Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: 1984
Sayfa Sayısı: 176
Sanat veya edebiyat alanında meşhur olmuş hiç kimseyle tanışmak, konuşmak veya fiziken görmek gibi bir istek duymadım bugüne kadar. Hatta işlerini yüksek bir hayranlıkla takip ettiğim bir Türk ressamla fuarda karşılaşmış, yanından geçip gitmekte bir an tereddüt etmemiştim. Çeşitli zaaflarla dolu 'insan'ın değil, eserinin öneme değer olduğuna inanıyorum.
Hal böyleyken 'Oturup uzun uzun sohbet etmeyi isterdim.' dediğim meşhur birinin olması garip geliyor. O, elbette ki gerçekten varolmuş, kanlı-canlı yaşamış biri değil. Ama o kadar incelikli bir zekayla yoğrulmuş ki, ona dair bir miktar okuduktan sonra sanki ete kemiğe bürünerek karşınızda belirmiş gibi bir hisse kapılmamak elde değil. Tabii ki
Hercule Poirot'dan bahsediyorum.
Onunla
Noel'de Cinayet kitabını okuduğumda tanıştım. Önceleri nötr bir hissiyatım vardı. Titiz ve çok 'kendini beğenmiş' denilen bir adam olduğu için, genellikle başlangıçta okuyucuya itici gelir. Bende böyle bir his yoktu çünkü, kibirli değil sadece ne yaptığının farkında olduğunu düşünüyordum. Diğer kitaplarını okudukça küçük gri hücrelerini ne denli ustalıkla kullandığını da görmüş oldum.
Gece Gelen Ölüm ve ardından
Briç Masasında Cinayet'i okuduğumda kurduğu mini tuzaklar çok ilgimi çekmişti.. Aynı zamanda şefkati ve 'Baba' Poirot hali de tabii.
-Sürprizbozan başlangıcı (kitabı henüz okumamış kişiler için)***
Sözü böyle uzatarak başlamamın nedeni Ve Perde İndi'yi okuduğumda (ve filmini izlediğimde) ne hissettiğimi anlatabilmek aslında. Poirot'yla uzun bir zaman geçirdikten, ona çok alışıp benimsedikten sonra vedalaşmak hayli zor. Onun 'ölümsüz' bir karakter olduğunu bilmek, yerinden kalkamayacak kadar hasta ve yaşlı halini görmenin ve yaşadığı son serüvene tanık olmanın verdiği kesif hüznü azaltmıyor.
Son kitabı, 'mon ami' Hastings'in kaleminden okuyoruz yine. Poirot, yıllar önce İngiltere'ye ilk geldiğinde Hastings ile tanıştığı yer olan Styles Köşkü'ne giderek, dostunu yanına çağırıyor. Styles, artık bir aile evi değil, yaşlı bir karıkocanın işlettiği büyük, eski bir pansiyon. Hastings, sevgili dostunun yanına gittiğinde bu buluşmanın sadece bir veda veya refakat olmadığını, birlikte son bir katil avına çıkacaklarını öğreniyor. Hercule Poirot'nun o güne dek altettiği canilerden çok farklı bir yöntem uygulayan, hatta kanun nazarında hiçbir şekilde suçlanamayacak bu katil, Styles Köşkü'nde bulunanlardan biridir ama..
Ve Perde İndi'yi Nisan ayındaki
Agatha Christie Okumalarımızda yeniden okuduğumda bu son başyapıtın güzelliğine bir kere daha hayran oldum. Agatha Christie'nin sık sık anımsatmaktan çekinmediği üzere Shakespeare'ın Othello oyunundaki Iago karakterinden esinlendiği psikolojik cinayet yöntemini hakikaten çok ilginç ve dahiyane buluyorum.
-Sürprizbozan sonu***
Kitapta en sevdiğim sahnenin Bayan Franklin'in odasında toplanıp kahve içtikleri ve Hastings'in gazetedeki bulmacayı çözdüğü yer olduğunu söylemem gerek. Hani o yıldızların kaydığı ve herkesin balkona koştuğu akşam..
Roman içerisinde çok sayıda şahane düğüm olduğu için sonunda bunların tek tek çözüldüğünü okumak da ayrı bir zevk diyebilirim.
Agatha Christie's Poirot televizyon filmleri serisi geçtiğimiz kasım ayında 'Curtain' ile tamamlanmıştı ama filmi izlemeye elim gitmiyordu bir türlü. Nisan okumamız esnasında eşzamanlı olarak onu da izledik. Poirot'yla yaşanan tüm o güzel maceraların anısıyla Styles'a yeniden dönmek gözyaşlarıyla ıslanan bir hatıra oldu bizim için..
*Ve Perde İndi üzerine canım arkadaşım Deniz'in
güzel yazısını okumak isterseniz buyrunuz.
*Tüm Hercule Poirot kitaplarını kronolojik sırayla görmek için kütüphanenin
Poirot Odasına geçebilirsiniz.