26 Ağustos 2017 Cumartesi

MÜREKKEP İÇİCİLER (7 Kitap) Éric Sanvoisin

Yayın Evi: Binbir Çiçek Yayınları
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 45 (x7)

İlkokulda iken notlarımızı ve ödevlerimizi düz yazıyla yazardık ama ayrıca parmaklarımızda mürekkep lekeleriyle dolmakalem kullanmayı öğrendiğimiz güzel yazı derslerimiz olurdu.  Sonrasında da yazmayı ve görsel sanatları seven herkes gibi dolmakalem ve mürekkeplere, yazı malzemelerine daima ilgim oldu. Konuyla en yakın olduğum; hat çalıştığım dönemde ise dolmakalem mürekkeplerine göre daha sıvı ve yapısı farklı olan is mürekkebi, İran mürekkepleri gibi mürekkepler edinip kullanmıştım.

Ardından üç-dört sene kadar sadece Pilot Juice 0.38 gibi jel kalemlerle yazdıktan sonra birkaç sene evvel kartuşlu dolmakalemlerle biraz ilgilendim ama başlangıç seviyesi kalemlerimden Platinum Preppy sık sık ve çabuk tıkanıp yazmayı imkansız hale getirdiği için birkaç yıkamadan sonra vazgeçmiştim. Kısaca ne yakın ne uzak durduğum bir mevzuydu bu.

Bir süredir detaylarıyla ilgili geniş bilgim olmasa da kalemlere bakıyor, mürekkep renklerini inceleyip doldurma tekniklerini izliyordum fakat alıp kullanmaya tekrar sıra gelmemişti. Geçen sene ne oldu bilmiyorum, muhakkak güzel bir dolmakalem ve pembeden bordoya, mürdümden mora kadar uzanan yelpazede kalbimi fetheden o güzelim mürekkeplerden edinmem gerektiğine karar verdim. Bir dolmakalem mi dedim? Maalesef bir kere kapıldıktan sonra öyle iyi bir taneyle durulabilecek bir mevzu değil bu. Tabii, devamı geldi.

Şu an halen dolmakalem ve mürekkep koleksiyonu konusunda ipin ucunu kaçırdığımı düşünmüyorum ama bunun için hayli çaba sarfetmem gerekiyor. Evdeki iki kalemimin (ilkokuldan bir arkadaşımın hediyesi Shaeffer USA M ve kesik uçlu Online Best Writer) yanına beş tane eklendi. 3 renk de mürekkebim var şişe olarak. Fakat ilgim öyle bir seviyede ki sadece dolmakalem-mürekkep üzerine bir blog açsam mı diye düşünüyorum zaman zaman. Veya Gece Kütüphanesi'nde bu konuda da sevdiğim, öğrendiğim şeyleri yazsam mı? Öyle güzel yazı blogları var ki çok emek verilmiş, onların yanında birşeyler söylemek ayıp olur gibi geliyor. :)






















Bu uzun giriş, bu kitapları nasıl bulduğumu anlatmak içindi. Dolmakalem-mürekkep konusunda şahane incelemeleri ve fotoğraflarıyla hevesimi artıran Mürekkep Faresi'nin bloguna baştan sona bakarken ilk yazının Mürekkep İçiciler serisine ait olduğunu gördüm.

7 kitaplık serinin baş karakteri Odilon, kitaplardan pek hoşlanmasa da babasının kitapçı dükkanında çalışırken bir müşterinin garip bir şey yaptığını görüyor. Adam bir pipetle kitaplardan birinin içindeki tüm mürekkebi içip bitiriyor. Onun kim olduğunu ve ne yaptığını merak eden çocuk, Mürekkep İçici'yi takip ediyor ve bu merak başına gelecek şeylerin başlangıcı oluyor..

Mürekkep İçiciler, çok güzel illustrasyonlara sahip bir çocuk kitabı serisi ama hikayenin biraz ürpertici tarafları olduğu için küçüklere okumadan önce iyice bir gözden geçirilmeli diye düşünüyorum. Büyümüş olmanın çocuk kitaplarından keyif almaya engel teşkil etmediğini düşünen mürekkepseverler için ise, hoş bir şekilde okuyup çok sevilebilir.

25 Ağustos 2017 Cuma

AŞK ŞİİRLERİ Louis Aragon

Yayın Evi: Kırmızı Yayınları
Basım Yılı: 2010
Sayfa Sayısı: 133

Louis Aragon şiirlerinin bu seçkisi, şairin en meşhur şiiri 'Mutlu Aşk Yoktur'un dört farklı edebiyatçı-çevirmen tarafından Türkçe'ye aktarılmış metinleriyle başlıyor (Cemal Süreya, Orhan Suda, Tahsin Saraç, Turgay Gönenç). İçlerinde en güzeli Orhan Suda çevirisi bana göre. Kitapta başka şiirlerin de böyle farklı çevirileri yer alıyor.

Kitabı okurken, 'İşte batı ve doğu edebiyatını derinlemesine okumuş, yazmaya çok emek vermiş ama bütün bunların ötesinde geçerek sakin ve yalın bir şekilde duygusunu ifade edebilen bir şaire ait dizeler bunlar!' diye düşündürüyor. Açıkçası böyle deyince sanki büyüsü bozuluyor gibi geliyor ama Aragon'un şiirleri insanın kalbinde, aklında heyecanla duran, hatırladığında kuvvetli bir edebi haz hissettiren cinsten.

Esasen altı sene önce aldığım ve zaman zaman karıştırdığım, ancak geçenlerde oturup tamamını okuduğum bu kitaptan sonra, Louis Aragon'un (düzyazı ve şiir) diğer yazdıklarına bakmadığım için biraz kötü hissediyorum.

Sana büyük bir sır söyleyeceğim korkuyorum senden
Korkuyorum ardınsıra gidenden 

Pencerelere doğru akşamüzeri
El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden
Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan korkuyorum senden 


Sana büyük bir sır söyleyeceğim kapat kapıları 
Ölmek daha kolaydır sevmekten 
Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam. 
Sevgilim. [sf 76]

24 Ağustos 2017 Perşembe

GÜLE GECE YORUMLARI Betül Tarıman

Yayın Evi: Can Yayınları
Basım Yılı: 2002
Sayfa Sayısı: 75

Uzun zaman önce TRT'de seyrettiğim bir kitap programında görüp not almıştım bu kitabın adını. Ama neyi hoşuma gidip ilgimi çekti, meçhul.

Bu kitaptaki şiir biçimi fazla modern diyesim var ama sıkıntı modernlikten kaynaklanmıyor. Yenilikçi şiir denemeleri genel olarak; ya bölük pörçük, kekre kelime gruplarına dönüşüyor ya da başarılı oluyor. Bunu deneyip, kendine özgü şiiriyle çok iyi olanları da var ama çoğunlukla rahatsız eden derecede kopuk sonuçlar okuduğumuzu söyleyebilirim.

Bazen, şair olma heveslisi kişinin elini bir torbaya daldırarak rastgele kelimeler çıkarıp birbiri ardına eklediği duygusuna kapılıyorum. Öyle gelişigüzel şiirleri de sevemiyorum.




Kim erkendir gülden
Kim kor, kim buhur (...)

Ve dünya bir çamurdur
İçinde melez bir acı
Ağzı siyah simsiyah [Dünya ve mesel, sf 28]

23 Ağustos 2017 Çarşamba

OKUMA GÜNLÜĞÜ Alberto Manguel

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 208

Manguel'in merakımı cezbeden çok kitabı var ama Geceleyin Kütüphane'den sonra sevgili Eren'in bloguna ilham kaynağı olan bu kitabı okumak istemiştim.

Alberto Manguel'in gençken okuyup sevdiği oniki kitabı* bir yıl içinde yeniden inceleyerek yorumladığı, bu kitapları okurken hayatında, etrafında olup bitenlere dair notlarıyla da zenginleştirdiği Okuma Günlüğü'nü büyük bir zevkle bitirdim. Hatta yazıya ekleyeceğim alıntılar için bakarken, birçok yerini tekrar okuyasım geldi.

İspanyolca'da 'bekleme' sözcüğü espera, 'umut' anlamına gelen esperanza ile aynı kökten geliyor. Gide, Günlük'ünde şunu söylüyor: 'Sala de espera. Ne güzel bir dil bu, beklemeyi umutla karıştırıyor!'  [sf 61]

Bakış açısı; Watson esrarengiz cinayeti düşünürken ve dönüp Bayan Morstan'ın evine bakarken, onu avutan şey yalnızca sevdiği kadının düşüncesi değildir. 'İnsanın içini rahatlatan şey, bizi yutmuş olan yabanıl, karanlık olayın ortasında rahat bir İngiliz evinin bir anlık görüntüsünü yakalamaktı,' diye yazar. Sıfatlar dikkat çekici. [sf 95]

Türkçede muhabbet sözcüğü hem 'sohbet' hem de 'sevgi' anlamına gelir. Her ikisi için de "muhabbet etmek" diyebilirsiniz. Sohbet etmenin, bir insanın kalbine ya da aklına açılmış bir pencere olması düşüncesini seviyorum. [sf 109]

'Nostalji' sözcüğü 22 Haziran 1688'de Johannes Hofer adlı Alsaceli bir tıp öğrencisi tarafından bulunmuş; dağlarından uzak kalan İsviçreli askerlerin hastalığını tanımlamak için, Dis- sertatio medica de nostalgia başlıklı tıp tezinde, nostos ('dönmek') sözcüğünü algos ('acı') sözcüğü ile birleştirmiş. [sf 123]

Don Quijote'yi okurken, Cervantes'in yeniden kurduğu dünya şaşırtır beni ve hikâyenin gelişimine pek fazla dikkat edemem. İki serüvencinin yolculuk ettiği yerler, günlük çatışmalar, çektikleri acı, kir pas, açlık ve dostlukları öyle güçlü bir dille anlatılır ki, onların bir öyküyü izlemekten başka bir şey yapmadıklarını unutur ve sadece arkadaşlıklarının tadını çıkarırım. Bundan sonra ne olacağından çok şu anda ne olduğu daha çok ilgilendirir beni. Bazen Conrad, Thomas Mann ya da Sherlock Holmes öykülerini okurken de aynını hissediyorum. [sf 135]

Birini severdim, öldü. Onunla son kez birlikte olduğumda, ölüm onu geçmişte uyanmış gibi olağanüstü gençleştirmişti, bir zamanlar, hiç dünya deneyimi olmadığı zamanki gibiydi, henüz her şeyin mümkün olduğunu bildiği için mutluydu. [sf 160]

Sei Şonagon: 'Dünya bazen beni öyle öfkelendirir ki, bir an daha bu dünyada yaşayamayacağım gibi gelir bana, bir daha dönmemek üzere kaybolmak isterim. Ama sonra, güzel bir beyaz kâğıt parçası, Mişinoku kâğıdı ya da beyaz süslü bir kâğıt bulabilirsem, bu gibi şeylere biraz daha katlanabileceğime karar veririm.' [sf 167]

Sei Şonagon 'şiir konusu' olabileceğini düşündüğü şeylerin bir listesini yapıyor. Listenin kendisi bir şiir gibi:

Başkent. Arorot. Sazlıklar. Taylar. Dolu. Bambu. Yuvarlak yapraklı menekşe. Kurtpençesi. Yabani pirinç. Düz tabanlı nehir tekneleri. Çin Ördeği. Saçılmış kmdıra sazı. Çimenlik. Yeşil sarmaşık. Armut ağacı. Hünnap ağacı. Hatmi çiçeği.


Liste yapmada, anlam yalnızca çağrışımla gelecekmiş gibi, belli bir büyüsel keyfilik vardır. [sf 169]


*Manguel'in bölüm başlıkları olan kitaplar;

HAZİRAN Adolfo Bioy Casares'ten Morel'in Buluşu
TEMMUZ H. G. Wells'ten Dr. Moreau'nun Adası
AĞUSTOS Rudyard Kipling'den Kim
EYLÜL François René de Chateaubriand'dan Mezar Ötesinden Hatıralar
EKİM Sir Arthur Conan Doyle'dan Dörtlerin Simgesi
KASIM Johann Wolfgang von Goethe'den Gönül Yakınlıkları
ARALIK Kenneth Grahame'den Söğütlükte Rüzgâr
OCAK Miguel de Cervantes'ten Don Quijote
ŞUBAT Dino Buzzati'den Tatar Çölü
MART Sei Şonagon'dan Yastıkname
NİSAN Margaret Atwood'dan Yüzeye Çıkış
MAYIS Joaquim Maria Machado de Assis'ten Brás Cubas'ın Ölüm Sonrası Hatıraları


22 Ağustos 2017 Salı

KARANLIKTAN SONRA Haruki Murakami

Yayın Evi: Doğan Kitap
Basım Yılı: 2017
Sayfa Sayısı: 180

Haruki Murakami, okuduğum bazı kitaplarını çok sevdiğim, bazılarında ise biraz sıkıldığım bir yazar ama her halukarda tüm yazdıklarını okumak istiyorum. Eksikleri peşpeşe okuyabileceğim bir zamanda tamamlarım diye düşünürken, yazarın 2004 yılında yayınlanan ama Türkçe'ye çevrilmemiş romanı Karanlıktan Sonra çıktı.

24 saat açık bir fastfood restoranında entel, genç bir kız masalardan birine oturmuş, kimsenin onu rahatsız etmeyeceğini umarak, sabaha kadar kahve içip kitap okumayı planlıyordur. Onun eve dönmemesine sebep olan şeyler, restoranda karşılaştığı eski bir müzisyen arkadaşı, yakınlardaki kötü şöhretli bir otel, uzun bir uykuya dalmış ve uyanmak istemeyen kızın ablası v.b., o gece boyunca olup biten herşeyin geçmiş ve gelecekle bağlantısı Karanlıktan Sonra'nın akışını oluşturuyor.

Doğan Kitap, eseri birkaç farklı kapak rengi ile bastığı, bu sebeple netten rastgele sipariş etmek istemediğim için istediğim renk seçeneğini kitapçıdan ısmarlamıştım, bana geldiğinde biraz sağına soluna bakayım derken kitap öyle bir sardı ki okuyup bitirivermiş bulundum.

Murakami, ruhsal olarak yapayalnız roman kahramanlarının tuhaf ilişkilerini, klasik mesafeli tavrıyla anlatıyor. En iyi kitabı değil yazarın ama iyilerden biri.

21 Ağustos 2017 Pazartesi

SHAKESPEARE'DAN RUHA DOKUNAN DÜŞÜNCELER Haz. Aslı Aker

Yayın Evi: Carpe Diem Yayınları
Basım Yılı: 2006
Sayfa Sayısı: 134

Ruha Dokunan Düşünceler serisinden elimdeki dört kitabın haricinde okumayı düşünmüyordum ama Shakespeare okumamız esnasında
bu kitabı da sahaflardan alıp listeme ekledim. Tolstoy, Dostoyevski
ve Balzac haricindeki tüm kitapları da okumuş oldum böylelikle.

Daha önce bu kitaplarla ilgili yazdığım düşünceler bu kitap için de
geçerli; eserin herhangi bir yerinden alınmış olduğu için kopuk
cümleler ve hangi alıntının hangi kitaba ait olduğunun net olarak yazılmaması sebebiyle çok da keyifli bir okuma olduğunu
söyleyemem ama sanırım en çok altını çizdiğim yer Shakespeare'ın alıntılarında oldu.


Ölümlülerin başını yiyen;
Kendilerine duydukları fazla güven. [sf 29]

Süt ninesine bile
türlü türlü diller dökmüştür bu herif
memesini emmezden önce! 

Zamanımız böylelerine hayran işte,
böyle günün türküsünü çağıranlara! 

Gösterişler, kırıtmalar altında
köpüğe benzeyen boş bir beyin. 

Bununla en parlak, en ince görüşlü insanların
ağzından girip burnundan çıkmayı becerirler. 

Oysa içlerini yoklarsanız,
bir üfürmede su kabarcıkları gibi
patlayıverir neleri varsa. [sf 36]  


Büyük sevgide, küçük kuşkular
korkuya döner;
küçük korkular büyüdükçe
artar büyük sevgiler. [sf 46]  

Kurnaz gözlerin sanat yeteneği az
Sırf gördüğünü çizer, yüreği tanıyamaz. [sf 59]

Zaman ikiyüzlülüğün gizlediğini
nasıl olsa br gün ortaya çıkarır. [sf 80]

Yaldızlı mezar görünce gözün kamaşır; 
Bilmezsin ki içinde kurtlar kaynaşır. [sf 95]

Yoksul olup da haline şükreden insanın
kendisi de zengindir gönlü de. 
Oysa zenginliği sınırsız olduğu halde
her an yoksul düşme korkusuyla yaşayanın
bir kış kadar yoksul bir hayatı vardır. [sf 97]

Ölmek, uyumak sadece! Düşünün ki uyumakla yalnız
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü!
Çünkü o ölüm uykularında,
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından,
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden. [sf 104]


20 Ağustos 2017 Pazar

KAYIP HİZMETÇİ VAKASI Tarquin Hall

Yayın Evi: Büyülü Fener Yayınevi
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 321

Kayıp Hizmetçi Vakası, Vish Puri serisinin ilk kitabı. Kitabı sevgili Judy'nin blogunda görmüştüm. Judy, dedektif için 'Adeta Hindistan'ın Hercule Poirot'su.' yazınca, çok merak ettim. Kitabın kapağı da ayrıca şahaneydi tabi.

Vish Puri'nin bu kitaptaki görevi; evindeki hizmetçinin kaybolmasından dolayı cinayetle suçlanan ünlü bir avukatın içine düştüğü sıkıntılı durumu çözmek. 

Böyle kısaca konusunu yazınca çok cazip görünmüyor ama aslında kitap gayet eğlenceli ve ilginç. Vish Puri'nin geniş ailesi, yardımcıları, Hindistan'ın rengarenk şehirleri, yemekleri, adeta başdöndürücü bir hızla geçit resmi yapıyor.

Tarquin Hall'ın seriye ait diğer üç kitabı Türkçe'ye çevrilmiş ve güzel kapaklarıyla basılmış. Onları da okumak istiyorum.

19 Ağustos 2017 Cumartesi

ODAMDA GECE SEFERİ Xavier de Maistre

Yayın Evi: İletişim Yayınları
Basım Yılı:
Sayfa Sayısı:

Xavier de Maistre'nin Odamda Yolculuk kitabını okuduğumda, Odamda Gece Seferi'ne İletişim Yayınları'ndan devam etmeye karar vermiştim. İki kitabın bir arada bulunduğu bu baskı, hem çevirisinin güzelliği hem de peşpeşe okumak açısından çok daha ideal bir kitap.

Yazar, bu defa çatı katındaki yüksek penceresine merdivenle tırmanıyor ve dışarı bakıyor, bize de binbir türlü şey anlatıyor.  

Hafif modası geçmiş bir romantizm duygusuyla dolu olsa da zevkli kitaplar bunlar. Maistre'nin başka hangi kitapları Türkçe'de yayınlanmış bilmiyorum ama hoş vakit geçirmek için okumak isterdim. 

Hadi çoktan uykuya dalmış olanları geçtim, ama etrafta dolaşanlar, tiyatrodan çıkan kalabalıklar bir an için gözlerini kaldırıp üzerlerinde dört bir yanda parlayan yıldızlara bir baksalar, onları hayran hayran izleseler ne kaybederler? Ama yok, Scapin'i, Jocrisse'yi hayranlıkla izleyen bu kişiler kafalarını kaldırmaya tenezzül dahi etmezler, yukarıda bir gökyüzünün bulunduğunu akıllarına bile getirmeksizin hoyratça evlerine döner yahut başka bir yere giderler. Ne tuhaf! Gökyüzünü her an ve hiçbir ücret ödemeksizin seyredebilecekleri için, bunu yapmayı istemezler bile. Şayet gökkubbe bizden her daim saklı olsa, bu gösteri de bize bir kimsenin girişimiyle sunulmuş olsaydı, çatıların üzerinde sahneyi en iyi gören localar paha biçilmez olur, Torinolu hanımefendiler de benim küçük pencerem için birbirleriyle yarışırlardı. [sf 96]

18 Ağustos 2017 Cuma

İNSANIN ACISINI İNSAN ALIR Şükrü Erbaş

Yayın Evi: Kırmızı Kedi Yayınevi
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 256

Adı sanki çok şey söylüyor, hikayeler anlatıyor gibiydi, sonra o meşhur cümleler vardı; aslında ayrılığın ne olduğuna dair. Kayıtsız kalamadım, alıp okudum. 

Kitabı bitirdikten sonra bir de okurlar tarafından hangi cümleleri alıntılanmış, netten onu kontrol ettim. Dalgın bir şekilde mi okudum, o sebeple mi hemen hemen hiç bir yerini beğenemedim diye düşünmüştüm. Ama 'ayrılık' yazısı -ve bir iki kısa cümle hariç- yine, 'Bak burası baya güzelmiş aslında!' dediğim bir yer olmadı.

Öyle bir zamandayız ki artık yeni şeyler söylemek zor evet, fakat yeni bir uslupla, daha önce defalarca kez üzerinden geçilmiş benzetmelerden uzak durarak, ilk akla geleni eleyip daha derine inerek yazmak hâlâ mümkün.

Mesela; 'Gülüşü, bir yaprak ummanından gün ışığı gibi hüzünlü bir sevinç verirdi. Akşamüstüne benzeyen bir sesle konuşurdu.' [sf 134] cümlelerinde iyi edebiyata aşina okur için heyecan verici ne var?

İnsanın Acısını İnsan Alır'dan beklentim büyüktü, onu karşılamadı maalesef. Yazarın başka bir kitabını okur muyum, birisi elime zorla tutuşturmadıkça, hayır. 

Sesin gövdemi iplik iplik eden bir ağrıydı içimde. [sf 22]

İnsan yaşarken görür güzelliği, acı bile bir dünya nimetidir sonunda, ancak yaşayanların anısı olur. [sf 39]

Hiçbir ayrılık gitmekle özdeş değildir. Gerçek ayrılık tam anlamıyla bir unutuşla başlar. Yalnız bizim değil, bizi bilenlerin de unutuşuyla. [sf 60]

Bütün yaprakları birer serçe kesilmiş ağaçtım, üstüne titreyen.
Gelince sen geliyordun,
ama gidince dünya kopuyordu yüreğimden.[sf 92]

Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte... İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık. İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini, birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine. Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken duvarlara dalıp dalıp gitmesi. Türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık. Ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde kendi sesiyle silinmek. Birdenbire büyümesi, gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun. İnsanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi. Bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde. Saçına rüzgâr, sesine ışık düşürememek kimsenin. Parmaklarını sözüne pınar edememek. Uzaklarda bir adamın üşümesi, bir kadın dağlara daldıkça. Işıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan. Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun. Evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması... Ayrılık o küçük ölüm, usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan. [sf 110]

17 Ağustos 2017 Perşembe

KIŞ MASALI William Shakespeare

Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 138

Sicilya Kralı Leontes, kendisini ziyaret eden dostu Bohemya Kralı Polixenes'in yanında biraz daha kalmasını ister ve karısı Hermione'den misafirini ikna etmesini rica eder. Hermione bu görevi yerine getirdiğinde Leontes, ikisi arasında gizli bir ilişki yaşandığı şüphesine kapılır.  Polixenes'i öldürtmeye karar vererek onu zehirlemesi için lord Camillo'ya emir verir. Fakat Camillo durumu suçsuz olduğunu düşündüğü Polixenes'e anlatınca, birlikte Bohemya'ya kaçarlar. 

Leontes, hamile olan karısı Hermione'nin çocuğunun babasının da Polixenes olduğunu düşünerek, onu zindana attırır. Karısının suçsuz olduğunu haber veren kahinlerin sözlerine de aldırmadan Hermione'in zindanda dünyaya getirdiği bebeğin öldürülmesini emreder, bu görevi verdiği lord Antigonus, bebeği ormana bırakıp kaçmak zorunda kalır. Bu esnada annesinin suçlanmasına dayanamayan Leontes'in büyük oğlu Mamillius hastalanır ve ölür. Onun öldüğünü duyan Hermione'nin de zindanda öldüğü haberi gelir. Leontes oğlu ve karısını birbiri ardına kaybedince, büyük bir hata yaptığını anlar ama artık çok geçtir..

Cymbeline ve Kış Masalı'nı peşpeşe okuyunca benzerliği farketmemek ve karısının sadakati üzerine iddiaya giren Posthumus ile anlamsız bir kıskançlığa kapılarak etrafındaki herkesi mahveden Leontes'e bir hayli kızmamak mümkün değil. Shakespeare'ın Othello'sunun yakın dostları olabilecek bu adamların bir Iago'ya bile ihtiyaç duymadan kendi hayatlarını adeta bir cehenneme çevirmeleri hayrete şayan görünüyor.

Genel olarak, Kış Masalı'nı zevkle okudum ve beğendim diyebilirim ama kitabın son bölümünde, çok bariz bir sınıf ayrımı var. Shakespeare'ın oyunlarında görülen ilk ayrımcılık değil bu elbette, dönemin modası, sarayın yaptırımı böyle, bunu biliyoruz ama nedense bu kitaptaki aşırı vurgu çok rahatsız ediciydi.