19 Nisan 2012 Perşembe

AGATHA CHRİSTİE HAFTASI [23-30 Nisan 2012]

Bildiğiniz gibi sevgili thalassapolis ile Agatha Christie Okumalarına doyamıyoruz. Nisan ayının son haftası itibariyle yine 3 kitaplık bir Christie okuması yapmaya karar verdik.

Okuyacağım kitaplar:


Tesadüfen, kitapların tamamı Poirot'lu polisiyelerden oluştuğu için kendi adıma bir nevi Hercule Poirot Haftası olacak da diyebilirim.

23 Nisan'da Agatha Christie ile başlayacak bu güzel etkinliğimize, okunacak Christie'lerinizle katılmanız mümkün.  Gece Kütüphanesi ve Ne Okudum bloglarından takip edebilir, yorum ve yazılarınızla katkıda bulunabilirsiniz.

Eminim canım arkadaşımla daha önce yaptıklarımız gibi çok nefis bir okuma dönemi geçireceğiz. Agatha Christie haftasının ardından başka okuma planlarımız var. Sevdiğimiz diğer yazarların izini beraber sürmek de çok keyifli olacak.

Önceki okumalarımıza göz atmak için: 

Agatha Christie Okumaları [Eylül 2011]
Agatha Christie Kış Okumaları [15-31 Aralık 2014]


18 Nisan 2012 Çarşamba

YAZ GEÇER_Murathan Mungan

Yayın Evi: Metis Yayınları
Basım Yılı: Eylül 2010
Sayfa Sayısı: 89

İncecik bir şiir kitabı. Bir bekleyiş anında bitiverdi.

Murathan Mungan'la Yüksek Topuklar üzerinden tanıştım. Tam manasıyla bir hayalkırıklığıydı. Altmetin öylesine bastırıyordu ki romanı, psikolojik yansımalarını düşünmekten hikayeye konsantre olmak mümkün değildi. Dil de çok basit, daha doğrusu bir çeşit 'mahalle ağzı' gibi gelmişti bana. Acıklı bir abartma hali ve nefret doluydu kitap. Bir başka romanına cesaret edemeyişim bu sebepledir.

Metis'ten çıkan iki derleme kitabı Yazıhane ve Ressamın İkinci Sözleşmesi'ni okudum sadece. Üç Aynalı Kırk Oda'yı merak ettim, geçenlerde birinden benzeri bir hayalkırıklığı yaşattığını öğrenince yine vazgeçtim. 'O, roman yazmasın..' diyenler çok ama..

Şiirlerine konu geldiğinde iş değişiyor, bilhassa Yalnız Bir Opera'sı parça parça karşıma çıktığında büyülüyordu beni. Mesela;


Geldiğimde notun duruyordu masanın üzerinde
Sekizde yatmıştın
Saatime baktım sekizi beş geçiyor
O gün anladım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığı
Aramızda düşman gibi duran zamanı
O gün anladım
Senin bana erken
Benim sana geç kaldığımı.


O uzun şiirin de içinde bulunduğu Yaz Geçer isimli kitap, Murathan Mungan'ın nefis dizelerinden oluşuyor. Baştan sona etkileyici olduğunu söylemeliyim. Sanki romanları ve şiirleri yazan iki ayrı adam var gibi. Çok enteresan. 



17 Nisan 2012 Salı

BÜYÜLÜ OYUNCAKÇI DÜKKANI_Angela Carter


Yayın Evi: Everest Yayınları
Basım Yılı: 2002
Sayfa Sayısı: 242

Büyülü gerçekçilik akımına uyarak yazdığını biliyordum, bunun haricinde yazar hakkında çok az fikrim vardı. Kitabı, ismi ve kapağının cazibesine kapılarak aldığımı itiraf ediyorum. İlk birkaç sayfayı okur okumaz Angela Carter'ın kurguladığı dünyayı öylesine beğendim ki, bu minvaldeki diğer kitaplarda olduğu gibi 'daha önce niye okumamışım!' diye hayıflandım biraz.

15 yaşlarında romantik bir genç kız olan Melanie, anne ve babasının ani ölümü üzerine, iki küçük kardeşi; Jonathan ve Victoria ile birlikte, Londra'da bir oyuncakçı dükkanı sahibi amcası Philip'in yanına taşınır. Sağır dilsiz yengesi Margaret'in onları çok iyi karşılamasına rağmen, alıştığı lüks düzenden vazgeçmek zorunda olmak, Margaret'in erkek kardeşleri Frankie ve Finn'in tuhaf hallerine alışmak ve Philip amca'nın despot tavrıyla başa çıkmak Melanie'ye çok zor gelir. Evin alt katında bulunan dükkanda çalışmaya başlayan genç kız, bodrumdaki oyuncak atölyesinde düzenlenen garip tiyatro törenlerinin bir parçası olmak zorunda da kalacaktır..

Böyle belli belirsiz rüya gibi uçucu anlatımları, hafif gotik biraz duygusal tasvirleri, peri masallarını andıran atmosferiyle Melanie'nin hikayesi son zamanlarda okuduğum en iyi şey diyebilirim. Acı dolu, hüzünlü, aynı zamanda saf, güzel ve etkileyici bir romandı. Büyülü Oyuncakçı Dükkanı tarif edilemez bir zevkle okuyup, hatırasından mutluluk duyduğum kitaplardan biri oldu benim için.

Angela Carter okumaya Kanlı Oda'yla devam ettim. Şimdi sırada Sirk Geceleri var. Yazarın Türkçe'de bunlardan başka kitabı olmaması çok fena diye düşünüyorum. 


3 Mart 2012 Cumartesi

SİTTAFORD MALİKANESİNİN GİZEMİ_Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: Şubat 2009
Sayfa Sayısı: 287

Altın Kitaplar'ın onun gizemi, bunun gizemi gibi kısır isimler bulmadan önce Ruhların Cinayeti adıyla yayınladığı bu kitap, 5 yaşlarındayken ilk tanıştığım Christie'lerden biri. Filler de Hatırlar'ın ürkütücü kurukafa resimli kapağını, Ruhların Cinayeti'nin ise enteresan başlangıcını hatırlıyorum;

Karın yolları kapadığı soğuk bir kış günü, Sittaford malikanesinde verilen çay davetinde, yuvarlak masanın etrafına toplanarak yapılan bir ruh çağırma seansı, gelen ruhun verdiği ürpertici mesajla altüst olur: 'Albay Trevelyan öldürüldü.' Trevelyan'ın yakın dostu Burnaby, hemen yola çıkarak arkadaşının evine gider. Yaşlı adamı, kapıların altına soğuğu kesmesi için konulan, yeşil çuhadan yapılmış, içi kum dolu bir silindir boruyla kafasının arkasına vurulmak suretiyle öldürülmüş olarak bulur. Ruhların 5'i 25 geçe öldürüldüğünü haber verdikleri Trevelyan'ın katili kimdir?

Agatha Christie Kış Okumaları mızın hayli geçe kalmış bu son kitabını karın lapa lapa yağdığı bir dönemde yeniden okudum.

Christie'nin gayet steril bir şekilde cinayetin kilit noktası olarak tayin ettiği ruh çağırma seansı, Ölüm Büyüsü ndeki kadar ayrıntılı ve dramatik değil ama yine de etkileyici. Issız kırlar arasındaki büyük malikaneyi kiralayan gizemli anne-kız, güzel ve hassas Violet, hapisteki nişanlısını kurtarabilmek için şekilden şekile giren, becerikli Emily'nin maceraları, Agatha Teyze'mizin sadece bu kitabında kullandığı ilginç cinayet silahı, uyanık gazeteci Charles'ın eğlenceli kurgu-yazıları kitabın güzel ayrıntılarını oluşturuyor.

Sevgili Deniz'in de değindiği gibi cinayet sebebi maalesef sığ ve inandırıcılıktan uzak. Kardeşleri Jim ve Brian Pearson iken Sylvia Derring'in kızlık soyadı nasıl Rycroft olmuş, onu da anlayamadım. Ruh çağırma seansının mahiyeti ise cinayet saatiyle alakalı ama çözümde kısaca geçilmiş.

Her halukârda Sittaford Malikanesi'nin Gizemi Agatha Christie'nin okuması keyifli romanlarından. Kitabın içine finalde çözülen bir aşk bilmecesi bile sıkıştırmış. Polisiye kraliçesinin daima gerçeği işaret eden kuvvetli kalemine iyi örneklerden biri olan bu kitabı mutlaka okuyun derim.

7 Şubat 2012 Salı

NOEL KEKİNİN GİZEMİ_Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar Yayınevi
Basım Yılı: Ocak 2011
Sayfa Sayısı: 271

Kitap beş Hercule Poirot hikayesinden oluşuyor:

Noel Kekinin Gizemi

Bir Asya prensine ait değerli yakut çalınınca Hercule Poirot'dan onu bulması rica edilir. Sevgili dedektifimiz, iz peşine düşerek Noel tatilini geçirmek için King's Lacey  adında büyük bir kır malikanesine misafir olur.

Karın lapa lapa yağdığı yılın son günlerinde, geleneksel Noel kutlamaları, yemekleri v.s. ile süslenen hikaye, klasik bir cinayet öyküsü olmamakla birlikte, Poirot'nun yastığının üzerine bırakılan 'Mürdüm erikli kekten yemeyin, iyiliğinizi düşünen biri.' notu, Bridget ve arkadaşlarının ünlü dedektif için planladıkları dramatik oyun gibi öğeleriyle heyecanlı bir hal alıyor.

Agatha teyze'mizin kitaba eklediği Noel kekinin tarifiyle dimağınızda tatlı bir his bıraktığını söylemek de mümkün. 


İkinci Gong

Christie'nin kilitli oda polisiyelerinden biri. Hubert Lytcham Roche çalışma odasında başından vurulmuş olarak bulunur, tüm pencere ve kapılar kilitli, tabanca ise maktülün yanıbaşındadır. Poirot, zengin ve huysuz ihtiyarın ölümündeki esrar perdesini kaldırmak için kolları sıvar.

Şamar Oğlanı

Agatha Christie'nin psikolojik kurguya sahip, güzel hikayelerinden.

Sir Reuben Astwell'i öldürdüğü gerekçesiyle yiğeni Charles Leverson tutuklanır. Herşey açık ve net gibi görünmekteyken, Sir'ün karısı Lady Astwell,  Charles'ın suçsuz olduğunu söyleyerek Poirot'dan yardım ister. Dedektif, konağa gelerek olayı araştırmaya başladığında durumu açıklamak için Lady'nin sezgilerinden çok daha fazlasına ihtiyacı olacaktır..

Yirmidört Karakuş

Bir dostu ile akşam yemeğine gittiği restoranda, kadîm müşterilerinin sipariş alışkanlıklarını harfi harfine bilen garson Molly, Poirot ve arkadaşına tuhaf bir olaydan bahseder. Uzun zamandır her hafta aynı günlerde gelip yemek yiyen ve aynı menüyü sipariş eden bir müşterisi, farklı bir günde gelerek hiç sevmediği yemekleri sipariş etmiştir.

Olaydan şüphelenen Hercule, 'alışkanlık' denilen kuvvetli olgudan yola çıkarak bir cinayeti açığa çıkarır.

Düş

Hadsiz bir servetin sahibi olan Benedict Farley, her gece aynı rüyayı görmektedir. Danışmak için mektup yazdığı Poirot'ya, sürekli tekrarlanan rüyasında üçü yirmisekiz geçe kendisini vurduğunu ifade ederek bunun bir çeşit hipnoz veya telkin etkisiyle olup olamayacağını sorar. Poirot olumsuz yanıt verir.

Ünlü dedektif bir hafta sonra Farley'in kendisini vurduğu haberini alınca, olayın çözümünü üstlenir.

Sarı Süsen

Şampanyadaki Zehir romanının bir çeşit taslağı olarak da nitelendirilebilecek bu güzel hikayede, Hercule Poirot bir gece geç vakit, evinde oturmuş dinlenirken telefon çalar. Telaş ve korku içindeki bir kadın sesi, hemen Jardin des Cygnes restoranında sarı süsenlerle süslenmiş masaya gelmesini, bunun bir ölüm-kalım meselesi olduğunu söyler. Poirot, denilen yere gidecek ve bir cinayet oyununa karışacaktır.


ÖLÜM BÜYÜSÜ_Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
BasımYılı: Haziran 2009
Sayfa Sayısı: 304

'Baktığımda orada bir 'Kır At' vardı,
Ve üzerinde oturanın adı Ölüm'dü.'

Agatha Christie'nin ölümünden onbeş yıl önce yayınlanan, son dönem başyapıtlarından Ölüm Büyüsü, onun 'kara büyü' üzerine yazdığı çok ilgi çekici bir roman.

Son sözlerini söylemek için yanına bir papaz çağıran Bayan Coppins, 'Kötülük, kızıl günah, kır at..' gibi anlamsız görünen kelimelerle meramını açıklar. Onun verdiği uzun isim listesini bir kağıda yazan Rahip Gorman, eve dönüş yolunda öldürülür.

Rahibin cesedini muayene eden Doktor Corrigan bu tuhaf listeyi entellektüel bir akademisyen olan arkadaşı Mark Easterbrook'la paylaşır. Genç adam, Kır At ismini daha önce esrarengiz ölüm vakalarıyla alakalı olarak duymuştur. Üç büyücü kadının yaşadığı söylenen eski 'Kır At' hanına gitmeye ve neler olup bittiğini öğrenmeye karar verir.

Gerçeklerden uzak, ruh çağırma seansları, hayaletler ve tuhaf büyü törenleriyle kurgulandığı izlenimini veren Ölüm Büyüsü'nü okuyup bitirdiğinizde Agatha Christie'nin ne kadar zeki bir kadın olduğunu bir kere daha anlıyorsunuz. Kitabın konusu ve ilham kaynakları hakkında fazla bir şey söylemek gizemli atmosferine zarar verebileceği için, sadece onu sevmeme neden olan birkaç ayrıntıyı eklemek istiyorum:

Kitabın 53. sayfasından itibaren  Macbeth üzerine uzun denilebilecek bir konuşma geçiyor Mark Easterbrook ve arkadaşları arasında. Macbeth'in üç cadısı üzerine Christie'nin düşüncelerini okuyabiliyoruz buradan. Yazar, Kır At'ın ilhamının nereden geldiğini de açıkça ifade ediyor böylece. Bu bölüm, Ölüm Büyüsü'ndeki en sevdiğim yer diyebilirim.

Sevgili Christie prototipi yazarımız Ariadne Oliver da kitapta çok hoş bir şekilde sahne alıyor. Mark, onu Rhoda'nın (bkz. Briç Masasındaki Cinayet) panayırına davet etmek için evinde ziyaret ettiği zaman çok eğlenceli diyaloglar geçiyor aralarında.Mesela diyor ki;

'Yazmakla meşgulüm ya da daha doğrusu yazamadığım için çok öfkeliyim. Yazarlığın en korkunç tarafı da bu işte. Aslında yazmak her zaman yorucu ve zor ama bazen öyle bir an, öyle bir ilham geliyor ki olağanüstü bir fikriniz olduğu ve yazmak için bir an bile bekleyemeyeceğiniz gibi bir düşünceye kapılıyorsunuz. Söylermisiniz bana Mark, bir insanı uzaktan kontrolle öldürmek mümkün müdür?'

Yine sayfa 207'de Rhoda'nın ağzından 'aşkın kadın ve erkek üzerindeki farklı etkileri' üzerine, içinde koyun, dünyanın tepesi v.s. kelimeler geçen bir paragraf var.  Agatha Christie'nin mizah anlayışını da seviyorum. :)

Ölüm Büyüsü, Christie kitapları içinde yeri kendine münhasır, harikulade bi kitap. Hatta zihninizde bıraktığı 'Edith Binns aslında kimdi?', 'Listedeki Corrigan'a ne oldu?' gibi sorular bile ona daha bir ilgi duymanızı sağlıyor. Bu kitabı, öncesinde bir kaç doz normal Christie alarak, romanı iyice tanıyıp keyfini çıkarabileceğiniz bir zamanda okuyun derim.


22 Ocak 2012 Pazar

GECE KÜTÜPHANESİ Kırtasiye Deliliği_3





































Gece Kütüphanesi misafirlerinin artık bildiği üzere, kırtasiye ve minik şirin şeyler bir çeşit
bağımlılık benim için..

Daha önce Gece Kütüphanesi'nde paylaştığım, çok sevdiğim tombul bir fincanım vardı,  
maalesef kulbu çatladığı için kalemliğe dönüştürmek zorunda kalmış ve çok üzülmüştüm. 
Epeydir yenisini arıyordum, birkaç gün önce diğer arkadaşlarıyla birlikte bulunca çok 
sevindim. Fincanların üzerindeki cupcake, çikolata ve kek çizimlerine, kutularına, biçimlerine
bayılıyorum. Onların yanısıra..

İçlerinde minik kırtasiye ıvırzıvırları saklamayı düşündüğüm dondurma şekilli kutular, 
doğumgünü pastası ve pasta dilimleri formunda silgiler, minik pembe bir cüzdan, Kabalcı ve 
Beyaz Adam'dan uzun yıllar önce çok beğenerek aldığım, bazılarına hâlâ yazmaya kıyamadığım 
defterlerle başbaşa bırakıyorum sizi. =) 

Önceki Yazılar:

Kırtasiye Deliliği 1 
Kırtasiye Deliliği 2













8 Ocak 2012 Pazar

FARE KAPANI (Tiyatro Oyunu)




William Shakespeare'in ünlü oyununda, Hamlet babasını öldürerek annesiyle evlenen amcası Cladious'a, Gonzago'nun Öldürülmesi adında bir tiyatro oyunu hazırlar. Hamlet, oyunu seyrederken kendi ihanetlerinin yansımasını görecek olan amcası ve annesi için bunu bir 'fare kapanı' olarak adlandırır. Agatha Christie'nin Üç Kör Fare isimli radyo tiyatrosundan uyarladığı, meşhur 'Fare Kapanı' oyunu da ilhamını Hamlet'in betimlemesinden almaktadır.

İngiltere'de 60 yıldır sahnelerden inmeyen 'Fare Kapanı', Bahariye'deki eski Broadway Sineması'nın yerinde kurulan Tiyatro Akla Kara'nın 2011-2012 sezonundaki önemli oyunlarından biri.

Geçtiğimiz Cuma gecesi izleme fırsatım oldu bu güzel eseri. Başlamasını beklerken 'Fare Kapanı'nda işlenen cinayetlere tanık olmanıza dakikalar kaldı!' diye anons edilerek seyircisini heyecanlandıran oyun, Monkswell Malikanesi'nin salonunda geçiyor.  Molly ve Giles'in bir pansiyon olarak işlettikleri malikanenin bu asıl odası, damask desenli duvar kağıtları, etrafa ışıltılar saçarak yanan şöminesi ve lambalı radyosuyla hayli sıcakken, bordo perdeli giyotin pencereden dışarıda yağan karları görmeniz mümkün. Zaten pansiyona gelen konukların kalın paltoları, atkı ve bereleri ayrı bir güzel, Molly'nin hanım hanımcık kıyafetleri ve Christopher'ın rengarenk stili tam yerindeydi. Bu anlamda oyunun dekor uygulama ve kostüm tasarımını yapan kişileri tebrik etmek lazım. Sadece sağ taraftaki kütüphane'nin kapısı açıldığında dekor destekleri görünüyordu ki, siyaha boyanarak kamufle edilebilirdi sanıyorum.

Keşiş kuyusu anlamına geldiğini öğrendiğimiz Monkswell Malikanesi'nde bol bol sigara, puro ve pipo içildi, hatta kokuları seyirciyi sardı ki bunun bilakis yapıldığını sanıyorum. Sadece siyah tavana doğru yükselen dumanlar dikkatimizi dağıttı biraz.

Oyunculara gelirsek;

Bedia Ener ve Gazanfer Ündüz için denecek çok bir şey yok elbette. Bayan Boyle'ın sinir bozucu tavırları ancak bu kadar güzel canlandırılabilirdi. Binbaşı Metcalf'in ise esasen çok fazla repliği yok oyunda, yine de sakin ve ölçülü halleri çok hoştu.

Fare Kapanı'nın hikaye metninde uzaktan varolan Bayan Casewell, tiyatroda kanlı canlı şekilde gelip Monkswell Malikanesi'nde konaklıyor. Erkeksi tavırlara sahip, hırçın ve soğuk bir genç kadın olan Casewell'i oynayan Sibel Akdeniz'in berrak ve tatlı tınılara sahip ses tonu harikuladeydi, aynı şeyi beden dili için söyleyemeyeceğim.

Teknik bir aksaklık mıydı yoksa tonu doğru kullanma sorunu muydu bilmiyorum ama Ruhi Sarı'yı oyunun büyük bir bölümünde duyamadık. Maalesef dil sürçmeleri ve mana kaymaları da mevcuttu cümlelerinde.

Molly ve Giles, yani Can Şıkyıldız ve Merve Anlağan birbirleriyle uyumlu, aynı seviyede oyunculuklara sahip. Heyecanlı ve hevesli oldukları her hallerinden belli oluyordu.

Paravicini Deniz Şen, rolüne uygun olarak dramatik ve büyük oynar haldeydi. Eksiksizdi diyebilirim.

Ancak.. Oyunda biri var ki, herkesin içinde ışıl ışıl parlayarak hem seyirciye kendisini sevdiriyor, hem de doğal ve esprili tavırlarıyla rolünü bambaşka bir güzelliğe bürüyordu. Christopher Wren kimliğinde seyrettiğimiz Özgür Özdural hakikaten inanılmaz yetenekli bir adam. Hassas ve çocuk ruhlu genç mimar Wren, onun bedeninde öylesine inandırıcıydı ki.. İyi oyununun karşılığını seyircinin ona kahkahalarla gülmesiyle aldı zaten. Bilhassa Bayan Boyle'ye yaptığı soğuk şakalar herkesi kırdı geçirdi. Onu seyretmek gerçekten büyük bir zevk. Yine Tiyatro AklaKara'da bir başka  oyunda rol alıyor, Sihirbaz'ı da mutlaka seyretmek istiyorum.


Bir 'Katil Kim?' oyunu olarak, seyircisini gerilime sürükleyen, ilgisini ayakta tutan Fare Kapanı'nı katili bilmeden izleseydim ne hissederdim bilemem ama kelimelerini satır satır takip etmek ayrı bir güzellikti benim için. En sevdiğim yazarın o iyi bildiğim atmosferini karşımda bulmak zaten başlı başlına bir heyecan vesilesiydi. Olayların çözüldüğü ana adım adım yaklaşırken asıl metne sıkı sıkıya bağlı kalan bir akış görünce çok memnun oldum. Harikulade bir akşamdı her anlamda. Yanımda aynı heyecanı ve mutluluğu paylaştığım biri(leri)yle olduğum için ayrıca şanslı olduğumu söylemeliyim.

Agatha Christie'nin kaleminden yazılan bir oyun söz konusu olunca gidip izlememek olmazdı. Kadıköy'e gitmeye niyetlenirken, turneye çıkan oyun hoş bir tesadüfle bir semt ötemizdeki Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi'ne geldi. İhtişamlı mor kadife koltukları, doğru çözülmüş mimarisiyle öyle güzel bir tiyatro salonu var ki mekanın. Adına yakışır şekilde kalitesi yüksek kültür ve sanat etkinlikleri; tiyatro, konser, edebiyat söyleşileri v.b. düzenleyen ve bunu sanatseverlere ücretsiz yahut çok cüz'i bir ücret karşılığı sunan Küçükçekmece Belediyesi'ne müteşekkir olmamak imkansız.

Yazan: Agatha Christie 
Çeviri: Ayşe Sarıalp Cebesoy 
Yönetmen: Burak Karaman, Elif Erdal  
Işık Tasarım: Yüksel Aymaz
Dekor Tasarım: Mahsuni Yılmaz
Oyuncular
Komiser Trotter : Ruhi Sarı
Bayan Boyle : Bedia Ener Öztep
Binbaşı Metcalf : Gazanfer Ündüz
Molly : Merve Anlağan
Giles : Can Şıkyıldız
Christopher Wren : Özgür Özdural
Paravicini : Deniz Şen
Bayan Casewell : Sibel Akdeniz


6 Ocak 2012 Cuma

FARE KAPANI_Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: Ekim 1990
Sayfa Sayısı: 84

Fare Kapanı, 1947 yılında polisiye kraliçesi Agatha Christie'nin BBC için radyo tiyatrosu olarak Üç Kör Fare adıyla yazdığı bir metin önce. Daha sonra yazarın bizzat kendisi tarafından ismi Fare Kapanı olarak değiştirilip tiyatro oyununa uyarlanmış.

Hikayenin esin kaynağı İngiltere'de yaşanmış, gerçek bir olay:  İki küçük çocuğu evlat edinen bir çiftçi ve karısının işkenceleri, çocuklardan büyüğü hayatını kaybedince açığa çıkmış ve vicdansız aile komik denilebilecek bir ceza almıştır. 

Agatha Christie'nin çok etkilendiği bu trajik olayın etrafına inşa ettiği hikayesinde;

Yeni evli genç bir çift olan Molly ve Giles, kendi yuvalarına sahip olmak için sabırsızlanmaktadır. Bu sırada Molly'e teyzesinden bir kır köşkü miras kalır. Önce bu büyük ve eski tarz kocaman eşyalarla dolu evi satmayı düşünen çiftimiz, orayı bir pansiyon olarak da işletebileceklerini farkeder. İlanlarını verip evi elden geçirdikten sonra misafirlerini beklemeye başlarlar. Emekli binbaşı Metcalf, huysuz yaşlı bir kadın Bayan Boyle ve hassas tavırlı, garip bir genç olan Christopher Wren'in gelmesiyle Monkswell Köşkü hareketlenir. Havanın iyice soğuyup kar fırtınasının patlamasıyla yolda kalan bir yabancı Paravicini de pansiyona sığınır. 

Kar yolları kapatmadan hemen önce köşke son bir misafir daha gelir. Komiser Trotter, ıslıkla Üç Kör Fare şarkısını çalan çocuk ruhlu bir katilin peşindedir. Cinayet mahallinden kaçarken düşürdüğü defterinde Monkswell Köşkü'nün adresi yazan katil, köşkteki bu yedi kişiden acaba hangisidir?

Küçük, zalim çocuk şarkılarından bahseden Agatha Christie hikayelerinin en iyisi Fare Kapanı, defalarca okunsa dahi lezzetini yitirmeyen sade ve etkileyici bir kitap. Düşündüğümde bile tüylerimi ürperten harikulade bir anlatımı var. Dame Agatha'nın kaleminden çıkan karlı ve soğuk kır köşkü polisiyelerinin doruk noktası olan kitapta, bilhassa Monkswell Köşkü'nün odalarına ve atmosferine dair anlatılanların ben ve benim gibi birçok Christie sever için tadından yenmez güzellikte olduğunu söyleyebilirim.

Bugün bu kitaba dair yazmak istememin bir başka güzel nedeni var aslında. Çok heyecanlı ve mutluyum çünkü Agatha Christie'nin 60 yıldır oynanarak rekorlar kitabına giren bu muhteşem oyununu birazdan izlemeye gideceğim. Tiyatro AklaKara ilk sezonunda bu oyunu sergilemekle çok isabetli bir iş yapıyor bence. Oyunla ilgili izlenimlerimi yakın zamanda Gece Kütüphanesi'nde paylaşmayı umuyorum. Görüşmek üzere.

Üç Kör Fare
Üç Kör Fare
Nasıl koşuyorlar bak,
Nasıl koşuyorlar bak!
Hepsi de çiftçinin karısının peşinden koştular.
Kadın da kuyruklarını et bıçağıyla kesti.
Hayatında böyle garip bir şey gördün mü hiç?
Şu
Üç Kör Fare gibi…


31 Aralık 2011 Cumartesi

N VEYA M?_Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: Ağustos 2008
Sayfa Sayısı: 239

Genel olarak hiç ilgimi çekmeyen bazı konular var: casusluk da bunlardan biri. Hal böyle olunca bu tarz bir hikayeyi sevgili Agatha Teyze bile yazsa çok değerli olamıyor benim için.

N veya M?, daha önce okuduğum adıyla Ölüm Pusudaydı, bir Tommy-Tuppence romanı. Çiftimizin çocukları büyümüş, kendileri de orta yaşa erişmişler bu romanda. Gizli Servis Şefi Bay Grant, Tommy'e ıssız bir kır pansiyonunda gizlendikleri sanılan Alman casusları N ve M'yi bulma görevini verir. Tuppence safdışı bırakılmayı elbette kabul etmeyecektir. Kendine bir rol biçerek kocasının peşinden gider. İkili pansiyonda kalan müşterileri tek tek inceleyerek sonuca ulaşmaya çalışırlar. 

Kitapta tek sevdiğim nokta küçük Betty'le ilgili kısımlar oldu. Süleyman aleyhisselam'ın hikayesi, ıslak ayakkabı bağları gibi ayrıntılar hoştu.

Özellikle bu dedektif çifti seviyorsanız N veya M?'yi okumaktan zevk alabilirsiniz. Bunun haricinde vasattan öteye gidemediğini söylemem lâzım.