namık kemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
namık kemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eylül 2014 Salı

CEZMİ Nâmık Kemâl

Yayın Evi: İlya Yayınevi
Basım Yılı: Temmuz 2013
Sayfa Sayısı: 385

Tanzimât Okumaları'mızdaki son kitabım, Türk Edebiyâtı'mızın ilk tarihi romanı Cezmi'ydi.

II. Selim zamanında yaşayan, cesur ve vatanperver bir asker; Cezmi. Türk ve Tatar ordusunun İran'la savaşlarında Kırım Hanı'nın kardeşi Adil Giray, esir düşer ve hapsedildiği zindanda kendisini görmeye gelen İran Şahı'nın kızkardeşi Perihan'la birbirlerine aşık olurlar. Şahın karısı bu sevgiye engel olmak için elinden geleni yapacak, gençlerin yardımına Cezmi koşacaktır.. 

Bu romanı, İlya Yayınları'nın günümüz Türkçesine uyarlanmış haliyle okuduğum için gayet akıcıydı. Fakat anlatılan hikayede jest ve duygular o kadar abartılı ki, yapmacık hissi veriyor. Evet, elbette bu bir kurgu ama maalesef olgunlaşmış bir kurgu değil. Ayrıca kitabın isminin Cezmi olması da biraz garip. Cezmi, bir çeşit figüran gibi romanda.

Yıllar önce bir tesadüf eseri, Bolayır'daki kabrini ziyaret ettiğim Nâmık Kemâl'in eserlerinin bir kısmını okumuş olmaktan dolayı memnunum. Edebiyatımıza yeni yollar açarken, ilk defa gidilen bu yollarda zorlanması, roman ve oyunlarında eksikler bulunması ve yer yer hayli bunaltıcı olması da normal diye düşünüyorum.

Tanzimât Okumaları'mıza dahil olurken nitelik açısından tatmin edici olmasını bekliyordum, yine aynı sebeple yenileri için de hevesleniyorum. Bu okumaya vesile olan kıymetli arkadaşım thalassapolis'e tekrar teşekkür ederim. Nicelerinde görüşmek, edebiyatımızın temel taşlarını birlikte, yeniden keşfetmek dileğiyle..


19 Eylül 2014 Cuma

GÜLNİHÂL Nâmık Kemâl

Yayın Evi: Akçağ Yayınları
Basım Yılı: 2005
Sayfa Sayısı: 136


Gülnihâl veya Nâmık Kemâl'in ilk düşündüğü adıyla Gönüldeki Sır, yazarın Vatan yahut Silistre ile aynı dönemde yazdığı, fakat ilk oyunun sahnelenişinin ardından çıkan olaylar ve sürgüne gönderilmesiyle sahnelenemeyen, nisbeten daha başarılı bir piyes.

Rumeli'de sancak beyi olan Kaplan Paşa, zulmünden dolayı sevilmeyen bir adamdır. Kuzeni Muhtar Bey ise onun aksine halk tarafından benimsenen ve iktidara çıkması istenen bir iyilik timsalidir. İki genç, İsmet isimli genç bir kıza aşık olmaları sebebiyle de hasım konumundadırlar. Kaplan Paşa bir bahane bularak Muhtar'ı zindana attırır ve İsmet'in dadısı Gülnihâl'in yardımıyla İsmet'le nişanlanır. Gülnihâl'in derdi bu oyunla, Muhtar'ı hapisten kurtarmaktır ama işler umduğu gibi gelişmez.. 


Kitabın başındaki sunuş kısmı, oyunun kendisinden daha ilginçti dersem, biliyorum esere ayıp olacak. Gülnihâl'in değişim hikayesi ve entrikaları, Muhtar Bey'in Hamletvari bir edayla mezardan çıkan kurukafa ile konuşması, ciddi bir sadeleştirme görmemesine rağmen piyesin kolay okunan dili, bu okumanın iyi taraflarıydı.  

Acayip değil midir? Herkes ölümden korkar. Fakat kimse akıbeti mevt olan yaşamaktan korkmaz. Herkes ölümden kaçar. Fakat kimse her adım attıkça mezara bir adım daha yaklaştığını düşünmez. Doğrusu güzel dünya! Bir adam, ne vakit son menziline varırsa, o vakit rahatça yatabilir. [sf 106]



9 Eylül 2014 Salı

İNTİBÂH Nâmık Kemâl

Yayın Evi: Şule Yayınları
Basım Yılı: Ekim 2013
Sayfa Sayısı: 143

Varlıklı bir ailenin oğlu, toy bir genç olan Ali Bey, Çamlıca korusunda gezerken eğlence olsun diye bir arabaya işaret eder. Arabada, sefahat alemlerinde dillere düşmüş genç ve güzel Mahpeyker vardır. Maypeyker, şöhretinden bîhaber ama güzelliğine hayran olan bu genci türlü oyunlarla kendine bağlar ve bir süre mutluluk içinde yaşarlar. Ali Bey'in tesadüf sonucu, sevdiği kadının gerçek hayatını öğrenmesi, felaketlerle dolu bir sonun başlangıcı olacaktır..

Fransız Edebiyâtının romantik yazarlarına hayranlık duyan Nâmık Kemâl'in, kendi romanlarında da benzeri bir atmosfer kurmaya gayret göstermiş olduğu bilhassa bu kitaptan anlaşılıyor diyebilirim. İntibâh, ilk edebi romanımız olarak deneysel bir anlam taşıyor, bunu göz önüne alarak değerlendirmek gerek ama bu, karakterlerin alabildiğine saf veya akıl almayacak kadar kötü olabildiği gerçeğini değiştirmiyor. Bu keskin hatlar, her ne kadar roman boyunca kişiler psikolojik değişimler geçirerek farklı ruh hallerine bürünebilseler de göze batıyor, hatta 'Bu kadar da olmaz!' dedirtiyor.

Romanı okuduğum sıralarda, bir yerde, Nâmık Kemâl'in Divân Edebiyatı'na karşı duruşundan bahseden bir yazı gördüm. Birkaçı hariç tüm şiirlerini aruz vezniyle yazan bir adam, klasik edebiyata ne kadar karşı olabilir, orası biraz ihtilaflı ama İntibâh üzerinden konuşursak, gayet ağdalı cümleler, tumturaklı kelimeler kullandığını söyleyebilirim. Biraz kökenbilimden anlayan birinin dahi, bugün manasını çıkarmakta zorlanacağı bir dili var. Yine de İntibâhı günümüz Türkçesi'ne uyarlanmamış haliyle okuduğum için memnunum, eski ama derin manalar taşıyan kelimelerimizi seviyorum.  

Şule Yayınları'ndan çıkan kitabın sonunda güzelce bir sözlük de bulunuyor. Nasıl bir heyecanla başladıysam, bitirdiğimde farkettim böyle bir ek olduğunu, okurken defalarca kelime aradığıma biraz hayıflandım.

Kısa söylemek gerekirse; romanın trajedi dozu biraz abartılmış olduğu için arada fenalıklar geçirtse de, iyi bir okuma serüveniydi.

3 Eylül 2014 Çarşamba

VATAN YAHUT SİLİSTRE & ZAVALLI ÇOCUK Nâmık Kemâl

Yayın Evi: Şule Yayınları
Basım Yılı: Ocak 2011
Sayfa Sayısı: 188

Tanzimat Okumalarımızın ilkini Eylül ayında yapmıştık. Eserlerini okuyacağımız yazar Türk Edebiyâtı'nın ilklerle müsemma, önemli kalemlerinden Nâmık Kemâl idi.

Nâmık Kemâl'in kitaplarını almak istediğimde, birçok yayınevi tarafından baskıları yapıldığı için tereddütte kaldım. Şule Yayınları'nın daha önce kitaplarını okumuştum, edebiyata gönül vermiş bir ekibe sahip olduklarını biliyordum, İntibah ve Vatan Yahut Silistre'yi oradan seçtim. Deniz'e sorduğumda İlya Yayınevi'ne ait Türk Klasiklerinin iyi olduğunu söylemişti, bu sebeple Cezmi'yi de İlya'dan denemek istedim. Gülnihal'i ise önceden bilmediğim bir yayınevinden aldım, sadece bir fikrim olması için okuyacağımdan çok önemli değildi, sonra Cezmi ile boyutları da uyuyordu, kütüphanede yanyana fena durmayacaklardı. :))

Vatan yahut Silistre, 1853 yılında Osmanlı-Rus savaşına gönüllü olarak katılıp Silistre kalesini savunmaya giden İslam Bey ile onun hasretine dayanamayarak ardına düşen Zekiye'nin yaşadıklarını Kırım Savaşı üzerinden anlatan, yazarın ilk tiyatro oyunu. Zekiye erkek kılığında orduda görev yaparken, İslam Bey yaralandığında onu elleriyle iyileştirir. Sonra birlikte düşman cephanesini ateşlerler ve bu kahramanca hareketleriyle zafer kazanılır. Bu esnada Zekiye'nin komutanı, yıllar önce kaybettiği babası çıkar ve mutlu sonla oyun biter. 

Türk tiyatrosunda, Nâmık Kemâl'in Vatan Yahut Silistre'si, sahnelenen ilk oyun olmasının yanısıra, yazarını sürgüne gönderecek kadar siyasi karışıklıklara sebebiyet vermesi dolayısıyla da önemli.

Bu baskıdaki ikinci oyun; Zavallı Çocuk, Halil Bey'in kızı Şefika ile küçüklükten yanına alıp yetiştirdiği yiğeni Atâ'nın acı sergüzeştini anlatıyor. Şefika yeni yeni gençkızlığa adım atarken içinde Atâ'ya karşı derin duygular uyanmaktadır. Atâ da gençkıza karşı boş değildir. O esnada civar paşalardan biri Şefika'yı eş olarak ister. Halil Bey, kızını yiğenine vermeyi daha münasip görürken, hanımının ısrarı ile paşaya nikahlar. Şefika, annesinin anlattıklarına göre, babasının borçlarını ödeyecek olan bu adamla evlenmeyi kabul eder fakat bedeni bu üzüntüye dayanamaz, daha yeni evine geçmeden hastalanır, verem olur, yataklara düşer. Atâ onun ölüm döşeğinde olduğunu öğrenince çılgına döner ve bütün kederlerine son verecek bir karar verir..

Nâmık Kemâl'in o dönem yeni yeni çevrilmeye başlanan William Shakespeare ve Victor Hugo eserlerinden etkilenerek oyunlar yazdığını bu okumamız esnasında öğrendim, Zavallı Çocuk'ta da özellikle Romeo ve Juliet'ten bir sahneye çok benzeyen pasajlar vardı.

Onun oyun ve romanlarının yaşadığı döneme göre değerlendirildiğinde daha fazla kıymet kazandığını söylemek mümkün, ilkleri gerçekleştirmesi açısından da farklı bir yazar. Mesela Zavallı Çocuk'taki 'veremden ölen aşık genç' teması, daha sonra birçok Türk yazarı tarafından sıklıkla kullanılmış. Ayrıca eserlerindeki karakterler üzerinden iyilik kadar kötülüğe de yer vermesi, bu iki mefhum arasındaki gelgitleri işlemesi dolayısıyla da kendinden önce yazan nesilden farklı olduğu söyleniyor, tabii bunun derecesini ölçebilmek için öncesini de iyice bir incelemek lâzım.

Her ne kadar istemeden de olsa Edebi Metinler kitabından bir parça gibi oldu bu yazı. İlk Tanzimât Okumalarımız vesilesiyle öğrendiklerimden bir kısmını da not düşmüş oldum böylece. Ne kadarını okumaya sabredebildiniz, bilmek isterdim. :)


27 Ağustos 2014 Çarşamba

TANZİMÂT OKUMALARI 'Nâmık Kemâl' [Eylül 2014]


Sevgili arkadaşım thalassapolis Eylül ayında, tanzimât dönemi yazarlarından Nâmık Kemâl'i okuyacağını söylediğinde katılmak istedim ve  heyecanla kitaplarımı temin ettim. 

Ortak kitaplarımız: Cezmi, İntibah ve Vatan Yahut Silistre

Vatan Yahut Silistre'yi Şule Yayınları'ndan alınca listeme 
Zavallı Çocuk kendiliğinden gelmiş oldu. Gülnihâl'i de merak ettiğim için ekledim.

'Türk yazarları ihmal etmeyelim.' diyerek başladığımız bu okumaların devamı da gelecek inşallah. 

Tanzimât Okumaları 'Nâmık Kemâl' ayımıza katılmak, bu kuvvetli Türk kaleminin yazdıklarını 
bizimle okumak isterseniz, blogunuzda/instagram hesabınızda bir etkinlik yayını yaparak, 
kitap yorumlarınızı paylaşabilirsiniz. Okuma görselleri için e-posta adresim:

gecekütüphanesi@hotmail.com 

Keyifli okumalar diliyorum.

***

Önceki okumalarımıza göz atmak için: 

Agatha Christie Okumaları [Nisan 2014] 
Hermann Hesse Okumaları [Temmuz 2014]