde bir insanın bir başkasını kolay kolay tanıyamıyacağını anladım. Zaten hayatı tatlılaştıran, enteresan bir hale sokan şey de bu.' [Kırık Kanatlı Kuş, sf 215]


8 Kasım 2015 Pazar

POİROT'NUN İLK DAVALARI Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 311

Poirot'nun İlk Davaları kitabındaki 12 hikaye daha önce  Hercule Poirot İz Üzerinde adıyla yayınlanmıştı ancak son zamanlarda pek bulunabilir bir kitap değildi. Altın Kitaplar külliyattaki eksikleri tamamlarken, bu kitabı basınca çok sevindim çünkü bir tam basımdı ve kitabın orijinal İngiliz baskısında bulunan 18 hikayeyi içeriyordu.

Zafer Balosu'ndaki Olay, Clapham Aşçısının Macerası, Cornwall'deki Gizemli Olay, Johnnie Waverly'nin Serüveni, Çifte İpucu, Sinek Papazı, Lemesurier Mirası, Kayıp Maden, Plymouth Ekspresi, Çikolata Kutusu, Denizaltının Planları ve Denizde Sorun hikayelerinden Hercule Poirot İz Üzerinde yazısında bahsetmiştim. Kalan altı hikayeye de burada bir göz atalım.

Üçüncü Kattaki Daire ♥

Anahtarını unuttuğu için evine servis asansöründen girmek zorunda kalan Patricia ve arkadaşları, asansörden indiklerinde yanlışlıkla başka bir daireye geldiklerini farkederler. Ve perdenin arkasında öldürülmüş bir kadın vardır..

Çifte Günah

Güney sahillerinde tatile giden Poirot ve Hastings, otobüste genç bir kızla tanışır. Güzel ve çekici Mary Durrant, nadir bulunan bir minyatür setini teyzesi adına sahibine ulaştırmakla görevlendirilmiştir. Minyatürlerin çalındığını farkeden genç kız, Poirot'dan yardım ister.

Market Basing'in Gizemi

Poirot ve Hastings, arkadaşları Müfettiş Japp'ın önerisiyle taşrada sakin, güzel bir yer olan Market Basing'te bir haftasonu geçirmeye karar verirler.  Kötülüklerden uzakta, huzurlu bir sabah kahvaltısı yaptıklarını düşündükleri sırada, Japp'ı tanıyan yerel polis memuru Pollard, yanlarına gelerek, kapıları ve pencereleri kilitli bir odada kendini vurmuş bir adam bulunduğunu ve doktorun ateş etme açısı yüzünden bunun bir cinayet olabileceğinden şüphelendiğini söyleyerek yardım ister.

Arı Kovanı ♥

Poirot'nun şehirden uzak bir köyde yaşayan arkadaşlarından biri; John Harrison, kısa zaman önce arkadaşı Langton'un eski sevgilisi olan Mollie ile nişanlanmıştır. Poirot, onu ziyarete gelir ve intikam almak isteyebilecek eski rakibinden bahsederek Harrison'u uyarır, cinayetin işlenmeden önce de kendi işi olduğundan bahseder. Langton, kısa bir süre önce köy eczanesinden yabanarılarını zehirlemek istediğini söyleyerek potasyum siyanür satın almıştır..

Peçeli Kadın

Tamamen örtünmüş ve yüzünü de dantel peçeyle gizlemiş genç bir kadın Poirot'ya gelerek, eski bir mektubu üzerinden kendisine şantaj yapıldığını ve bu olay duyulursa nişanlısı Southshire dükünün onu terkedeceğinden emin olduğunu söyler. Şantajcı Lavington'un elinden o mektubun muhakkak alınması gerekmektedir. Poirot ve Hastings, adamla konuşarak sonuç alamayacaklarını anlayınca, evini aramaya karar verirler..

Bahçeniz Nasıl Büyür? ♥

Bayan Mary, bu ne tezat,
Bahçe nasıl büyür?
Midye kabukları ve gümüş çanlarla.
Ve bir dizi güzel hizmetçiyle. 

Bir çocuk tekerlemesi, kafası karışık bir şekilde Poirot'ya mektup yazdıktan kısa bir süre sonra ölen yaşlı bir kadın, yiğeni menekşe gözlü Mary Delafontaine ve Poirot'nun düzen tutkunu, mantıklı sekreteri Miss Lemon.  Güzel bir hikaye.


7 Kasım 2015 Cumartesi

POİROT ARAŞTIRIYOR Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: Mart 2015
Sayfa Sayısı: 208 

Agatha Christie Hikaye Odası'nı hazırlarken Poirot'nun iki hikaye kitabı henüz Türkçe'ye çevrilmemişti; Poirot'nun İlk Davaları ve Poirot Araştırıyor. Altın Kitaplar, Poirot külliyatındaki bu önemli eksikleri peşpeşe tamamladıktan sonra, Agatha Christie'nin kendi dilimizde okuyamadığımız 13 hikayesi kalmış durumda.  

Poirot Araştırıyor kitabındaki tüm hikayelerde ünlü dedektif, arkadaşı Hastings ile birlikte olayların üzerine gidiyor. Belli bir düzen dahilinde, biraz Holmes ve Watson'ı hatırlatan hikayeler. Seriden eksik kalmaması için okunabilir.

Batı Yıldızı Olayı

Meşhur aktris Mary Marvell, sahip olduğu kıymetli elmas ile ilgili bir tehdit mektubu alır. Batı Yıldızı adındaki elmasın çalınmasından endişelenen genç kadın, Hercule Poirot'dan yardım ister.

Marsdon Malikanesi'nin Gizemi


Ölmeden hemen önce, genç ve güzel karısı lehine yüklü bir hayat sigortası yaptıran yaşlı bir adamın hikayesi. 

Ucuz Dairenin Gizemi
♥

Hastings'in arkadaşlarından Bayan Robinson, Londra'nın gözde semtlerinden birinde, büyük ve güzel bir apartmanda inanılmayacak kadar uygun fiyata bir daire kiralar. Hercule Poirot bunu duyduğunda möbleli, rayici yüksek bu dairenin dörtte bir fiyatına verilmesindeki gizemi çözmeye karar verir. Kitaptaki en güzel hikayelerden biri.
 
Av Köşkü'nün Gizemi


Ağır bir grip geçirmekte olan Poirot, taşrada bir av köşkünde öldürülen amcasının katilini bulmasını isteyen Roger Havering olayını, hevesli arkadaşı Hastings'e verir. Kendisi ise oturduğu yerden gelen bilgileri değerlendirecek ve gözlerini kapatıp gri hücrelerini çalıştıracaktır.
 
Milyon Dolarlık Soygun


Londra'dan New York'a giden büyük Olympia gemisinde genç bir emanetçinin taşıdığı, bir milyon sterlin değerindeki Özgürlük Tahvilleri çalınır. Perişan durumda olan genç adamın nişanlısı Hercule Poirot'dan yardım ister.
 
Mısır Lahtinin Sırrı ♥


Mısır'da Kral Men-her-Ra'nın mezarının keşfinin ardından kazı ekibindeki uzmanlar birer birer ölmeye başlar. Arkeolog Sir John Willard'ın oğlu babasının cenazesini Londra'ya getirdikten sonra yarım kalan kazı işini tamamlamak için Mısır'a döner. Annesi ise lanetli olduğunu düşündüğü mezar ile uğraşacak oğlu için endişelenerek Poirot'ya başvurur.
 
Grand Metropolitan'daki Soygun


Hastings, sevgili arkadaşı için büyük bir otelde bir haftasonu tatili planlar. Otelde, Poirot ile akşam yemeğinde karşılaştıkları Bayan Opalsen'in mücevherlerine iltifat edince, kadın size incilerimi de göstermeliyim diyerek odasına çıkar.  Birkaç dakika sonra Bay Opalsen'in yanına gelen bir otel görevlisi bir soygunla karşı karşıya olduklarını haber verir. Poirot, çalınan incilerin peşine düşecek, zekasıyla olayı çözecektir.
 
Kaçırılan Başbakan


Önemli bir konferans öncesi kaçırılan İngiltere başbakanını bulması için başvurulan kişi elbette ki mühim dedektifimiz Hercule Poirot'dur.

Bay Davenheim'in Ortadan Kaybolması


Poirot ile Scotland Yard'dan eski dostumuz Müfettiş Japp'ı çaya bekliyorduk. Yuvarlak çay masasının çevresinde oturuyorduk. Poirot, kâhya kadının düzensiz bir şekilde masanın üzerine bıraktığı tabak, fincan ve çatal bıçağı düzenlemeyi henüz tamamlamış, hatta metal demliğe de birçok kez güçlü bir şekilde hohlayıp ipek mediliyle cilalamıştı. Çaydanlık ocakta fokurduyordu. Hemen yanındaki ikinci bir küçük emaye tencerede ise sıcak çikolata vardı. Poirot kendi deyişiyle bunu her zaman biz 'İngilizlerin siyah zehrine' yeğliyordu. [sf 164]

Bu küçük çay partisinde Hercule Poirot ile Japp kaybolan Bay Davenheim olayı üzerinden bir iddiaya girer, Poirot koltuğundan kalkmadan sadece düşünerek bu gizemi çözebileceğinden emindir, Japp ise buna inanmaz. Bir haftalık iddia süresi başlar..
 
Asil İtalyan'ın Macerası


Dr. Hawker komşusu Poirot'yu ziyarete gelmiştir. Oturup yarım saat sohbet ettikten sonra doktorun kâhyası  telaşlı bir şekilde içeri girer ve hastalarından birinin arayarak, 'Beni öldürdüler. doktor yardım et.' dediğini söyler. Doktor, Poirot ve Hastings, adamın evine vardıklarında, onu yazı masasına kanlar içinde yığılmış halde bulurlar..

Kayıp Vasiyetname


Anne ve babasını küçükken kaybeden Violet Marsh, amcasının yanında büyümüş ve eğitim için onun yanından ayrılırken, aralarında bir zıtlaşma olmuştur. Amcası Andrew, ona 'Bir gün kimin daha zeki olduğunu anlayacaksın!' der ve yıllar sonra öldüğünde genç kızın zekasını kanıtlamasını gerektiren tuhaf bir vasiyetname bırakır. Violet'in mirasa sahip olabilmesi için bulmacayı çözmesi gerekmektedir, Hercule Poirot'dan yardım ister.

1 Kasım 2015 Pazar

YEDİLERİN GİZEMİ Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: Mayıs 2015
Sayfa Sayısı: 294

Agatha Christie'nin bazı kitaplarını son okuduğumda, ilk okuduğum zamanki tempoda ilerlemesi beni biraz şaşırtıyor, bu bazen iyi anlamda, zaman zaman da kötü. Yedilerin Gizemi, daha önce Dört Neşeli Arkadaş adıyla yayınlanmıştı. İlk birkaç bölüm keyifle okumuş, sonra bitirene kadar sıkılmıştım. Yine aynı okuma deneyimini yaşadım bu son, tam basım halinde.

Lord Caterham* çok sevdiği evi, güzel ve büyük Chimneys malikanesini zaman zaman zengin işadamlarına kiralamaktadır. Sir Oswald ve karısı, evden ayrılmadan önceki son günlerindeyken, o sırada yatılı ziyaretlerine gelen gençlerden biri; Gerald Wade öldürülür. 

Lord Caterham ve kızı Bundle evlerine geri döndükten kısa bi süre sonra, genç kız hızla araba kullanırken bir genç adam yol kenarından önüne fırlayarak düşer ve ona çarptığını sanan Bundle, adamı hastaneye götürür. Ölmek üzereyken dudaklarından 'Jimmy'e söyleyin, Yedi Kadran...' sözleri dökülen Ronny Devereux, Gerald Wade'in arkadaşıdır ve Chimneys'te uykusu çok ağır olan Gerald'a yedi çalar saatle kurulan şakayı hazırlayan gençlerden biridir. Bundle peşpeşe işlenen iki cinayetin birbiriyle bağlantılı olduğunu düşünerek, olayı araştırmaya başlar..

Bu kitap tam bir casus romanı sayılmaz ama yine de öyle bir şeyler var içinde. Sonu güzel bağlanmış, ortalama bir Christie kitabı. Favorilerimden değil, fena da değil.

*Lord Caterham ve Chimneys Malikanesi, Agatha Christie'nin Köşkteki Esrar kitabında da geçiyor.

24 Ekim 2015 Cumartesi

IŞIKLAR SÖNÜNCE Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: 2002
Sayfa Sayısı: 174

Düşteki Ev ♥

Kitaptaki en ürpertici, düşle gerçeğin birbirine karıştığı hikaye. John Seagrave rüyasında beyaz, güzel bir ev görür. Ertesi gün tuhaf bir cazibeyle kendisini etkileyen Allegra ile tanıştığında, gördüğü rüyayı genç kızla karşılaşacak olmasına yorar. Aynı rüyayı daha sonra defalarca görecek ve düşteki evin panjurları aralandığında içeride yaşayan tuhaf şeylerin farkına varacaktır..

Aktris

Yetenekli genç aktris, Olga Stormer geçmişindeki bazı hataları yüzünden ona şantaj yapan bir adamla karşı karşıyadır. Genç kadın, onu alt etmek için farklı bir yola başvurur.


Uçurum (sürprizbozan içerir)

Clare'in sevdiği adamı elinden alıp, arkasından onunla dalga geçen Vivien'in yakın geçmişinde bazı karanlık noktalar vardır. Clare, genç kadının sırlarını öğrendiğinde önünde iki yol belirir...

Noel Macerası

Bu hikaye Noel Kekinin Gizemi hikayesinin kısa versiyonu.

Yalnız Tanrı ♥

Kitaptaki en hoş hikayelerden biri, British Museum'da bulunan küçük bir heykelcik çevresinde gelişiyor. Frank, çok sevdiği bu heykeli rutin ziyaretlerinden birinde genç bir kızla karşılaşır, daha sonra aynı günlerde müzeyi ziyaret ettiklerini farkeder. Kendi içinde 'Küçük Yalnız Leydi' lakabını taktığı genç kızın varlığı önceleri onu rahatsız etse de zamanla alışmaya, hatta onu merak etmeye başlar ve tanışmak için bir bahane bulur. Birkaç gün sonra Yalnız Leydi kaybolduğunda büyük bir hayalkırıklığına uğrar ama hayatında hiç ummadığı şeyler olacaktır...

Manx Altınları

Şakacı, maceradan hoşlanan bir büyük amca ölmeden önce mirasını alacak yiğenleri için bir define avı planlar. Amcanın ölümünün ardından bıraktığı mektupla bu heyecanlı ve tehlikeli oyun başlar.

Duvarın Gizlediği ♥

Bu hikaye, Agatha Christie'nin en beğendiğim ilk beş hikayesinden biri diyebilirim.

Ressam Alex, karısı İsobel ve aile dostları Jane arasında geçen içe dokunan, hüzünlü öykünün sanat ve resim yorumlama paragraflarını da ayrı bir yere koyuyorum.

Bağdat Sandığının Sırrı

Hercule Poirot'nun 'kusursuz bir cinayet' olarak tanımladığı, bir poker partisinin ertesi sabahında evindeki antika sandığın içinde öldürülmüş olarak bulunan Bay Clayton'un hikayesi.

*Bu hikayenin daha uzun versiyonu İspanyol Sandığının Sırrı, Noel Kekinin Gizemi kitabının orijinal dilindeki baskısında bulunuyor.

Işıklar Sönünce ♥

Henüz iki aylık evliyken savaşta ölen kocasının ardından Deidre, zengin bir adam olan George'la evlenir. Bir süre sonra Rodezya'daki tütün çiftliklerine gittiklerinde, genç kadın geçmişinin önemli bir parçası ile yüzyüze gelecek, yol ayrımında mühim bir karar vermesi gerekecektir...

Agatha Christie'nin çarpıcı hikayelerinden biri daha. Yine en beğendiklerimden.



14 Aralık 2014 Pazar

AGATHA CHRİSTİE HİKAYE OKUMALARI [15-31.Aralık.2014]


Agatha Christie polisiye romanları ile meşhur ama 
bazı hikayeleri de o güzelim romanlardan hiç geri kalmıyor. 
Sevgili thalassapolis tüm Christie romanlarını bitirdikten sonra, 
polisiye kraliçesinin hikayelerini okumak istediğini söylemişti. 
Bu mini okumamızda ona eşlik etmek benim için büyük bir mutluluk olacak. ♥ 

Kitaplarım:

Esrarengiz Arlöken / Ölümün Tam Zamanı 
(İki basımı karşılaştırmalı okuyacağım.)
Kanatların Çağrısı
Işıklar Sönünce

Bizimle beraber Christie hikayeleri okumak isterseniz, 
bir başlangıç yazısı yayınlayarak okumamıza katılabilirsiniz.

Okuma Sakinleri


Görseller için ulaşabileceğiniz e-posta adresim:

gecekutuphanesi@hotmail.com

İçimizi ısıtacak, güzel bir okuma olmasını diliyorum.

Biblio

♥♥♥

Daha önce yaptığımız okumalara göz atmak için: