Yayın Evi: Metis Yayınları
Basım Yılı: Haziran 2019
Sayfa Sayısı: 131
Görülüyor ki okumak ya da okumamak fiili emir kipi de çekilmiştir bile. Geçmişte de böyleydi. Öyle ki okumak düzene karşı bir eylemdi o zaman. Romanın keşfine aileye itaatsızlığın keyfi de katılıyordu. Çifte sevinç! Ah o battaniyeler altında elektrikli cep fenerinin ışığında geceden çalınan okuma saatleri! Gecenin o saatlerinde, Anna Karenina‘nın arabasının atları ne kadar da hızlı koşarlardı Vronski‘ye doğru! Birbirlerini seviyorlardı, ne kadar güzel ama okumanın yasaklanmasına rağmen sevmeleri daha da güzeldi. Seviyorlar birbirlerini, bitirilecek matematik ödevine rağmen, verilecek “edebiyat kompozisyonu”na rağmen, düzeltilecek odaya rağmen; sofraya oturmak yerine birbirlerini seviyorlardı, tatlı masaya gelmeden önce seviyorlardı, top oynamaya ve mantar toplamayı tercih ediyorlardı birbirlerini… Birbirlerini seçmişler ve her şeye tercih etmişlerdi… Aman, ne güzel aşk bu!
Ve ne kadar kısaydı bu roman. [sf 14]
İyi sürdürülen bir okuma kişiyi, kendisi dahil her şeyden kurtarır.
Ve hepsinden önemlisi, ölüme karşı okuruz.
Babanın ticari tasarılarına karşı okuyan bir Kafka’dır, annenin alaycılığına karşı okuyan bir Flannery O’Connor’dır (“Budala mı? Ismarladığın kitabın adıyla ne kadar da benzeşiyorsunuz!”), Verdun siperlerinde Montaigne’i okuyan bir Thibaudet’dir, işgal altında ve karaborsanın hüküm sürdüğü Fransa’da kendi Mallarmé’sine dalmış bir Henri Mondor’dur, Beyrut zindanlarında Savaş ve Barış‘ın aynı ciltlerini durmadan okuyan bir gazeteci Kauffmann’dır, Valéry’nin “iki büyük acı arasında, sevdiği bir şiiri kendine okumakla bir parça hafifler veya daha doğrusu, mukavemet ve sabrını tazeler,” dediği, narkozsuz ameliyat olan o hastadır. Ve tabii, bu özlü sözüne pek çok kompozisyonda rastlayabileceğimiz Montesquieu’nun itirafıdır: “Çalışma, benim için bıkkınlıklara karşı en etkili ilaç olmuştur; bir saatlik okumanın alıp götürmediği bir üzüntüm yoktur.”
Ama günlük işlerimizin arasında, yağmur şıpırtısına karşı sığınılan bir kitaptır, metronun uğultulu ahengine karşı sayfaların sessiz cazibesidir, sekreterin çekmecesinde saklanan romandır, öğretmenin, öğrencileri tahtada iken okuduğu bir parçadır ve boş kâğıdını öğretmene vereceği zamanı beklerken, arka sırada belli etmeden okuyan öğrencidir. [sf 62-63]
