9 Aralık 2012 Pazar

GÜLÜŞÜN VE UNUTUŞUN KİTABI _ Milan Kundera

Yayın Evi: Can Yayınları
Basım Yılı: 2010
Sayfa Sayısı: 264

Yaşayan yazarlarla aramın pek iyi olduğunu söyleyemem ama Kundera'yı merak ediyordum ve bu kitabın ismi beni fena halde etkiliyordu. Okudum.

Yedi bölümden oluşan kitapta, yedi ayrı hikaye var. Aralarında bir bağ olduğu söyleniyor ama komünizm dışında bunun ne olduğu pek açık değil.

Kaçtığı ülkesine giderek ölmüş kocasına yazdığı mektupları alması için yeni bir sevgili edinen Tamina, paylaşımda sınır tanımayan evli bir çift, sevdiği kadın ve şiir toplantısı arasında kalan bir öğrenci, tiyatro ödevlerini yapmaya çalışan kızlar v.s..

Ya yazara olmadık bir kitabından başladım ya da hangisini okuduğum farketmezdi, bilmiyorum. Anlatım tarzını da, anlattıklarını da pek sevmedim.

İsimleri dillerden düşmeyen Gabriel Garcia Marquez ve Paul Auster'ı da aynen böyle bir hayalkırıklığına uğramaktan korktuğum için okumamıştım bugüne kadar. Milan Kundera'nın diğer kitapları için de 'ancak denk gelirsem göz atarım' diyebiliyorum bundan sonra.

Bu yazıyı okuyan, yazarı çok benimsemiş birileri varsa, onda ne gördüğünü, hangi yönüyle sevdiğini bana yazarsa çok sevinirim. Dediğim gibi belki de ilk okuma için bu, yanlış bir kitaptı.

Not: Arka kapakta Çek yazarın bu kitabı yazdıktan sonra vatandaşlıktan çıkarıldığı, iç tanıtım sayfasında ise bu kitabı yazmasıyla vatandaşlık haklarının geri verildiği yazıyor. Sanırım Can Yayınları'nın kafası karışmış. 

LANGELOT CASUSLARA KARŞI _ Teğmen X


Yayın Evi: Başkan Yayınları
Basım Yılı: ?
Sayfa Sayısı: 283

Çocukken bir kitabı sevdiğimde onu 5-6 defa okuyup ezber etmeden elimden bırakmazdım. Evimizin yakınındaki kütüphanede böyle (mecâzen) haşatını çıkardığım Fransız çocuk kitapları serisi vardı. Gece Gelen Ziyaretçi, Milyonluk Çanta, Portbagajdaki Kedi.. 

Langelot Casuslara Karşı yine böyle çok okuduğum, çizimlerini ve hikayesini sevdiğim kitaplardandı. Langelot'un 40 küsur kitaplık serisinin ilki olduğunu daha sonra öğrendiğim bu kitabı birkaç sene evvel sahaflarda görünce dayanamayıp almış, yiğenime hediye etmiştim. Geçenlerde yeniden okuyasım geldi, hoş birkaç saat geçirdik beraber. :)

 Bir Fransız profesörü'nün hazırladığı füze planlarını İngiliz ve İtalyan devletleri ele geçirmek istemektedir. Polis ve Fransız Casus Teşkilatı profesörü korumak amacıyla adamlarını gönderir. Polisten pek hoşlanmayan profesör,  FCT'nın genç ajanı Langelot'la birlikte güvenli bir bölgeye gitmeye razı olur, yanlarında kızı Choupette de vardır. Fransa'nın güneyine giderek ıssız bir villaya yerleşirler. Langelot, meslek hayatındaki ilk olayını sorunsuz atlatabilecek midir?

Açıkçası bir çok ayrıntısı (camdan gelen adam, havluyla kurulanan ayakkabılar, Villa Zakkum v.b.) aklımda yer etmiş olduğu için, onlarla karşılaşmak hoşuma gitti ama Langelot'u yeniden okumasam da olurdu. Çocuk kitapları okumaktan zevk alan biri olarak bu defa sıkıldım diyebilirim. Farklı ülkelerin casusları arasındaki kovalamacalar ve etik de biraz tuhaf geldi tabii. Çocuk kitabı da olsa bir yetişkin yazmıyor mu nihayetinde? 

Okunacak bunca kitap varken, bazılarını geçmişte bırakmakta fayda var diye düşünüyorum. Tabii casus hikayelerini çok seviyorsanız, o zaman başka.. 




BEYAZ GEMİ _ Cengiz Aytmatov


Yayın Evi: Elips Yayınları
Basım Yılı: 2007
Sayfa Sayısı: 144

Nesri de şairane yazan kalemleri seviyorum. Cengiz Aytmatov'un daha önce okuduğum kitapları gibi Beyaz Gemi'de de isminden itibaren başlayan saf, duru ve etkileyici bir anlatım var. Bir avuç insandan yola çıkarak öyle çok şey söylüyor ki..

Ormanlarla kaplı dağların çevrelediği San-Taş vadisinin üç haneli korucu yerleşkesinde dedesi Mümin ve üvey ninesiyle yaşayan bir çocuk vardır. Annesi ve babasının çok küçükken terk edip gittikleri çocuğu seven tek kişi dedesidir. Teyzesine çocukları olmadığı için hayatı zindan eden eniştesi Urazkul ile orman işçisi Seyit Ahmet'in ailesi komşu iki evde otururlar. 

Henüz okula başlamamış olan çocuk kendi dünyasında mutluluk veren küçük şeylerle avunur: dedesinin anlattığı masallar, şekillerinden dolayı Deve, Kurt, Eyer ve Tank adını verdiği kayalarıyla oynamak, dedesinin onun için minik bir havuz gibi çevirdiği dere kenarında yüzmek ve dağa çıkarak dürbünle uzaklara bakmak.. Dağdan baktığında kasabayı ve Issık Gölü görmektedir. Göl üzerinde bazen bir beyaz gemi görünüp kaybolur. Çocuk bu gemide babasının olduğunu ve bir gün yüzerek yanına gideceğini hayal eder. Fakat hayat, safiyâne hayallerinin çok uzağında cereyan etmektedir..

Kısa bir özetle anlatılamayacak kadar güzel bir kitap Beyaz Gemi. Yüzlerce incelikli ayrıntıdan örülmüş bir halk masalı gibi. Dedesinin acziyeti ve çocuğun inançlarını çerçeveleyen Urazkul'un zulmü, aydınlık bir düş gibi beliren gemi v.b. Aytmatov, tanıdık metaforları ustalıkla kullanırken, yapışkan bir duygu sömürüsüne girmeden, sade cümleleriyle okuyucusunu etkisi altına alıyor. Bu ince hacimli romanın okuruna sunduğu derin edebi nefesten mahrum kalmamanızı diliyorum.

8 Aralık 2012 Cumartesi

PALYAÇO _ Heinrich Böll

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı:  ?
Sayfa Sayısı: 261

Okurken merak uyandırıran bazı kitaplar var ki bittiği anda hayatınızdan çıkıp gidiyor. Ne bir cümle ne de bir olay anımsıyorsunuz sayfalarından. Palyaço böyle bir kitap, Gece Kütüphanesi'ne yazmak için elime alana kadar varlığını unuttuğum bir romandı benim için.

İlk bölüm 'Bonn'a vardığımda hava kararmıştı.' diye başlıyor. Bu cümle, edebiyat tarihinin en iyi 100 giriş cümlesinden biri seçilmiş. Daha sonra okuyacaklarımıza dair bir ipucu vermesine rağmen basitçe yazılmış bir ödev cümlesi gibi görünüyor. Bu tarz ayrıntılarda anlam bulmağa yol açan şeyin okuyucunun romanla kurduğu bağ olduğunu düşünüyorum. Tam tersi, içinizde bir yere dokunmamışsa, ne söylese boş.

Palyaço, sahneye çıkıp gösteri yaparak ekmeğini kazanan ve böyle bir meslek seçtiği için ailesi tarafından saygın olmamakla suçlanan bir adamın hikayesi. Sevdiği kadını, işini, dostlarını kendisinden bir bir uzaklaştırmasının, tüm yenilgilerinin toplamı.

Alman Edebiyatı'nın Nobel ödüllü yazarlarından Heinrich Böll, Goethe'nin edebi dehası ya da Herman Hesse'in derinliğinin yanına yaklaşamıyor. Diğer kitaplarını okumadan karar vermek doğru değilse de ismi etrafında oluşan halenin gerçeği yansıtmadığı kesin.

Not: Sahaflardan aldığım kitabın ilk sayfasında 27 Aralık 1973 yılında yazılmış bir not ve içinde kurutulmuş onlarca çiçek vardı. Hatta uzanarak okurken yüzüme düşerek ödümü koparttıklarını da söylemeliyim :)

Daha ben dünyaya gelmeden yıllar önce biri bu kitabı kendinden küçük birine hediye etmiş, o almış okumuş, içinde çiçekler saklamış filan. Garip şey.

HAYALETLİ KONAK _ Paul Gallico


Yayın Evi: Telos
Basım Yılı: 1999
Sayfa Sayısı: 257

Bayan Bu Çiçekler Size'yi o kadar sevdim ki, Paul Gallico'nun diğer kitaplarını da okumak istemiştim. Hayaletli Konak'a böyle bir hevesle başladım fakat benzer bir tadı yoktu maalesef.

Lord Paradine ve ailesine ait eski bir İngiliz konağında  bir takım tuhaf hadiseler meydana gelmektedir. Geceleri uzun koridorlarda dolaşan hayaletler, yemek masasında beliren tavşanlar, kendi kendine çalan müzik aletleri v.b. Anlam veremediği bu olaylardan bunalan Lord, çareyi ruh bilimci Alexander Hero'yu evine davet etmekte bulur. Alexander için, kendi yöntemleriyle olayları çözmek, konaktaki kadınların ilgisiyle kuşatılmaktan çok daha kolay olacaktır..

Kitabı okurken aynı isimde iki ayrı yazar varmış hissine kapıldım. Kırkı aşkın romanı bulunan Paul Gallico'nun Mrs. Harris üzerinden yansıttığı inceliğinden Hayaletli Konak nasibini alamamış.  Arka kapak yazısını okuduğunuzda vadettiği dünyaya hemen girme isteği uyandırsa da anlattıkları sığ bir kurgu-hayalet hikayesinden öteye gitmiyor.

Konakta kurulan hayali atmosferi yazarın elleriyle mahvettiğini söylemek yerinde olur. Mantığa ve bilime dayanma çabaları bu kitaba yakışmıyor. Eğer esrarengiz bir kitap yazıyorsan, bırakmalısın öyle kalsın. Ruhani veya mantıki açıklamaya ne gerek var ki?

Hayaletli Konak, ne ürpertici ne de merak uyandırıyor ama bu kitabın uğrattığı hayalkırıklığı Paul Gallico'ya devam etmemi engellemeyecek elbette. Sırada Thomasina ve İtilmişler var.




ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR _ Jerome David Salinger

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
Basım Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 198

Bazı kitaplardan o kadar çok bahsediliyor ki, okumazsanız çok şey kaçırıyormuş gibi hissediyorsunuz. Çavdar Tarlasında Çocuklar, diğer adıyla Gönülçelen benim için öyle bir kitaptı. Almadan önce ismi de kafa karıştırıcı bir unsur olarak karşıma çıkıyordu. Bu çevirisindeki adının hikaye içerisinde güzel bir açıklaması var ama Gönülçelen, kelime olarak çok hoş durmasına rağmen kitapla hiç bir bağlantı içermiyor.

Holden Caulfield, lise çağında yatılı okuyan bir delikanlıyken, okuldan atıldığını haber veren mektup ailesinin eline ulaşmadan önce etrafta biraz dolaşmaya karar verir. 

Çavdar Tarlasında Çocuklar, Holden'ın bu birkaç günlük yalnızlığında yaşadıklarını anlatıyor. Kısa süreli bir kaçış öyküsü de diyebiliriz.


Kitapla alakalı en beğenilen taraflardan biri samimiyetsiz bir dünyada içtenlikle kendini ifade eden genç bir erkek karaktere sahip olması. Yani dolaysız ve dürüstçe davrandığını söylüyorlar.

Bu son çeviride hafifletilmiş bir sokak jargonuyla konuşan Holden'ın başından geçenler açıkçası hiç ilgimi çekmedi. Baş karakterle kendini özdeşleştirebileceği bir konumda olan okuyucu için farklı bir değere sahip olabileceğini kabul ediyorum ancak kolay ilerleyen bir kitap olmasına karşın yeterli derinliğe sahip değildi. Sadece 'uçurumun kenarında durup çavdar tarlasında koşan çocukları düşmeden yakalama' fikrini sevdim. Hepsi bu.

1 Aralık 2012 Cumartesi

İNTİHAR DÜKKANI _ Jean Teule

Yayın Evi: Sel Yayıncılık
Basım Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 140

Fransız karikatürist Jean Teule'ın ince bir mizah anlayışıyla oluşturduğu İntihar Dükkanı, hayatından vazgeçmeye hazırlanan umutsuz insanlara yardımcı malzemeler sunan garip bir aile dükkanını tasvir ediyor.

Pesimist Madam ve Mösyü Tuvache'ın, çocukları Vincent ve Marilyn'le birlikte işlettikleri dükkanda, yağlı urgan, öldürücü zehirler v.b. envai çeşit intihar aletleri satılmakta. Ailenin küçük oğlu Alan ise dünyaya ilk gözlerini açtığı anda gülümseyerek onlardan ayrılıyor. Neşeli ve hayat dolu bir tavırlarıyla ailesini şaşkına çeviriyor, dükkanın ürünlerinde minik değişiklikler yaparak tüm kaygıları başarısız intiharları engellemek olan anne ve babasına oyunlar oynuyor. 
 
Çocuksu bir neşeyle yazılmış hissini veren İntihar Dükkanı, su gibi okunup giden, her ayrıntısı ayrı eğlenceli, çok hoş bir kitap. Hikayenin 2012 yapımı bir de animasyon filmi mevcut.

11 Ekim 2012 Perşembe

KIŞ BAHÇESİ _ Kristin Hannah

Yayın Evi: Pegasus Yayınları
Basım Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 510

Kış Bahçesi, çift katmanlı bir roman. Amerika ve Rusya'da geçen iki ayrı zaman dilimine ayrılmış kitap sanki farklı farklı kişiler tarafından yazılmış gibi enteresan bir duruma sahip.

Birbirlerine zıt mizaca sahip iki kızkardeşten Meredith, evlenip babasının işini devralmış, Nina ise dünyayı gezerek muhabirlik yapan ünlü bir fotoğrafçı olmuştur. Babaları Evan'ın kalp krizi geçirip ölmesi üzerine bir araya gelen kızlar, çocukluklarından beri onlara mesafeli davranan anneleri ile başbaşa kalırlar. Anya, Evan'ın vasiyeti üzerine bir çocukluk masalını yeniden, bu defa tam olarak anlatmak zorundadır. Bu gerçek masal, aralarındaki ilişkinin buzlarını çözmeye yardım edecek midir?

Romanı, salt ismi ve kapağının güzelliği yüzünden almıştım. Beğenmediğimi söyleyemem ama Anya'nın hikayesi yani eski Rusya'da geçen zamanlar ne kadar duygu yüklü ve derinse, şimdiki zamanın hikayesi bir o kadar yavan geldi bana. O italik masal bölümleri çıkarılıp toplansa çok daha nefis bir kitap olacağına kanîyim.

Kitabı okurken iyi zaman geçirdim, devamını merak ettim, 500 küsur sayfa çabucak geçti ama bir başka Kristin Hannah okur muyum? Hayır.

ARADAKİ SİLAH _ Henry Kane

Yayın Evi: Varlık Yayınları
Basım Yılı: 1964
Sayfa Sayısı: 149

Ellery Queen serisinin bir kitabıymış gibi görünen Aradaki Silah, esasen Henry Kane'e ait bir polisiye roman. Dönemin 'popüler isim altında diğerlerini satma' amacıyla basılmış olduğu anlaşılıyor.

Doktor Harry Brown, çok zengin bir hastasının karısıyla ilişki yaşamaktadır. Kurt Gresham adındaki bu adam Harry'e büyük meblağlar teklif ederek, tamamen kendisi için çalışmasını ister. Kirli işler çeviren Kurt'a karşı koyamayan Harry, bir taraftan kendisinden kocasını öldürmesini isteyen Karen'la uğraşmak zorundadır. 

Henry Kane'in romanı klişe bir hikaye üzerinden ilerliyor. Okuma zevki veren herhangi bir artısı olduğunu söylemek mümkün değil.

Gerçek ve güzel Ellery Queen kitaplarıyla tanışmak için Mor İzler ve Siyamlı İkizler'i okuyabilirsiniz.

SİYAMLI İKİZLER _ Ellery Queen

Yayın Evi: Hayat Yayınları
Sayfa Sayısı: 159
Basım Yılı: 1965

Mor İzler'i okuduğumda ayrıntılarıyla memnun edecek bir polisiye serisiyle daha tanıştığımı düşünmüştüm. Siyamlı İkizler de bunu doğrular nitalikteydi. 

Ellery Queen, Amerikalı kuzenler Frederic Dannay ve Manfred Bennington Lee'nin bir gazetenin roman yarışması için oluşturdukları hayali bir dedektif-yazar. Babası Müfettiş Quenn ile birlikte gizemli cinayetlerin esrârını çözüyorlar.

Dedektif, babasıyla birlikte bir dağ yolundan geçerken çevredeki ormanlara hızla yayılan bir yangın yollarını keser. Geri dönmek istediklerinde o yönü de alevlerin sardığını görerek tepeye tırmanmak zorunda kalırlar. Yolun sonunda bir düzlük ve üzerinde sadece bir ev vardır. Ev sahibi doktor Xavier'in konukseverliğiyle Ellery ve Müfettiş geceyi orada geçirirler. Ertesi sabah çevredeki yangın daha da büyür ve doktorun öldürülmesiyle durum içinden çıkılmaz bir hâl alır. Polis de dahil kimsenin ulaşamadığı malikanede, Ellery ve babası cinayeti soruşturmaya başlar..

Su yerine alevlerle çevrili bir ada atmosferinde, yavaş yavaş dozu artırılan panik hali çok iyi yansıtılmış kitapta. Okurken o boğucu duyguyu evde kalan karakterlerle birlikte yaşıyor gibi oluyorsunuz.Ellery Queen'in delişmen tavırları, babasının sakinliğiyle güzel bir tezat oluşturuyor. Yapışık ikizler ve iskambil kağıtlarından ipuçları da hoş ayrıntılar arasında.

Siyamlı İkizler, keyifle okunan iyi bir polisiye roman diyebilirim.